Kelepirci 60

Afrin operasyonunun stratejik boyutları

Afrin operasyonunun stratejik boyutları
02 Mart 2018 Cuma, 09:58 TSK Afrin'de “cep taktiği” dediğimiz bir harekât konsepti belirledi. Dairevî bir şekilde farklı noktalardan köprübaşı açarak kurtarılmış bölgeler tesis etti ve bu noktaları birleştirmeye başladı.

- İSTANBUL // Sefa Özkaya -


Afrin Harekâtı'nın üzerinden bir aydan fazla süre geçti. Peki bugüne kadar olanları toplayıp, bugün olanlarla birlikte değerlendirirsek Afrin'de ne oldu, ne olacak? Bu soruya cevap vermeden önce operasyonla alakalı birkaç karışıklığı düzeltmek gerekiyor. Askerî terminolojideki bir karışıklık, gereksiz ölüme sebep olabilir. Yani bir işletmedeki karışıklık malî bir sonuç doğururken, askerî alanda ise "tabutla eve geri dönen insan" doğurur. Bu yüzden birbirine karışan kavramları ayırmak önemlidir. Öncelikle net olarak ifade edilmeli. Afrin'de savaş yok! Çatışma var. Çünkü uluslararası terminolojide savaşın tarafları devletlerdir (Bunun tek istisnası "iç savaş" tanımıdır). Şartlar savaştan daha ağır olsa bile, bir devletin herhangi bir terör örgütüne yaptığı müdahaleye "operasyon" veya "harekât" denir. Yani bir devlet, bir terör örgütü ile savaşmaz! Ona müdahale eder, operasyon veya harekât düzenler. "Savaş" kavramı kullanıldığı andan itibaren ise karşı taraf "devlet" olarak tanımlanmış olur.

Bir diğer karışıklık ise coğrafî terim karışıklığıdır. Vilayet, şehir ve şehir merkezleri birbirlerinden tamamen farklı kavramlar. Coğrafya uzmanı Prof. Dr. Metin Tuncel'in ifadesiyle "Şehir, tarlaların bitip evlerin başladığı yerde başlar, evlerin bitip tarlaların bittiği yerde de sona erer." Yani TSK şu anda Afrin'de değil, Afrin kırsalında. Vilayet kavramı ise kırsalı ve şehri (veya kasabayı) de içine alan bir kavramdır. Dolayısıyla şehir ile vilayet farklı kavramlar (Örneğin Adapazarı şehrinin Sakarya vilayetinde ve Sakarya Vilayeti'nin merkezi olması gibi). Şehir merkezi ise insanların şehrin içinde buluşma noktası olarak tayin ettiği en eski meydan veya eserdir. Haber kanallarında spikerler yanlışlıkla şehre "şehir merkezi" diyorlar. Bu yüzden Afrin'i anlamaya çalışırken kavramları bu şekilde ele alacağız. Şu anda birliklerimiz Afrin'in kırsalındadır. Afrin şehrine birkaç km mesafededir. Şimdi burada konunun daha iyi anlaşılması ve TSK'nın ne yaptığını daha iyi anlamak için şu soruyu soralım:

Eğer hedef Afrin şehriyse, neden kırsalda bu kadar zaman kaybettik?

Bu sorunun cevabı, TSK'nın ne kadar planlı ve sağlıklı bir "taktik resim" çizdiğini ortaya koyuyor. Askerî terminolojinin en önemli kavramlarından olan "taktik resim"i ne kadar iyi çizerseniz, ileride karşılaşmanız muhtemel sonuçları o kadar iyi tahmin etmişsiniz demektir. Çünkü Murphy Kanunları'nda da geçtiği üzere "Eğer savaşta bir şeyin başınıza gelme ihtimali varsa o şey kesinlikle başınıza gelecektir!" Peki TSK'nın başına ne gelebilir veya daha askerî-stratejik bir ifadeyle, TSK nasıl bir taktik resim çizdi?

