Kelepirci 60

EROİN TRAFİĞİNİN GİZLİ TARİHİ

EROİN TRAFİĞİNİN GİZLİ TARİHİ
19 Eylül 2010 Pazar, 22:56 Amerikalılar 150 yıldır uyuşturucu kartelini kontrollerinde tutuyorlar...

ÜMİT OĞUZTAN YAZIYOR...


Amerika'nın eski aileleri ve belli sosyeteler örneğin Yale'nin Kemikler ve İskeletler gibi zevk ve eğlence çeteleri; para ve etkileri nedeniyle uyuşturucu işiyle uğraştılar. Bu sosyetelerin dışında Russell gibi aileler de uyuşturucu işine girdiler.

1823'de Samuel Russell, kendi şirketini kurdu. Hızlı gemilerle Orta Doğu ve Çin'den küçük partiler halinde afyon getirtti.1830'da Russell ülkeye en fazla afyon sağlayan ve dağıtan Perkins firmasını satın aldı. Çin'in Kanton bölgesindeki adamı Waren Delano Jr.'du.

Waren Delano Jr. Amerika'nın ikinci dünya savaşındaki başkanı Franklin Roosevelt'in dedesiydi. Russell'in ortakları arasında Coolidge, Sturgis, Forbes ve Low aileleri vardı.
1832 yılmda Russell'in kuzeni William Huntington Kemikler ve İskeletlerin Amerikan versiyonu olan locayı kurdu. Bu loca Amerika'nın en zengin ve en etkili ailelerini çekmeyi becerdi. Merkez üyeleri en etkililerden oluşuyordu bunlar;Lord, Whitney, Taft, Jay, Bundy, Harriman, Pinchot, Rockefeller, Goodyear, Sloane, Simpson, Phelps, Kellogs, Perkins gibi ailelerdi. Bu aileler, Amerikan istihbarat teşkilatlarıyla yakın bağları olanlardı. Eski başkanlardan kemik adam locası üyesi George
Bush, CIA'in 1975-76 döneminde başındaydı.

Onun haber alma ilişkileri çok eskiye Yale Üniversitesi dönemine dayanıyordu. Bağımsızlık savaşları döneminden kalma üniversite öğrencilerini bir çeşit haber almacı olarak yetiştiren bir şebeke olan 'Culper Ring' nin üyesiydi.

1903'de Yale Divinity okulu, Çin'de sayısız okul ve hastaneler kurdu. Mao Zedung oradaki üyelerinden biriydi.1930'da 'Yale China' (Çin Yalesi) adında teşkilat haber alma ilişkilerini geliştirilmek üzere kuruldu.

Bayer isimli bütün dünyaya ilaç dağıtan ve üreten eczacılık firması 1898 den beri Afyon ve Eroinin bir numaralı alıcısıdır. Ama bu gerçek nedense gözlerden gizleniyor ve gizlenilmesinde çok büyük özen gösteriliyor.. Eroin ve Kokain, Birleşmiş Milletlerin kuruluşuna kadar satılması ve alınması serbestti.1920'lerde Amerika'da yasaklandı. Ama alışkanlık kullanıcılarla beraber 1939 ila 1946 yılları arasında savaşla beraber sürdü.

VİETNAM SAVAŞI

Hindi-Çin'i ikinci dünya savaşında Japonların almasına kadar Fransız etkisindeydi.İkinci dünya savaşının bitmesinden sonra, Fransa Vietnam, Kamboçya, Laos ve Tayland üzerinde nüfüsunu tekrar arttırdı. Bu arada bağımsızlık hareketleri Fransa'ya karşı hareket başlattılar. Viet- Min tarafından düzenlenen son bir savaşla (Dien Bien Phu) 1954 yılında Fransız hakimiyeti son buldu ve Fransızlar Hindi-Çin'den çekildiler. Yerlerini Amerikalılar doldurmaya başladılar.

Fransızlar Afyon ticaretinden kazandıklarıyla finanse ettikleri geniş bir istihbarat ağını bölgede aktif hale geçirdiler. Maurice Belleeux, eski SDECE' (CIA'ye benzeyen Fransız haber alama teşkilatı)'nın başı, ünlü tarihçi Profesör Alfred McCoy'a yaptığı samimi itiraflarda sabittir. Bir cümlesinde söyledikleri altı çizilecek kadar önemlidir: Fransız Askeri Haber Alma Teşkilatı Hindi-Çin'deki bütün operasyonlarının masrafını uyuşturucu ticaretinden karşılıyordu. Bunun içinde 1946'dan 1954'e kadar süren Fransız sömürge savaşlarının masraflan da dahil.

Belleux, bunu detaylarına kadar açıkladı. Fransız paraşütçüleri kırsal alanda yaşayan köylülerden zorla veya korkutarak hammaddeyi alıyorlar ve Fransız askeri uçaklarıyla Saygon'a getiriyorlar ve oradaki yerli MAFİA'ya veriyorlardı. Yerli MAFİA işlenmesini ve dağıtımını üstlenmişti.İşlenmiş bu mallar Fransa'daki Korsikalı suç çetelerine verilmek üzere Marsilya'ya gönderiliyordu. Bu mallardan Avrupa ve Amerika'ya da gönderiliyordu. Adı üzerinde bilinen 'Fransız Bağlantısı' buydu ve filmlere konu olmuştu. Bütün bu bağlantılarda Fransız devletinin parmağı vardı ve toplanan paralar Fransız gizli servisi ve devletinin ortak hesabında toplanıyordu.Fransız hakimiyetinin bitmesiyle Amerikalıların tüm mal varlıklarını aldığına inanılıyor.

Vietnam savaşı cümlesi bazılarınca yanlış anlaşılıyor. Aslında bu cümle şöyle olmalı: 'Güney Doğu Asya Savaşı' zaten doğrusuda budur. Vietnam'da olan savaşlar medyada konuşulduğundan bu terim Vietnam Savaşı olarak kaldı. Oysa Laos, Kamboçya ve Tayland'da gizli savaş 1980'lere kadar devam etti. Bu savaş CIA'in küçük sıcak savaşıydı. Bu savaşta Amerikalı havacılar, askerler ve haberalma birimleri bir zamanlar

Amerikalı askerlere işkence eden sinsi hükümetlerle ve yerel aşiretlerle yapıldı.
Amerikanın askeri stratejisi hiç bir yerde görülmeyecek kadar ilginçti. Amerika'nın dış politikasını belirleyenlerin bilmediğinden öte Amerika bu savaşı bir yılda bitirebilecek askeri üstünlüğe sahipti. Bu memorandum Amerikan Milli Güvenlik Konseyinin 68. Maddesinde hecelendi. Her şey soğuk savaşın yüzü suyu hürmetineydi. Eski 'Özel Görev' birlikleri İstihbarat bölümü başkanı ve Uzakdoğu komutanının Kongrede 1996 yılında verdiği yeminli ifadede Albay Philip Corso; aynen Kore savaşında olduğu gibi bu savaşta da 'Yalnız savaş, ama kazanma' taktiğinin yürütüldüğünü söyledi. Daha sonra Corso, Beyaz Saray Milli Güvenlik Konseyi, Operasyonlar Koordinasyonu Başkanlığı'na getirildi.

Savaşı kazanma politikası Amerika'nın üstünde durduğu konu değildi.Önemli olan bölgeyi kontrol etme savaşıydı. CIA bölgede bağlantılarını koruyuncaya kadar biraz zaman geçti. Bu dönemde Batı Avrupa ve Amerika'da eroin kullanıcıları çoğalmış ve bölgede eroin üretimi roket hızıyla artmıştı. Vietnam'da savaşan askerler arasında da eroin kullanımı yaygınlaşmıştı. Bazı iddialara göre Vietnam'da savaşan askerlerin dörtte biri eroin bağımlısıydı. Askerler eroine 'Çin Beyazı' diyorlardı.

Uyuşturucu dağıtımı Vietnamlılar arasında yaygındı ve bazen rütbeler ona göre belirleniyordu. Bu adamlardan biri Başkan Nguyen Van Thieu'nun asistanlarından Dan Van Quang isimli generaldi. Aynı zamanda Meo aşiretinin de Lideri olan General Dan Van Quang aşiret üyeleri CIA'in gizli savaşında yer alıyorlardı. Aynı General Laos'daki Afyon üretiminden sorumluydu. Baş yardımcısı ise başka bir General olan Vang Pao idi.General Vang Pao, Laos'da yetiştirilen afyonların CIA'in kurduğu 'Air Amerika' isimli havayollarıyla Laos'dan toplanıp taşınmasıydı.(Tıpkı Afganistan'dan Pakistan'a CAT isimli Amerikan uçak firmasıyla nakledilmesi gibi) Amerikan helikopterleri inanılmayacak kadar çoktu, özellikle Long Tien'de. Long Tien'de General Pao'nun ham afyonu Çin'in 4 numaralı afyonuna dönüşüyordu. Bu noktada CIA görevi devralıyordu.

Aynı zamanda CIA ve Pao, kendi havayollarıyla (teşkilatta çalşanlar buna Air opium, yani Afyon Hava yolları diyorlar) askeri bir hava üssü olan Ton Shon Nut'a büyük miktarlarda mal sevk ediyorlardı.Oradan bir kısmı uyuşturucuya alıştınlmış askerlerle Amerika'ya, diğer kısmı da Marsilya'daki Korsikalılara gönderiliyordu. Hatta Küba bağlantılı Korsikalılar, Floridalı büyük MAFİA lideri Santos aracılığı ile Amerika'ya sokuluyordu. Normal bağlantısı Vietnam'dan dönen askerlerin çantalarında veya ölen askerlerin tabutlarında getiriliyordu.

Amerika'daki politikacılar, askerler ve gençler arasında büyüyenler, uyuşturucu problemiyle ilgilenmiyorlar, neredeyse böyle bir problemin varlığından haberdar bile değildiler. Hatta bir seferinde zamanın devlet bakanı Henry Kissinger, Washington Post Gazetesinin muhabirleri Woodward ve Bernstein'e: Askerler dış politika için kullandığımız, aptal emanetlerdir demişti. Eğer bu sözleri diplomasinin bir cilvesi kabul edersek, basit bir vergi ödeyen Amerikan vatandaşı olarak uyuşturucunun büyük merkezlerinde satılmasına ne dersiniz?... Eroin alışkanlığı 68 kuşağını kat kat aştı. CIA' in gizli savaşını finanse etmek için Avusturya'nın Nugan Hand Bankası'nda bu paralar aklandı. (Tıpkı, öldürülen tefeci Nesim Malki'nin Kıbrıs'ta faaliyete soktuğu Tunca Bankta olduğu gibi) 1970 yılında Amerika'nın Kamboçya'dan çekilmesinden sonra yeni bir eroin bağlantısı kuruldu. Eroinin taşınması yolunda Kamboçya bir bağlantı noktasıydı. Uyuşturucu yolu Vietnam Deniz Kuvvetleri eliyle Mekong nehri boyunca taşınıyordu ve Vietnam Deniz Kuvvetleri Phnom Penh'de bir üs kurmuştu. Haftalar sonra 140 Vietnam ve Amerikan deniz aracı ile yüzbaşı Nyugen Thaanh Kamboçya'ya girdi.Gösterilen neden: 'İnsanları olası bir kurtarma operasyonundaki taktikti' (!) Oysa ki; bu örtü altında pek çok afyon Güney Vietnam'a sokuldu. Amerikalılann Güney Vietnam'dan çekilmesinden sonra, bu işleri en fazla kışkırtan General Quang, Amerikan Askeri Üssü Fort Chaffe yakın bir yere Montreal Kanada'ya yerleşti. Onun Kanada'ya yerleşmesinde Amerika'nın Kanada'ya büyük baskısı oldu.(Tıpkı Afganistan eski Başbakanın Prof.Dr. Ahmed Şah Ahmed Zeyd'in Türkiye'ye yerleşmesi gibi)

KIZIŞAN REKABET VE OLUŞTURULAN PAZAR

Bir de savaşın öbür yüzü vardı. CIA ile Amerikan Uyuşturucuyu önleme örgütü (DEA) arasında sürüp gelen bir savaş.1991 yılında bir radyo konuşmasında Profesör Alfred McCoy bu iki örgüt arasındaki kurumsal ilişkiyi özetledi. Şimdiki ismiyle DEA'nın adı 1930 yıllarında Federal Narkotik Bürosu (FBN) diye, anılıyordu.İkinci Dünya Savaşı'na kadar en etkin çalışan kurumlardan biriydi.İkinci Dünya savaşıyla beraber bu kurum içinde çalışan anahtar roldeki ajanlar, birden bire 'Stratejik Servisler Ofisi'ne (OSS) alındı. 'OSS' daha sonra, CIA adını aldı. McCoy, bu ilişkisini halen sürdürüyor...Yani CIA dünyanın bir köşesinde uyuşturucu işiyle uğraşırken DEA uykuya dalıyor (!)

DEA, CIA'in dışından gelen uyuşturucuyla göstermelik savaşını tüm dünyada sürdürüyor, böylece eroin karteli CIA'in kontrolündü tutuluyor. Eğer akılcı bir sonuca ulaşırsak; CIA in kontrolündeki uyuşturucu dağıtıcıları yerlerini sağlamlaştınrken Global uyuşturucu piyasasında söz sahibi olmaya başladılar. Bu Amerika'yı en büyük uyuşturucu satıcısı durumuna getirmektedir.

Amerika'ya giren eroin iki bölgeden geliyor, bu bölgelerin her ikisi de CIA tarafından kontrol edilmektedir.Bunlar Güneydoğu Asya ve Amerika'nın yakın dostu Türkiye (!) 1973 yılında Ricard Nixon, uyuşturucuya savaş açtığında Türkiye'ye kapısını kapattı. Bu sebeplerden biri Türk Haber alma birimlerinin CIA operasyonlarına geçit vermemesiydi. CIA'in Türkiye'de askeri muhatap bulamaması da çok önemli ve etkin engeldi. Türk mallan MAFİA tarafından Avrupa'ya pazarlanıyordu. Bu gelişim altın üçgen denen Güney Asya'nın mallarında olağanüstü bir talep artışı yaşattı. Özellikle Burmanın mallarına talep çok fazlaydı.1949 yılında Mao'nun Kızıl Ordusuna karşı Şan Kay Şek yönetiminde karşı ordu oluşturuldu.( Bugün Afganistan'da olduğu gibi, Taliban ve Dostum güçleri benzeri) CIA, Şan Kay Şek'in ordusuna büyük bir yardım kampanyasına başladı, amaç bu yolla Çin içindeki anti-komünist karşıtlıkları alevlendirmek ve istihbarat sağlamak. En önemlisi Güney Doğu Asya'nın işgalini önlemekti. Bu bölgedeki küçük gizli savaşını finanse etmek için; geniş bir narkotik bağı kurmak gerekiyordu. Orada eski OSS vardı ve o bölgeyi dünyanın en büyük uyuşturucu üreten ülkesi haline getirmesi gerekiyordu.1961'deki rakam yaklaşık 1.000 tondu. Bugün Burma'nın uyuşturucu üreten tarlaları CIA tarafından kontrol edilip gözleniyor. CIA'in sadık bekçisiyse Savaş Baronu Khun Sa!

KHUN SA
İşte burada öykü yine dönüp dolanıp aynı yere geliyor. Albay Edward P.Cotolo, tarafından imzalanan bir ifadede Amerika'nın direk olarak Kolombiya, Bogata ve Panama'dan kokain sevk edildiği anlatıldı. Amerikan Özel Kuvvetleri'ndeyken Güney cephesi komutanı olarak o zaman Albay James Bo Gritz vardı. Bo Gritz, Cotolo'nun ölümüyle yakından ilgilenmişti ve her ikisi de Savaşta Kaybolan Askerler ve Esirler (MIA/POW) kampanyaların uzun zaman destekleyicileriydi.

Amerikanın bağımsız başkan adaylarından iş adamı Ross Perot tarafından bilgilendirilen Bo Gritz, üç (POW ) savaş esirinin Khun Sa tarafından tutulduğu bildirildi ve Khun Sa, onları Amerikalılara geri vermeyi kabul etti. Ross Perot'un girişimleriyle Çin hükümetiyle anlaşma yapıldı ve Khun Sa'nın uzak bir yerdeki tepelerde bölgesine gidilme kararı alındı.Gritz'in çok iyi bildiği bir şey vardı ki; eskiden Özel Harp Ofısinde çalışmış bir kaç arkadaşıyla çok çabuk ve arada kimse olmadan gidebilirdi.Kendi bağlantılarını kullanarak Shanland denilen bölgeye gitmesi üç gün aldı. Sonunda Khun Sa ile buluştu ve Khun Sa, elinde hiç bir zaman Amerikan Savaş esirlerinin olmadığını söyledi. Gritz, Amerika'nın onun afyon ticaretini engelleyip engellemediğini sordu ,onun cevabı çok ilginçti: 'Amerika hiçbir engelleme yapmamıştı!' O zaman da Khun Sa'nın yıllık afyon satışı yaklaşık bin tondu ve çoğunluğunu Amerika satın alıyordu. Konuşmanın sonunda afyondan nefret ettiğini ve ticaretini başka bir işle değiştireceğini söyledi. Gritz'in anladığı o yalnız dağıtımını üslenecek, üretimini başka adamlara verecekti. Ama şurasında bir doğruluk vardı ki;, eğer Amerika uyuşturucuyla savaşta harcadığının onda birini burada harcasa köylüler başka bir bitkiyi yetiştirebilirlerdi.

Gritz, böyle bir teklifin yapıldığını ve reddedildiğini öğrendiğinde adeta şok olmuştu. Eski yeşil bereli albaylardan biri Gritz'e: Eğer bu tür konuşmalara devam ederse temizleneceğini söylemişti. Bütün bu tehditlere aldırmadan Gritz, Mayıs 1987'den beş ay sonra; Burma'ya geri döndü ve Khun Sa, ile yeniden görüştü. Gritz, bu gidişinde yanına video kamera aldı ve bu ticarette adı geçenleri isim isim kaydetti. Verilen isimler şu anda uyuşturucuyla ilgilenenler ve ölmüş olanlardı. Amerikan Devleti için uyuşturucu almakla görevli subayın ismi Richard Armitage idi. Bahsedilen isim çok iyi bilinen bir bürokrattı. Armitage'nin mal alım subayının adı ise Santos Traffıcante idi. Gritz, bunun Florida'nın ünlü MAFİ patronu olduğunu bilmiyordu.

Gritz, 1991'de verdiği konferanslarda Khun Sa'nın eroin yolunu anlatırken, Amerika'nın bir ton eroine ödediği paranın üç yüz bin Amerikan doları olduğunu ama, bir kilo eroinin sokaktaki değerinin bir milyon dolar olduğunu açıkladı. Ve çok yalın cümlelerle şöyle söylüyordu: Hiç kimse bu derece karlı bir işi bırakmak istemez

Gritz, 1987'de kurumdaki bazı bürokratlarla görüşmeye çalışmış, özellikle George Bush ile ama, yalnızca not alınmış ve öyle kalmıştı. Bütün görüşme taleplerini geri çevirmişlerdi. Eroin baronu Khun Sa, 15 Mart 1988 tarihinde George Bush'a bir mektup yazmış ve bir ton afyonu parasız göndereceğini bildirmişti. Bunun bölgede afyon ekiminden vazgeçilip başka bitkilere yöneleceğinin bir işareti olarak algılanması için yapmıştı. Bush, bu mektupla ilgilenmemişti ve Senato da ilgisiz kalmıştı.
Gritz, o zaman Amerikalılardan hükümetlerinin ne yaptığı konusunda uyarmak amacıyla bir kampanya başlatmıştı. Bu kampanyadan sonra Gritz'in Burma'ya giderken sahte pasaport kullandığı için soruşturma açılmış ve mahkemeye çıkarılmıştı. Ama; Gritz dünyanın bu karanlık bölgesine gitmenin ancak sahte pasaportla olacağını söylemiş ve jüriyi inandırmış, suçsuz bulunmuştu.

Gritz, o zamandan halka açık yerlerde ve medyada boy gösteriyor, zaman zaman bazı medyanın ve kurumların iftiralarına maruz kalsa da yoluna devam ediyordu.İş bununla kalmıyor, Richard Armitage aleyhinde gizli faaliyetler de açığa çıkmaya başlıyordu. Bu Amerikalıların uyandığının bir işareti sayılır mı pek belli değildi.

UYUŞTURUCU CASUSLARI

Çok güvenli bir kaynaktan alınan bilgiye göre; Armitage, Başkan Reagan'ın yanına askeri danışman olarak Albay Dave Brown'u yerleştirdi. Bundaki amaç; günlük oluşacak buna benzer problemleri çözmekti.

Başkan Regan, çok etkili bir biçimde susturulmuştu. Beyazsaray'ı bilenlerin deyimiyle Armitage ve onun akıllı arkadaşları susturmuşlardı.Ve onlar Beyaz sarayda da çok etkiliydiler.
1989'un şubatında Armitage, savunma bakanı adayıydı! Ne de olsa George Bush, seçimlerden galip aynlmıştı. Ama Dışişleri Bakanlığı'nın Uzakdoğu İşleri Müsteşarı olarak atandı, her nedense bu atama durduruldu ve Amerikan Ordusunun ikinci sorumlusu ilan edildi! Bu durdurmanın arkasında Adalet Bakanlığı'nın ve FBI'ın narkotik suçlarla ilgili araştırmaları vardı. Ama Başkan Bush'un atadığı başsavcı Thomburg suçlamaları geri çekti!

Bu olaylar olurken Armitage, Başkanın organize ettiği federal savcılardan oluşan bir komisyonun soruşturması sürüyordu.Bu komite özellikle uyuşturucu ve kumar suçları ile ilgili bir komisyondu. Soruşturmanın sonucu Vietnamlı bir kadın olan Ngdyet Tui (Nanetta) O'Rourke ile çok yakın ilişkileri olduğu açığa çıktı (!) O'Rourke, Amerikan menşeli geniş kumar ağının Vietnam'da organizasyonunu yapan bir çetenin başındaydı. Bir kaynağa göre şüpheli bir biçimde bu kadın Amerikan vatandaşlığını kazanmıştı. Bir de kadının pahalı bir telekız olma ihtimalleri vardı. Armitage ile bu kadının ilişkilerinin Vietnam savaşına kadar uzadığı meydana çıktı. Rourke, o yıllarda Saygon'da karanlık işleri olan bir bar işletiyordu. Bu barın Armitage tarafından işletildiği şüpheleri vardı. Başka bir kaynak, kadının evlendiği kumarhane işletmecisi Amerikalı adamın da CIA bağlantılarının olduğunu ortaya koyuyor.( Türkiye'nin kumarhaneler kralı Ömer Lütfi Topal, eroin ve silah kaçakçılarının paralarının aklandığı arenaların sahibi olmasaydı, ne onca servete kavuşabilirdi, ne de öldürülmüş olurdu)

Konuyu araştıran bir başka savcı da Armitage'nin kirli olduğuna inandığım ve araştırmasının o zamanın Savunma Bakanı Frank Carlucci ve öbür patronlar tarafından olayın örtbas edildiği kanısındaydı.1975'de Armitage, Vietnam'dayken Carlucci, CIA'de iki numaralı adamdı. Buna benzer pek çok Armitage, soruşturmaları perdelendi. Ama bazı önemli bilgiler alınmış oldu. Araştırmacılar O'Rourk'e ile Armitage'nin birlikte çıplak çekilmiş fotoğraflarını ele geçirdiler, araya bazı politikacılar girdi, bu fotoğrafın Kuzey Vietnamlılarca çekilip Armitage'nin casus olması için şantaj amacıyla kullanılmak istendiğini iddia ettiler.

Bu iddialar üzerine Armitage'nin devletle ilgili işlerine son verildi. Savunma Bakanlığı Armitage'nin asla kapalı kapılardan geçemeyeceği açıkladı. Armitage, söylediklerinin aksine bu kadar suç dosyası açılmasına karşın; kendini yasalar önünde temizledi! Daha doğrusu Amerikan Hükümetinin pek çok kirli çamaşırlarını bildiği için, hiç hapse girmedi ve kendisini korudu.

Yaklaşık üç bin ton eroin 1991 ila 1992 arasında Khun Sa bölgesinden Amerika'ya giriş yaptı. Paranın bir hikmeti olsa gerek ki; 4/4 araçların bile zor yol alabildiği bu bölgede, daha hızlı trafık için şimdi havaalanları yapıldı ve doğruca Tayland'ın devlet havaalanından dünyaya sevk ediliyor. Eğer Frank Carlucci, bir zamanlar CIA'in ikinci adamı olmasaydı, belki Armitage şimdi hapiste olacaktı. Ve ona bu onur kazandırmayan savunmayı niye yaptığı hiç sorulmadı.O zamanki CIA'in bir numaralı adamı Geoge Bush, göreve Gerald Ford tarafından atanmıştı. Bütün bu ilişkiler dünya küçükmüş dedirtiyor ama; kirli dünyayı da gözler önüne seriyor. Yaşadığımız bu dönemde CIA'in yaptıkları demokratik yapıyı falçatayla kesiyor. Silahlar gibi uyuşturucu da çok karlı bir iş ve gizli devlet işlerini finanse etmekte kullanılıyor.Yani kısacası; deniz aşırı ülkelerde sürüp giden bu savaştan hem silah satarak hem de uyuşturucu sevk ederek para kazanıyor, kendi ülkesindeki insanlarını da uyuşturucularla uyutuyor. Burada yazılanlar, Amerikalılar adına, onların vergi paralarıyla sözde 'özgürlük' ve sözde 'demokrasi' için gerçekleştiriliyor.

1991 - 1992 yılları arasında Khung Sa bölgesinden Amerika kıtasına giriş yapan üçbin ton eroinin yerini daha sonraki yıllarda Afganistan'da yetişen üç bin iki yüz ton afyonunun Pakistan'da işlenerek Türkiye üzerinden Amerika kıtasına geçmesiyle sürmüştür. Sağlanan paralarla da Asya, Ortadoğu ve Afrika ülkelerinde yönetimlere müdahale edilerek 'Ilımlı İslam Kuşağı' yaratılma çabaları sürdürülmektedir. Somali, Sudan, Cezayir, Afganistan, Pakistan, Türkiye, Suriye, Irak, Suudi Arabistan, Kuveyt gibi ülkeleri ve içlerinde bulundukları koşulları biraz olsun gözönüne getirmek aynı zincirin halkalarını ortaya çıkartmaya yeterlidir.

GÜVENLİK KOLEJİ PROJESİ

Amerika Birleşik Devletleri'nde öğrenim gören pek çok insanımız, çeşitli kurslar adı altında eğitilip kamu kuruluşlarında görev almaları sağlandı. Bu çalışmaların en yoğun olduğu dönem Özal'ın hükümet olduğu zamana rastlıyordu. ABD çıkışlılardan o günlerde 'Prensler' diye, söz ediliyordu ve geçip giden zaman içinde içlerinden 'Engin Civanlar' çıktı!! Bugün Türkiye üzerinde yeni bir tuzak kurulmak isteniyor. Son yıllarda peş peşe kurulan 'Özel Güvenlik Şirketleri'nin verdiği hizmette giderek artan bir talep oluşundan yola çıkan ABD, sözde Kolej adı altında örgütlenme ve sızma projeleri geliştiriyor. Amerika'da faaliyet gösteren 'İnternational American Academy Of Security' (Uluslararası Amerikan Güvenlik Akademisi)'nin başkanı olduğunu söyleyerek, kendisini de, Hakantürk (yazıldığı gibi. Son yıllarda başkaları tarafından yazılan bazı dosyaları kitap halinde yayınlamasıyla dikkat çekmektedir. Deşifre olmasına karşın o hala kendisini "sözde yazar" olarak tanıtma çabasındadır.) adıyla, tanıtan ve birçok istihbaratçı ile çok yakın ilişkileri olduğunu söyleyip Türkiye'de Amerikalıların finanse edeceği bir Koleji kurma çalışmaları içinde olduğunu açıklayan, Abdullah Çatlı ile ilgili bir de kitap yayınlayıp yazar unvanına da kavuşan Hakantürk, güvenlik görevlileri eğitip yetiştireceği, bu okul sayesinde pek çok önemli kişinin güvenliğini sağlarken, önemli kaynaklara da ulaşmış olacağını fısıldayıp kendisine yandaşlar arıyor! İşte Türkiye ve pek çok geri kalmış ülkelerde oynanan oyunlar ve CIA.-.Ülkemizde faaliyet göstermek için Amerikalı işadamlarında fınanse edileceği söylenen bir güvenlik koleji kurma çalışmalarının ardında nasıl bir örgütlenme ve sızma çalışmaları gerçekleşecek hiç belli değil!

KOF ÇIKAN PLANLAR

Uyuşturucuyu önleme yolunda muhafazakar cephenin 1995 ile 1998 arasına yayılan üç yıllık bir uyuşturucu önleme planı var. Planda var olan unsurlara göre 100 bölgede uyuşturucu önleme merkezi açmak için 10 milyon İngiliz paunduna ihtiyaç var. Zaten bu paranın 6 milyon paundu okullara gidecek. Kalan diğer bölümü ise diğer ofislerde harcanacak. Bütçedeki diğer harcamalarla birlikte yaklaşık 17 milyon paundluk bir paraya ihtiyaç duyuluyor. Bu plana göre ne kadar gencin ve çocuğun uyuşturucudan uzak tutulabileceği ise kuşkulu. Yani bu plan gerçekleşseydi paralar sokağa atılmış olacaktı. Eğer Amerika'nın uyuşturucuyu önleme planına harcadığı paralara bakılacak olursa, fark hemen görülür ve sonuç olarak bu planların geçersiz kaldığı anlaşılır. Amerika uyuşturucuyla ilgili 1988 ile 1994 arasında tam 52 milyar dolar harcadı. İşte sonuç ortada!..Bu planları yapanlar bile şunu inkar edemiyorlar: Uyuşturucuyla savaş planlandığından daha farklı.

KEL DANNY VE CÖMERT BOB
Kel Danny, ABD'nin güneyinde yaşayan bir uyuşturucu dağıtıcısı ve bunu inkar da etmiyor. O, hayatını uyuşturucu satıcısı olarak kazanıyor ve işinin ustası! Eğer müşterisiyseniz, size polisin yapacağı uyuşturucu taramasındaki kan testinden tutun da idrar testine kadar nasıl kurtulacağınızı da anlatıyor. Aynca; hakkınızda yapılacak bütün yasal işlemlerin nasıl gerçekleşeceğini ve bu işlemlerden nasıl kurtulabileceğinizi de söylüyor. Kel Danny, konuşurken sanki dini bir tören yapılıyormuş gibi, ciddiyetini de koruyor.İşte uyuşturucu problemiyle ilgili olarak Amerikalı bir gazeteciye söyledikleri: Orta bir sınıftan geliyorsun. En fazla nereden gelip nereye gidebilirsiniz ki? Bütün bu sorular yetişkinliğimden itibaren hep aklımdaydı.Uyuşturucunun dışında hep yeni çözümler aradım, acaba başka ne yapabilirim diye! Şimdi arkama dönüp baktığımda her şey çok komik geliyor. Kendimi, toplum içindeki yerimi yalnız hayal dünyasında görüyorum. Onun bu alt kültürdeki yeri kendine bile hayal geliyor. Bunlar bize mantıklı gelmese bile, hepsi de gerçek. O, toplumdan kendisini soyutlamış bir uyuşturucu satıcısı. Zaten kendini var olan topluma kazandırmak da istemiyor. Kel Danny, acaba neden uyuşturucudan kurtulmak istemiyor? Onu da şöyle açıklamış: Benim küçük kasabadaki yaşamım bundan ibaret. Uyuşturucudan zaten hiç kurtulmak istemedim; çünkü onun sayesinde her zaman kendime güvenim tam, para kazanıyorum ve mutluyum.

Amerikalı gazetecinin görüş aldığı bir başka uyuşturucu kullanıcısı da Cömert Robert ise; zengin bir ailenin çocuğu, gördüğü eğitim ve onca tedavi, hiçbir şey uyuşturucudan kurtulmasma yetmemiş. 0 bu haliyle çok mutlu olduğunu söylüyor. Bu durumda fazla yapacak bir şey de yok onun için. Uyuşturucuyla mücadelede en büyük açmaz da bu zaten!

Alışan herkes memnun. Eğer toplumu uyandrıp bilinçlendiremezseniz, yapacak fazla bir şeyiniz de yok zaten.

Şimdi bütün dünyada uyuşturucu kullananlar arasında geçerli bir düşünce var. Bu düşünceye göre Ekstazi zararsız bir uyuşturucu! Bu konuda dünyadaki bütün araştınnalarla ilgili olarak sizinle sonuna kadar tartışırlar. Onları kesinlikle Ekstazinin zararlı olduğuna ikna edemezsiniz. Hatta onların ana babalarma göre de Ekstazi, çocuklarım neşeli ve sevimli yapan bir şeydir! Bu neşeyle çocuklar dansa giderler, eğlenirler, mutlu olurlar. îşte bu, tam da aş ve iş kavgası olmayan toplumlara göre bir sorundur. Burada toplumda böyle şeyler olurken biz kamı tok insanlar, ekmek kavgası gibi derdimiz olmadığmdan, Acaba bu akşam ne yiyeceğiz? sorusu nedir bilmediğimizden, hep böyle aptalca, Ekstazi gibi problemlerle uğraşırız, diyorlar.

KOBAY BETTSY

Amerikalı gazetecinin görüştüğü bir başka Ekstazi kullanıcısı da Bettsy... Bettsy, aslında bilimsel bir araştırma için başlamış bu maddeye. Öyküsünü şöyle anlatıyor: Ekstaziyi hayvanlar üzerinde deneyenler, beyin hücrelerinin öldüğünü söylemişlerdi. Yani bunu biliyordum. Bunu bana söyleyen araştırmacılar benim alışmamam içinse, bir sosyal araştırmacının desteği ve gözetimi altında olacağımı belirttiler. Beni geniş çaplı araştırmalardan ve testlerden geçirdiler. Benim görevim, Ekstazi kullanımı sonunda yaşadığım her şeyi onlara anlatmaktı. Böyle yaklaşık bir ay boyunca devam ettim, ama sonuçta hiç kurtuluş yokmuş gibi göründü. Giderek çok depresif bir hal aldım. Kendi kendime, Allah bu uyuşturucunun belasını versin dedim. Ama; Bettsy için kurtuluş yoktu artık. Her şey oluruna bırakılmıştı ve onun için zaman hızla daralıyordu. Bettsy, şimdi gerçek anlamda bir Ekstazi kullanıcısıydı. Bettsy, bir bilimsel araştırma için neredeyse kendini feda etmişti.

DEVLETLER İŞİN İÇİNDE

Uyuşturucu kullananlara ve uyuşturucu satıcılarına bu işten vazgeçmelerini telkin etmeye kalkarsanız, size şu yanıtı vereceklerdir: Uyuşturucuyu bırakmıyoruz! Topla mı geleceksiniz gelin, tüfekle mi geleceksiniz gelin, bizi uyuşturucu almaktan hiçbir kuvvet vazgeçiremez. Eğer bu sözleri söyleyenlerin sosyal olarak marjinal olduklarını düşünürseniz, yanılırsınız. Bu insanlar, gerçekte bir yemeğin tadına vardıkça yeni restoranlar açan patronlar gibidir....Yani söz konusu olan memnuniyet zinciri gibi bir şey. Ve toplumda sosyal bozukluklar olduğu sürece, uyuşturucu bu insanlara mutlaka bir şekilde bulaşacaktır. Devletin uyuşturucuyla savaşması kimseyi ilgilendirmiyor. Hele uyuşturucu satıcılarını hiç rahatsız etmiyor. Hiç şaşırmayın. Uyuşturucunun kullanıldığı pek çok ülkede zaten devlete bağlı teşkilatların uyuşturucu pazarladığını bilmeyen yok artık.

EROİNİ KİMLER SATIYOR?...

İnsanlığı zil karanlıklarda pembe düşler, boş hayaller, türlü felaketler ve acılar içinde ölüm yolculuğuna sürükleyen eroinin öyküsüne 'Elçiye Zeval Olmaz' adlı kitabımın, 'Eroin Yaşatmaz Öldürür' adlı bölümünde yer vermiştim. Okuyan eroin imparatorlarının hakkımdaki düşüncelerini, yaşamak zorunda kaldıklanmdan ötürü çok iyi biliyor ve onlarla ayar olmaktan çok hoşlanıyorum. Bu arada çok merak ettiğim bir şey daha var: kimler eroin satıyor?... Bir araştırmacı olarak zehir tacirlerinin isimlerini teker teker bilirim..İlgili ve yetkili herkes bildiği gibi, hemen hemen her vatandaş da bilir.. Öyle ki; onların adlarını ve arkalarında kimlerin olduğunu, sokaktan geçen herhangi bir vatandaşa sorsanız, sizi noksansız bilgilendirebilir.. Buna karşın; eroin imparatorları gözler önünde, rahatlıkla ve yıllardır sürdürürler işlerini..

Türkiye'de süregelen kirli savaşın çıkar ortakları, herbirisi birer kirli maşa olan; eroin satıcısı aileler vardır, onların yanına 'Salavat' ile yanaşılır, güçlü, vicdansız ve acımasızdırlar.

Havar, Daş, Ayanoğlu, Çapan, Ateş, Öztürk, Soltay, Soytaş, Musulluoğlu, Solhan, Baybaşin, Uğurlu, Oflu, Metin, Öcalan, Polat, Cantürk, Turgut, Temurtaş, Kaptan, Taruk, Tofan, Çetinkaya, Nazlıer, Ay, Altun, Aksoy, Koylan, Yıldınm, Kocakaya, Toprak, Pekmezci, Özbilir, Öz, Kılıç, Ulucan, Heybetli, Topal gibi isimler, zehir ticaretini ailece yapan önde gelenlerdir. Biliriz, bilinir ve bilirler.. Toplum onların adlarını duymaya alıştı. Ama; yaptıkları işin yarattığı acılara ve açtığı kapanmaz yaralara alışamadı. Bütün bu isimlerin sıradan bir MAFİA odaklanması olduğunu düşünenler ise; çok yanılırlar. Bu isimlerin devlet içinde yer alan CIA bağlantılı siyasiler tarafından nasıl kullanıldıklarının öyküleri 21. yüzyılda hasılat rekorları kıracak romanlarda yer alacak.

Bugün, ortaya çıktıkça kapatılmaya çalışılan 'Gladio' satrancının devrilip deşifre olan piyonlarının yerini başkalarının aldığını ve bunun kaçınılmaz bir realite olduğunu kabul etmemek mümkün mü? Yazı dünyasına adım attığım ilk günden beri insanlığın baş belası 'eroin'e karşı savaşmayı insanlık görevi bildim. Neden mi, çünkü; yetişkinlerin yanı sıra artık çocuklar bile uyuşturucu batağında da ondan... Artık eskiden olduğu gibi yalnızca 'serkeş' ler uyuşturucu kullanmıyor.

Ve artık hiç kimse 'esrarkeş' tanımlamasıyla, uyuşturucu alışkanlığına bulaşanları aşağılayıp, dışlamıyor. Tam tersine onları bağrımıza basıyor, içine düştükleri felaketten yakalarını kurtarabilmeleri için elimizden gelen her tür özveri ve yardımı yapmaya çalışıyor, bunu insanlık görevi kabul ediyoruz ki; doğrusu budur. Ancak, bir yanlış var! Artık uyuşturucu kullanmak bir 'statü' belirtisi oldu!İşte toplum için tehlike çanlarının çalmaya başladığı yer burası... Bugün pek çok kişi uyuşturucu kullanmayı sınıf atlama trampleni sanma enayiliğine kapılmış durumda. Bu anlayış da uyuşturucu kullanımını kanıksatma çabasımn ilk adımları... Giderek dejenere olan, her türden 'aykırılığı' modern zamanın gereği sanan ve 'ahlak' çöküntüsü karşısında 'Bana ne !' diyebilen bireylerden oluşan bir topluma dönüştük. Bu anlayış sonucunda günümüzde evlilikler bile salt etlerin ve malların paylaşılabildiği bir dünya haline geldi.İşte aynaya bakmaya cesareti olmayan bir toplumun geldiği nokta..

Huzurevlerinde yalnızlığa terk edilen nice yaşlı insanımızı bir iğne yapıp zamanından önce öbür dünyaya göndermeye başladığımızı, politikacılar tarafından avuçlarımızdaki 'oy' ların çalındığını, devletin kasalarının bir gecede sessiz sedasız boşaltılmakta olduğunu, hepimizin birer 'Köle İsaura'ya dönüştürüldüğünü görmezden geliyoruz. Ne acıdır ki; hiç de hak etmediğimiz halde, en doğal hakkımız olan yaşam hakkımızın bile sorgusuz sualsiz çetelerce elimizden alınabildiğini görmüyoruz.

Sessiz, korkak, sünepe, ürkek, adam sendeci, bananeci, sorumsuz, aymaz, uyutulan, tepkisiz bir toplum olduğumuz gerçeğini ise; kabul etmiyoruz. Gece yataklarımızda mışıl mışıl uyurken, yapılan şok zamlarla cebimizdeki cüzdandan paracıklarımızın -üstelik yasalar alet edilerek- çalındığını bile algılayamıyoruz. Ne hayret verici! Henüz yaşamın çok başındaki küçücük çocuklarımız fuhuş pazarının vitrinlerinde satışa sunuluyor, gülüp geçiyoruz ve modern insanlık, insanlık dışı bir iştahla onları arzulayabiliyor!İstiklal savaşı gazilerimizi dilendiriyor da hiç vicdan rahatsızlığı duymuyor ve utanmıyoruz! Henüz 14 yaşındaki çocuklara okulların kapı önlerinde 'eroin' satıyorlar da inanamıyor, inanmak istemiyor, istisnai olaylar gibi, bakıp küçümseyebiliyor ve hiç önemsemiyoruz! Geleceğimizin zehirlendiğini bilmezden gelmekten daha büyük bir felaket olabilir mi?... Eroini kimler satıyor, sorusunun yanıtını almak için; ne yaptık?...

Eroini kimler satıyor?... Artık bu sorunun yanıtını biliyorsunuz. Ve gönlünüz rahat yatağınıza uzanıp derin uykularınızda renkli düşlere dalıp bu dünyanın çirkinliklerinden kurtulabilirsiniz. Bazı yazı adamları, birilerinin uykularını kaçırıp renkli düşlerini bozmaya devam edecek.. Neden mi, yapıyorlar bunu?... Sizler, daldığınız derin uykuların renkli düşlerinden uyanıp da rahatsız olmayasınız diye!..

İÇİMİZDEKİ KİMYASALLAR

1993 Kasımında başkan Clinton uyuşturucuyla savaşı kaybettiğini resmen açıkladı. Bu yıllarda uyuşturucuyla savaşta milyarca dolar harcanmasına karşın, Amerika'da bu kadar geniş bir alana hiç yayılmamıştı. Orta sınıf İngiliz vatandaşlarının gözünde uyuşturucu bağımlılarının hiçbir önemi yokken, evlerinden çalınan eşyaların önemi çok büyüktü!

Uyuşturucu, başlı başına bir sektör. Büyük paraların yatırıldığı ve karşılığında büyük kazançların elde edildiği illegal bir sektör... Öte yandan, uyuşturucuyla mücadelede büyük paralar gerektiriyor! Örneğin Amerika uyuşturucuya karşı giriştiği savaşta şimdiye kadar 52 milyar dolar harcadı! Ancak; bu Amerika'nın uyuşturucu ticaretini elinde bulundurmasından elde ettiği paranın yanında göstermelik olarak bile olsa çok komik bir miktardır. İngiltere İşçi Partisi de, uyuşturucuyla savaş başlatırken bu maliyeti göze alabilecek miydi ve nasıl bir yöntem izleyecekti? Sorusuna yanıt bulmakta zorlanıyordu.

Konunun uzmanlarına göre, her şeyden önce, savaş için bir koordinasyon merkezi gerekli. Burada büyük kararlar alınarak yanlışların düzeltilebileceğini, yeni stratejiler saptanması gerektiğini savunuyorlar. Uzmanlar arayışlarını sürdürürlerken, sıradan insanlar ise; neler olup bittiğini hiç bilemezler. Uyuşturucuya karşı olan savaş daa bunlardan biri.. İngiltere'de daha önceleri her pazartesi yapılan, son derece masum Mutlu Pazartesi Gecesi'ndeki dans partilerinde içki fiyatları yarı yarıya iniyor, Pills'in Thrills and Ballyoches isimli bir numara olan şarkı sokaklarda yankılanıyormuş. Ancak; zamanla bu zararsız görünen dans partisi uyuşturucusuz ve Ekstazisiz gerçekleşmemeye başlamış! Bu nedenle artık Dry Bar'ın köşesinde 'Life-line' (yaşam hattı) isimli uyuşturucu danışma merkezi kurulmuş. 1990'larda bu barda insanlar sadece içip sohbet ederlermiş. Ama, sonra yeni bir akım başlamış; uyuşturucu akımı. Uyuşturucular takip edilip yakalanması en zor olan yasa dışı kimyasal maddeler. Bunların satılması elde edilmesinden daha kolay. Bu bara gelen insanların çoğunluğu bir müddet sonra, uyuşturucu kullanmaya başlamışlar. Daha önceleri uyuşturucu kullanan bir kaç masa varken, uyuşturucu sohbetleri sayesinde bu masalar çoğalmış. Çünkü, masalardaki yegane sohbet uyuşturucuymuş. Öyle ki; zamanla on yaşındaki bir çocuğun bile eroin alışkanlığı konuşulur olmaya başlamış.

Uyuşturucu konusunda artık yeni bir teorinin (!) temelleri atılıyor. Bu teoriye göre anfetaminler ve doğal esrar türevindeki Hint kenevirleri bu barın müdavimlerine tavsiye edilir hale gelmiş!.Yeni başlayanlara, 'A Modeli' denilirken, hap ve doğal uyuşturucu kullananlara, 'B Modeli' denir olmuş. Bir de her tür uyuşturucuyu kullananlar için verilen 'AB Modelleri' oluşmuş. Uyuşturucuyla savaşanlar bu tür grupları, uyuşturucunun kullanıldığı barlarda masalara verilmiş kategoriler diye, nitelendiriyorlar. Ve uyuşturucu salgını,İngiltere'de her geçen gün artarak sürüp gidiyor! Geçen yıl 18 bin 740 kişi uyuşturucu yüzünden tutuklandı. Aslında göz altına alınanların sayısı 19 bin 256 idi. Uyuşturucu kullananlar arasında suç işleyenlerin sayısı giderek çığ gibi artış gösteriyor. Polis kayıtlarına göre hafif uyuşturucu kullananlar yani, B kategorisine girenler de, yavaş yavaş suç işlemeye yöneliyorlar.

UYUŞTURUCU İLE SAVAŞ

25 Mart 1977 tarihine değin,İngiltere'de resmi bir uyuşturucu savaşı yoktu! Büyük işler büyük düşüncelerin eseridir diyen, Tony Blair muhalefetteki İşçi Partisi'nin başındaydı. Tony Blair, daha seçim tarihi belli olmadan önce, Dyce Akademisi'nde uyuşturucuyla ilgili olarak yaptığı konuşmada bir oda dolusu insana şu sözleri söylüyordu: Bizim iyi bir komutana ihtiyacımız olduğuna inanıyorum. Çünkü uyuşturucu ile savaş, gerçek bir savaştır. Aradan zaman geçti ve İşçi Partisinin kitaplarında şu özeleştiri yer aldı: Bugün bildiriyorum ki, İşçi Partisi bir anti-narkotik cephe açmak durumundadır; ama İşçi Partisi'nin uyuşturucuyla ilgilenen bir yetkilisi yok! Bu bizim yeni yaklaşımımızı engelleyecek.

Ardından da bu konuda gereken adım atılarak, West Yorkshire şefi olan Keit Hellawel, 5 Ocak tarihinde uyuşturucuyla resmi savaş koordinatörlüğüne getiriliyordu. Onun yardımcılğını yapan Mike Terace, uyuşturucuyla savaş stratejilerini şöyle açıklıyordu: Bu görev çok hassas. Son yapılan istatistiklere göre, 16-59 yaş arası hemen hemen bütün İngilizler, bir şekilde uyuşturucuyla tanışmışlar. 16-29 yaş arası gençlerin % 21'i düzenli esrar kullanıyor. Geçtiğimiz on yılda uyuşturucu davası sayısı yaklaşık 98 bin. Bu rakam 1950'lerin son yıllarında 43 bindi. Yaklaşık %33'lük bir artış söz konusu.

İngiltere, uyuşturucuya karşı radikal bir savaş vermek zorunda kalışının sancılarını yaşıyor. Bu savaşta doktorların olduğu kadar polislerin, işçilerin ve ailelerin ağır bir sorumluluğu söz konusu. 1971 yılında uyuşturucunun kullanımı ile ilgili kanun, halen tartışmaya açık. Yasaya göre esrar ve doğal uyuşturucuların kullanımlarının yasal olması kesinlikle mümkün değil. Buna karşın Lortlar Meclisi ve Gailer Prensi hangi komiteyi kabul ederse etsin uyuşturucunun yasallaşması kabul görmeyecek.. Çünkü; İngilizler için tehlike artık arka kapılarında.

1989 yılında Bill Benneth tarafından uyuşturucu ile savaşta Amerikan Stratejisi tanıtılıyordu. Amerikan stratejisi askeri bir paketti! Bazı alanlarda başarılı oldu. Gerçek savaş ise; silahlarla ve kurşunlarla uyuşturucu baronlarına karşı yapılmalıydı. Uyuşturucu baronları, ürünlerini sokak çeteleri sayesinde nakit paraya çevirmeyi sürdürüyorlar. Çevre sakinleri tolerans göstermese bile, onlar yine de gemilerini yürüttüler. Ama, bu sırada uyuşturucu testleriyle aptalca bir savaş daha yürütülüyordu. Okullarda öğrenim gören gençlerin tümü sanki uyuşturucu kullanıyormuş gibi test edildiler. Büyük kentlerde plansız yapılan uyuşturucu savaşının ardından, istatistikler değişik veriler gösterdi. 1991-1995 yıllarında esrar kullanan 12-13 yaş arası çocukların oranı iki katına çıkmıştı. 1995'ten bu yana esrar yüzünden 600 bin tutuklama gerçekleşmişti.Bu yaklaşık %43'lük bir artış demekti.Tüm bunlar olup biterken Barry Mc Caffrey, uyuşturucu savaşının başındaydı. Hükümet uyuşturucu kullanan kız ve erkek çocuklarına çeşitli iş imkanı sağlamaya yöneldi. 1993 Kasım ayında ABD Başkanı Clinton, uyuşturucuyla savaşı kaybettiğini resmen açıkladı. Bu yıllarda uyuşturucuyla savaşta milyarlarca dolar harcanmasına karşın; uyuşturucu Amerika'da bu kadar geniş bir alana hiç yayılmamıştı.

Tony Blair, değişik bir lider portresi çiziyordu. Sanki ne reklama ihtiyacı vardı ne de 'oy'a!. Oysa ki; geçmiş yıllarda Amerika'da uyuşturucuyla savaş demek, oy demekti. Örneğin George Bush ile Bill Clinton için, bu böyle gerçekleşmişti! Tony Blair, kendisini zor bir lider değil, akıllı bir lider gibi gösterdi ve doğrudan uyuşturucuya savaş açtı. Böylece uyuşturucu, ABD kamuoyunda iktidar vizesine dönüştü.

EŞYA DÜŞKÜNÜ İNGİLİZLER (!)

Tony Blair, kamuoyuna ilk tanıtıldığında İşçi Partisi'nin sözcüsüydü. Daha o günlerde, her hafta sonunda yaptığı konuşmalarında sık sık uyuşturucuyla yapılacak savaştan söz ediyordu. Tony Blair, sözcü olduğu dönemde, Polis Federasyonu Konferansı'na gittiğinde, daha önce sık sık uyuşturucuyla ilgili konuşurken polis konferansında uyuşturucudan hiç söz etmedi! Çünkü suçun nedeninin fakirlik veya sosyal çöküntüler yüzünden olduğunu savunan eski İşçi Partisi fikirlerine inanmıyordu. Suç, fakirlik ve sosyal çöküntüyle ilgili olduğu kadar; insanın yapısında olan bir şeydi de ona göre.. 1993'ün sonunda Amerika'yı ziyaret eden Blair, yaptığı bir araştırmada New York'taki uyuşturucu suçlarının azalmasının nedeni olarak, uyuşturucu bağımlılarının hapse atılması olduğunu düşünüyordu. Bu sayede New York'ta, suç oranlarında yoğun bir azalma sağlanmıştı. Bu tespit Blair için uyuşturucuyla ilgili yeni bir deneyimdi. Daha sonra İşçi Partisi içinden sızan haberlere göre; Tony Blair, uyuşturucuya karşı bu türlü bir savaşı göze alıyordu. Ancak bunun İngiltere'ye kaça mal olacağı meçhuldü! Blair, Dyce Akademisi'nde yaptığı konuşmasında 1.3 milyar İngiliz Paundu tutarında ev eşyası ve buna benzer malların uyuşturucu bağımlıları tarafından çalınıp satıldığını, bunun da çoğu zaman aile facialarına neden olduğunu anımsatıyordu. Bu konuşma, orta sınıf seçmenlerin çok hoşuna gitmişti; çünkü orta sınıf Ingiliz vatandaşlarının gözünde uyuşturucu bağımlılarının hiçbir önemi yokken, evlerinden çalınan eşyaların önemi çok büyüktü!

Erken seçim zamanı bütün İngiltere'de bir dedikodu yayıldı. Bu dedikoduya göre Tony Blair de Bill Clinton gibi, gençliğinde ufak tefek esrar kaçamağı yapmıştı! Skandal kokusu alan bir düzine gazeteci, bu dedikodunun peşine düştü. Haftalarca Blair hakkında bilgi topladılar, ama çabaları boşa çıktı.. Blair temizdi!.. Sion Simon isimli bir gazeteci genel seçimler sırasında İşçi partisi içinde çalışmıştı. Simon'a göre parti içindeki en kıdemli üyeler hiçbir zaman esrar gibi hafıf uyuşturuculara sıcak bakmamıştılar ve bunlara Tony Blair de dahildi... Bu arada Amerika'da uyuşturucuyla savaşta önde gelen isimlerden olan Tim Allen, İngiltere'ye gelmişti. Ona göre İngilizler, uyuşturucuyla savaşta kendi kurallarını ortaya koymalı ve yeni bir yaklaşım geliştirmeliydiler

İşçi Partisi, uyuşturucuyla savaş programını açıkladığında çeşitli tepkiler oluştu. Çünkü, açıklanan kurallar, narkotik polisin uygulamaları kadar sert ve radikaldi. Gençler kendi aralarındaki uyuşturucu argosunda bu kuralları milli marş gibi okuyup alay ederek tepkilerini ortaya koymaya çalıştılar. Hatta, genç İşçi Partililerin de yoğun ilgi gösterdikleri Osais Grubu'nun solisti yaptığı bir açıklamada çay içer gibi uyuşturucu kullandığını söyledi! Bununla da kalmayıp, kilolarca uyuşturucu kullandığını itiraf etti. Bu açıklamaların ardından, İşçi Partisi'nin resmi açıklaması geldi.İşçi Partisi'ne göre uyuşturucu kullanmak bir 'ahlak sorunu' idi. Bu arada İşçi Partisi'nin Amerika'dan getirttiği uyuşturucu uzmanıyla, bir gazetecinin ilginç bir röportajı yayımlandı. Bu kısa, kısa olduğu kadar da ilginç röportaj şöyleydi:

Gazeteci: Hiç esrar içtiniz mi ?

Uzman: Ne?..

Gazeteci: Hiç esrar içtiniz mi ?

Uzman: Sana ne!..

D-KOD PROJESİ

Uyuşturucuya karşı gençleri ve çocukları bilinçlendirmek için bir proje üretildi. Bunun için, CD-ROM'lar kullanılacaktı. D-Kod denilen bu proje, Halk Sağlığı Eğitim Müdürlüğü'nce geliştirilmişti. Ağustos 1997''den bu yana yayınlanan CD'nin maliyeti 180.000 İngiliz Paunduydu. Bu CD'lerin 500.000 tanesi okullara, kütüphanelere, spor ve gençlik merkezlerine dağıtıldı. Bu CD'de keskin 3 boyutlu grafiklerin yanında bass müzik ve quadrofonik müzik kullanılıyordu. Böylece gençlerin ve çocukların ilgisi çekilirken, uyuşturucuyla ilgili bilgilendirme de sağlanacaktı. Fakat, proje geri tepti. Çünkü; artık herkes uyuşturucu konusunda birer uzman kesilmişti! Ve bilinçli olarak, tercihlerini uyuşturucudan yana yapabiliyorlardı. Yani : bile bile lades!

Sonuç olarak; gelişmiş ülkelerin modern laboratuarları her geçen gün yepyeni sentetik uyuşturucular üretmeyi sürdürüyor.. Dünyanın çeşitli ülkelerinde uyuşturucu mücadelesine soyunan siyaset arenalarının iki yüzlü şövalyeleri kamuoyunu aldatıp oy toplamaya çalışıyor.. Ve uyuşturucu karteli ABD; CIA eli ile tonlarca uyuşturucu satışı gerçekleştirerek gelir sağlarken, az gelişmiş ülkelerin bağımsızlıklarını hiçe sayarak, yaptığı müdahalelerle istikrarsızlık ortamı yaratıp, ardından yönetimlere kendi hükümetlerini göreve getiriyor. Uyuştunıcunun tek bir hedefi var: Para! Ve emperyalist ABD, yalnızca paraya değer veriyor... Ve bilir misiniz ki; günümüzden tam üç yüz yıl önce La Fontaine: En geçerli hak, güçlününkidir diyordu.. Ben, yine de inanıyorum ki, gün gelecek ve güçlünün hakkı, yerini haklılığın gücüne terk etmek zorunda kalacak.

KORKUSUZ GAZETECİNİN BAŞINA GELENLER

MEDYA CIA KISKANCINDA


Araştırmacı gazeteciler tüm dünyada baskı ve engellerle karşılaşıyor. ABD'de yaşanan bir örnekte olduğu gibi.. CIA'in bulaştığı uyuşturucu ilişkilerini haber yapan gazeteci Gary Webb'in başına olmadık işler geldiğini dünyada kaç kişi biliyordur ki!.. Yazdıklarını inkar etmeyince sürüldü, kimse iş vermedi ve aile hayatı altüst oldu.

CIA'in, karanlık işlerinin yanı sıra; insanlığa en büyük ihanet olan, 'uyuşturucu ticareti'ni tüm dünyada kontrolünde tutup yönettiği ve boğazına değin içinde olduğu bugün artık bilinen bir gerçek.

Dünyanın en karanlık istihbarat örgütü, eroin ile bağlantısını ortaya seren araştırmacı gazetecilere ve haberlere hiç tahammülü yok. Bunun son ömeğini de Gary Webb, isimli Amerikalı bir gazeteci yaşadı.

Araştırmacı gazetecilik yapan Webb, Ağustos 1996'da yayınladığı bir haberde CIA'in uyuşturucu bağlantısını bir kez daha gözler önüne serdi. San Jose Mercury News gazetesinde çalışan bu yürekli gazeteci, kokainden yapılan ve ölümcül bir uyuşturucu olan 'Crack' isimli bir çeşit kimyasal maddenin, Los Angeles bölgesinde giderek yaygınlaşarak kullanılması üzerine konuyu araştırmaya başladı.

Araştırmalarını Karanlık Beraberlik adını verdiği, üç bölümlük bir yazı dizisi haline getiren Webb, burada CIA'in Orta Amerika ülkelerinde, hükümetleri devirmek için bir dönem desteklediği ve uyuşturucu işlerinde de, kullandığı 'Kontra' üyelerinden oluşan işbirlikçilerini isim isim veriyordu. Webb, çalışmasıyla ilgili olarak gazetedeki bütün editör ve arkadaşlarından yardım beklemişti, bir bölümü yardımcı da olmuştu. Hatta çalıştığı gazete bu konuyla ilgili dokümanların daha yaygın bir kitleye iletilmesi amacıyla internette bir site açacağını bile söylemişti. Öte yandan bu şok gelişmeler CIA merkezi Langley,Virginya'ya ulaşmakta gecikmedi.

Hemen karşı saldırıya geçen Langley, fısıltı gazetesi yoluyla: 'Webb'in güvenilmez bir kişi' olduğunu yaymaya başladı. Oysa; Gary Webb'in söylediği gerçeklerin çoğu konuyla ilgili diğer gazeteciler ve politikacılar tarafından zaten biliniyordu. Ancak; haberde ortaya serilen detaylar, CIA'in kulağına kar suyu kaçırmıştı bir kez... Çünkü Webb, CIA'in yasadışı güçlerle işbirliği yaparak toptan uyuşturucu pazarlamasına girdiğini çeşitli kanıtlarla da gözler önüne seriyordu. Aynca, araştırmalarını sürdürüyor ve işin peşini bırakacağa da hiç benzemiyordu. CIA için işin bu yönü risk demekti. CIA'in ise; riske en küçük bir şans tanıması, olası bile değildi.

Çalışmalarını sürdüren Webb, 1997 yılına doğru önce gazeteci arkadaşlarından aldığı desteği kaybetmeye başladı. Çünkü, bu insanlara CIA'in merkezi Langley'den gelen sinyallerde, eğer Webb'i desteklerlerse iş yaşamları ve gazetecilik kariyerlerinin söneceği açıkça söyleniyordu.. İşin başında desteklerini veren gazeteciler birer birer Webb'e sırtlarını dönmeye başladılar! Gazete editörleri onun 'Karanlık Beraberlik' dizisinin 'içerik olarak çok zayıf olduğunu söylemeye başladılar! Bu durum giderek 'Gerçeği biliyorsun, ama bildiğin gerçek değil' haline dönüştü.. Yani 'Yazılanlar gerçekti ama, her gerçek yazılmaz' dayatması, bir kez daha gazetecinin karşısına dikildi... Bu çifte standart; 'Yazdığın gerçekleri, yeni yazdıklarınla inkar edeceksin' noktasına erişmekte hiç gecikmedi.

Korkusuz gazeteci, bu inkarı yayınlamayı reddetti, ceza olarak küçük bir kasaba olan Backwater'deki 'Mercury News' bürosuna sürüldü.. Kariyerinin çatırdayarak yıkılmaya başlayışının ilk adımıydı bu.. Ama yine de Webb, böylece hiç olmazsa işsiz kalmaktan kurtuldu. Çünkü; CIA'in baskıları sonucu, daha önce kendisini transfer etmek isteyen gazeteler kapılarını onun yüzüne kapatmıştı. Ona sırtını dönen arkadaşları ise; çok kısa süre içinde daha iyi mevkilere geldiler ve başka gazetelere iyi ücretlerle transfer oldular.

Webb, bu habere başladığı zaman hayatının bu derece altüst olacağını, yoğun baskı ve tehditler altında kalacağını hiç düşünmemişti. Ancak, tüm yaşadıklarına karşın; bu Amerikalı korkusuz gazeteci, yine araştıırmalrını sürdürüyor ve gücü yettiğince CIA ile uyuşturucu dünyasının karanlık ilişkilerini gözler önüne sermeye çalışıyordu. Dünyadaki en güçlü istihbarat örgütü olduğu gibi; insanlığa en büyük ihaneti gerçekleştiren CIA'e karşı tek başına direnen bu yürekli ve dürüst adam, kendisini yalnız bırakan meslektaşları tarafından içten içe en çok 'kıskanılan' gazeteci olma özelliğini de kazandı. Ama ne var ki; yaşamının çok büyük bir bölümü uçup gitmiş, geriye yaşlı bir beden içinde, yorgun bir ruh bırakmış, dostları tarafından dışlanmak ve içine düştüğü ekonomik sıkıntılardan ötürü de ailesi dağılmıştı.

Bugün Amerikalı okurlar için; Gary Webb imzası en dürüst ve en doğru haberin garanti belgesi anlamına geliyorsa da geçmiş dönemlerinde aynı imza okurların gözünde de yıpratılmış, sıradan bir magazin paparazzisi kadar bile güvenilirliği bırakılmamış bir imza idi..Gary Webb, Amerikalı meslektaşları arasında CIA'e tek başına kafa tutup, dimdik ayakta kalmayı başarabilmiş kıskanılan bir gazeteci olmasına karşın; yolda yürürken dimdik yürüyemeyecek kadar yorgun ve bezgin bir görünüme sahip..

SENTETİK DÜNYALARA GÖÇTÜK

ÇAĞ ATLAYAN TÜRKİYE'NİN ÇOCUKLARI 'TİNERCİ' OLDU!

On iki yaşındaki çocuklar tüpgaz ve tinerle kafa bulup düşlere dalarken, gençler sentetik hapların dünyasında bambaşka bir alemi yaşamayı yeğleyip giderek aileleri ve toplumla ilişiğini kesiyor.Bunun en önemli nedeni geleceğe duyulan umutsuzluk. Sentetik uyuşturucu maddeler, adından da anlaşılacağı gibi doğal kaynaklı olmayıp büyük fabrikalarda ve yasadışı imalathanelerde üretiliyor. Özellikle ilaç fabrikalarında tedavi amacı ile üretilen bu maddeler, sıkı kontrol altmda satışa sunulmalarına karşın, gösterdikleri etkiler nedeniyle kendilerine yasadışı kullanım alanları bulabiliyor. Sentetik maddeler içinde çok değişik etkilere sahip olanlar var. Bunlar: Stimülanlar (Uyarıcılar), Depressanlar (Sakinleştiriciler) ve Halusinojenler (Hayal gördürücüler) olarak, gruplara aynlıyor.

UYARICI SENTETİKLER

Uyarıcılar içinde en geniş suistimali yapılan maddeler, Amfetaminler ve benzer etkilere sahip olan türevleri.. Bu maddeler, önceleri tıbbi amaçlı olarak uyku hastalığının tedavisinde, aşırı kiloların azaltılmasında dikkat bozukluğu çeken çocukların tedavisinde ve ağır hastaların morallerinin düzeltilmesinde kullanılıyordu. İnsanların, bu maddeyi aldığında canlılık ve ferahlık hissettikleri, özgüven ve bir konu üzerinde konsantre olma yeteneğinin arttığını duyumsardı. Dikkati ve dikkatli olma süresini arttırdığı, daha önceden öğrenilmiş ve yeteneklerin ortaya çıkmasının kolaylaştırdığı, zihinden hesap yapma yeteneğinin, fiziksel kapasiteyi ve cinsel gücü arttırdığı öne sürülürdü. Ayrıca, yorgunluk belirtilerinin ortaya çıkışını geciktirdiği ve uyku isteğini azalttığı da diğer etki alanları.. Tüm bu etkilerinden ötürü, yasadışı kullanımı çok yaygınlaştı. Genellikle uzun yol şoförleri, daha fazla uyanık kalmak, öğrenciler ise; zor sınavlarında başarılı olmak için, bu maddeleri kullanır oldular. Kullanıcılar, bu maddeyi kullandıkları sürece kendilerini daha sosyal ve aktif hissettiklerini varsaydılar.

Bu maddeleri kullanan kişilerde aşırı sinirlilik, heyecan, huzursuzluk, göz bebeklerinde genişleme, ellerde titreme, fazla konuşma, kalp ve solunum hızlarında artma meydana geliyordu. Bu kişiler, uzun süre açlık ve uykusuzluğa dayanırlarken, sürekli madde bağımlısı oluyorlardı. Uzun süren kullanımdan sonra; çevreye karşı ilgisizlik ve arkadaş ilişkilerinde bozulmalar meydana geliyordu. Antisosyal ve sinirli davranışlar ortaya çıkıyor ve iştahı azalan kişiler giderek zayıflayarak sağlıklarını tümden yitiriyorlardı.

Anefetaminlerin kullanımı belirgin şekilde psikolojik bağımlılık meydana getiriyor. Yani kişi, normal davranışlarını gösterebilmek için; mutlaka bu maddeyi kullanma gereksinimi duyuyor. Fiziksel bağımlılık daha hafıf olmasına karşın, uzun süreli kullanımlarda tolerans meydana geliyor. Kullanıcı, ilaçtan aynı derecede faydalanabilmek için, her defasmda daha fazla alma ihtiyacı duyuyor. Bu durum ileri safhalarda aşırı dozdan ölümlere yol açıyor.

Kullanıcılar bu maddeleri genellikle ağız yoluyla tablet şeklinde alıyorlar, etki göstermesi için geçen zaman, uzun olup etki daha azdır. Damar yolundan alındığında ise; daha çabuk ve şiddetli etki görülmekte, ancak bağımlılık ve ölüm oranı artmaktadır. Bu tip maddeler pipo gibi araçlarla da kullanılıyor. Anmefatimlerin üretimi kimyasal yollarla yapıldığından, dünyadaki üretim alanları geniş bir yaygınlık gösteriyor. Her ne kadar üretim bölgeleri sanayileşmiş ülkeler ise de; özellikle son yıllarda eski doğu bloku ülkelerinin bu üretimi yaptıklarına dair deliller mevcut.

Anfetaminler Türkiye'de 1976 yılından sonra yasaklandı. Ancak; benzeri etkiye sahip türevleri doktor tarafından yazılan reçetelerle Sağlık Bakanlığı'nın sıkı denetimine alındı. 'Ritalin' ticari ismiyle satılan 'Metilfenid' Türkiye'de kırmızı reçete ile yasal olarak temin edilebiliyor. Ayrıca, zayıflama amacı ile kullanılan 'Obetrol' isimli ilaç, yine kontrollü olarak, eczanelerin vitrinlerini süsler.

Anfetaminler içinde en fazla suistimal edilen madde 'Captagon', ticari adıyla bilinen 'Fenetilin' (Fenetyllin) tabletidir. Bu maddenin Avrupa'dan Arap yarımadası'na doğru yapılan kaçakçılığı sürmekte ve çoğu ülkemiz üzerinden geçmektedir. 1992 yılında Ürdün'de 33.500, Suudi Arabistan'da 2 milyondan fazla, Suriye'de 72.100 ve Türkiye'de 2 milyon Fenetilin tableti yakalanmıştır. Bu maddenin üretimi Bulgaristan'da yapıldıktan sonra, Güneydoğu sınırlarımızdan kamyon şoförleriyle geçirilip Arap ülkelerinde 'seks ilacı' olarak yüksek fiyatla pazar bulur. Suudi Arabistan'da bu kaçakçılığın cezası 'idam'dır ve pek çok vatandaşımız bu nedenle 'idam' edildi. Elde edilen gelirin yüksek olması bu tabletlerin sahtelerini de ortaya çıkarttı. Bu amaçla özellikle 'Aspirin' tabletlerinin üzerindeki yazılar değiştirilerek piyasaya sürülüyor. Orijinal 'Captagon' tabletlerinin üzerindeki iç içe geçmiş iki 'c' işareti bulunuyor.

Son yıllarda Avrupa'da ve ülkemizde gençler, gece yaşamının müdavimleri ile mankenler arasında 'Ectasy' (Metilendioksimetamfetamin, MDMA) isimli ilacın kullanımı yaygınlaştı. Bu madde cinsel gücü arttırmak amacıyla arkadaş toplantılarında kullanılır oldu. Kullanıcılarda kalıcı beyin hasarları ve psikolojik bozukluklar meydana getiriyor.
Amfetaminlerin üretildiği kaynaklar çok fazla değişiklik gösterdiğinden belirgin görünüşleri ya da ambalaj şekilleri yok. Tablet şekilleri bölgesel olarak farklılıklar gösteriyor. Toz halde ve başka ilaçlarla karıştırılmış olarak bulunabiliyor.

SAKİNLEŞTİRİCİ SENTETİKLER

Bu maddeler genellikle uyku hapı olarak biliniyor. Bu grup içinde en büyük payı 'Barbitüratlar' alıyor. Tıpta sara hastalığında meydana gelen krizlerin önlenmesinde ve ameliyat öncesi kişilerin uyutulmasında kullanılıyor.

Bu maddeler az miktarda alındığında rahatlama ve çevreye karşı aldırmazlık meydana getirip, zihinsel fonksiyonları yavaşlatıyor.. Kullanan, olaylara karşı alışılandan daha yavaş tepki gösteriyor. Alkolün yaptığı sarhoşluğa benzer bir sarhoşluk meydana getiriyor. Fazla dozda alındığında sözlerin kanşmasına, sendelemeye, düşmeye veya bazı şeyleri düşürmeye neden oluyor. Daha ileri aşamada ise; derin uyku meydana getiriyor. Bu belirtiler alkol korkusunun yokluğunun dışında alkolün neden olduğu belirtilerin benzeri. Kullananlar, sabah uyandıklarında normal kişi kadar zinde olamıyorlar. Uyandıktan sonra; birkaç saat devam eden uyuşukluk meydana geliyor. Bu maddeler kullanıldıktan sonra, fıziksel ve psikolojik bağımlılık meydana geliyor. Kullanıcı, normal fiziksel ve ruhsal fonksiyonlarını yerine getirmesi için, mutlaka bu maddeye ihtiyaç duyuyor. Tolerans geliştiğinden her defasında daha çok madde alma ihtiyacı oluşuyor. Barbitüratlarm Türkiye'de 'Luminal' ve 'Luminaletten' isimli preperatları yeşil reçete ile eczanelerde satılıyor.

Sakinleştirici ilaçların etkileri daha hafif olanları da var. Bunlar fiziki uyanıklığı azaltmadan endişeleri gidermek için kullanılıyor. Bu gruptaki ilaçlardan en sık suistimali yapılanlar: Rohypnol, Rivotril, Diazem, Xanax, Peracon, Aferin, Aparkan, Gastrogut, Melleril, Tantum ve Akineton (Biperiden HCI) isimli ilaçlar. Rohypnol satışı kırmızı reçeteye dahil olmasına karşın, özellikle Türkiye'de çok miktarda yakalanıyor. Diazem ile aynı etken maddeyi taşıyan Diapam, Lizan, Nervium, Valibrin, Zepam, Anksiyolin, Orzepam isimli preparatları eczanelerde yeşil reçete ile satılıyor. Morfın gibi etki gösteren Dolantin ve Metadon sentetik kaynaklı olup özellikle Metadon'un Türkiye'de suistimali yapılıyor. Ancak, kırmızı reçeteye dahil olan bu ilaçları temin etmek oldukça güç. Özellikle çocuklar tarafından geniş olarak suistimali yapılan bir madde grubu da 'uçucu maddeler'.. Bu maddeler yapıştırıcı, temizlik, boya ve cila maddelerinde kullanılan çözücüler. Özellikle yapıştırıcılar, bir poşet içerisine konularak koklanıyor. Bu maddeleri içlerine çeken kişilerin dudakları çevresinde beyaz donuk halkalar oluşuyor. Alkol alındığında olduğu gibi, dil dolaşması ve denge bozukluğu meydana geliyor. Daha ileri aşamada kişi hayal görüyor.

DÜŞ GÖRDÜRÜCÜ SENTETİKLER

Genel olarak görme yanılgısı ve algılama çarpıklığı gibi duyulara neden olan ilaçlara 'Halusinojen' adı veriliyor. Bunlar içinde en önemlisi, 'LSD' (Lizerjik Asit Dietilamid) ve 'PCP' (Fensiklodin).. Bu maddeler alındığında illuzyon, hayal görme, değişik ve zıt düşünceler, mantık çarpıklıkları, şahsiyet kaybı, mutluluk ve huzursuzluk gibi ani davranış değişiklikleri meydana geliyor. Göz ile görülen etkiler ise; göz bebeklerinin genişlemesi, ellerin titremesi, avuçların soğuk ve terli olması. LSD psikolojik bağımlılık meydana getiriyor ve bu maddeye karşı tolerans kısa sürede ortaya çıkıyor.Genel olarak ağız yoluyla kullanılıyor. LSD sıvı olarak imal edilmesine karşın, tablet veya kapsül şeklinde olabiliyor. Çok küçük miktarlarda kullanıldığından genellikle bir kesme şekere, bisküviye, tatlı içine veya bir içkiye damlatılarak kullanılıyor.Emici bir kağıt parçasına emdirilerek taşınıyor. Özellikle posta kartları ve fotoğrafları bu iş için kullanılıyor. LSD grubu maddelereTürkiye'de çok sık kullanıldığı biliniyor.

AMATEM

Ülkemizde AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlılığı Merkezi) tarafından son yıllarda yapılan araştırmalara göre;
istismarı yapılan sentetik kaynaklı maddelerin kullanım sıklığına göre: Akineton, Rohypnol, Perecon, Xanax, Rivotril, Ecstasy, Aferin, Aparkan, Gastrogut, Melleril, Tantum, Tiner, Sensetik Yapıştırıcılar (Bally, Derby, Uhu vb) Benzin ve Tüpgaz olduğu, bu maddeleri kullanmaya başlama yaşının 12-15'a değin indiği gözlenmektedir.

Haber Dükkanı
Haber Dükkanı büyük