Öncelikle "cep taktiği" dediğimiz bir harekât konsepti belirledi. Dairevî bir şekilde farklı noktalardan köprübaşı açarak kurtarılmış bölgeler tesis etti ve bu noktaları birleştirmeye başladı. Bu "cep"lerin arasında kalan düşman unsurlar ise birleşen "cep"ler sebebiyle "iki ateş arasında" kaldılar. Burada birleştirilen ceplerin amacı "alan hakimiyeti"dir. Yani TSK alan hâkimiyetini öncelikleri arasına aldı. Peki bu şart mıydı? Senaryoyu tersten kurgulayalım. Zırhlı birlikler ve piyade kuvvetleri direkt olarak Afrin'i kuşatsaydı ne olurdu? Tabii ki bir felaket söz konusu olurdu. Çünkü arkada alan hâkimiyeti sağlanmamış bir alan bırakarak başlanan harekât, düşman unsurlarının yeraltından kazdıkları tünellerle zırhlı birliklerin arkasına çıkarak vahim kayıplar verilmesine sebep olacaktı. Oysa şu anda alan hâkimiyeti tesis edildiği için arkadan yapılacak muhtemel sarkmalar, anında tespit edilebilecek. Dolayısıyla kazılan tüneller, arkadan yapılacak saldırılar için çok zahmetli, ama çok fazla sonuç alınamayan bir süreç anlamına gelecek. Yani TSK bu "taktik resim" ile terör örgütünün TSK'nin geri bölgelerine yapacağı sızmalar için açtığı kilometrelerce uzunluktaki tünelleri boşuna kazdırmış oldu! Çünkü arkada alan hâkimiyeti tamamen tesis edilmiş bir bölge söz konusu.

Bu tünellerin daha çok ZMA ve ZPT gibi zırhlı birlikler için olduğunu ısrarla vurgulanmalı. Çünkü bir harekâtın amacı, maliyetini aşmamalıdır. Birkaç piyadenin arkasına sarkmak için km uzunluğunda tüneller yapmak hem akla yatkın, hem de maliyet-etkin değildir. Bu kadar büyük bir iş yapıyorlarsa, hem karşı tarafa personel, hem de ağır araç zayiatı verilmesi hedeflenir. Yeri gelmişken şu husus da eklenmeli: Geleceğin savaşlarında yeraltı savaşları büyük bir önem kazanacak. Top ve tüfeğin 15. yüzyılda giderek etkin bir şekilde kullanılmaya başladığı zaman metris (belgelerde geçtiği şekliyle "meteris") kazıldığı, ilerleyen yüzyıllarda bu metrisler için özel silahlar üretildiği, akabinde metrislerin daha da profesyonel anlamda "irtibat hendekleri"ne dönüştürüldüğü dikkate alındığında, geleceğin savaşlarında artan yüksek teknolojik güç için orduların yeraltını yeniden gözden geçireceği tahmin edilebilir.
Özel harekâtçıların bölgeye sevki

TSK başlangıç olarak Özel Kuvvet sızma harekâtları, yerel dost unsurlar, elektronik istihbarat ve İHA'lardan elde edilen verileri toplayarak anlık istihbarat akışının teyit ettiği hedefleri altı gün boyunca topçu ateşiyle dövdü. Ardından Fırat Kalkanı Harekâtı'ndaki şehit sayısına tekabül eden 72 uçak ile "fil yürüyüşü" (elephant walk) yaptı. Bu da aslında şu anlama gelir: FETÖ yapılanmasının TSK'ya ve bilhassa Hava Kuvvetleri Komutanlığı'na vurduğu darbe, çoktan telafi edilmeye başlandı bile. Çünkü bu uçak sayısı, filolarımızda bulunan F-4 jetlerimizin toplam iki katına yaklaşık bir sayıdır. Harekâtta özellikle darbe teşebbüsüne karşı direnen ve Ankara 4. Ana Jet Üssü'nün pist başlarını vurarak kalkışmacılara en büyük "hava darbesi"ni vuran Eskişehir 1. Ana Jet Üssü'nün büyük bir insiyatif aldığını ve "Fly By Wire" olmaksızın, yani bilgisayar kontrolü olmadan sadece bilek kabiliyeti ile uçma becerisi olan buradaki F-4 pilotlarının büyük maharetler sergilediğini de ekleyelim (F-16, bilek kabiliyeti gerekmeksizin "Fly By Wire" denilen otomatik bilgisayar uçuş sitemine sahip olduğundan, çok fazla kabiliyet gerektirmeden de uçurulabilir).

Harekâtın ilerleyen süreçlerinde "cep taktiği" denilen metod ile köprübaşları açıldı ve bunlar birleştirilerek harekât çemberinin çapı daraltıldı. Alan hâkimiyeti de sağlanarak kırsal arazide "taktik üstünlük" ele geçirilmiş oldu. Bu da şehirdeki "taktik üstünlük" kavramının terör örgütü aleyhine dönmesi anlamına gelir.

TSK'nın özellikle Bayraktar TB2'nin HD görüntü alan MX-15 (L-3 Wescam) kamerası ile görüntülediği üzere terör örgütüne lojistik destek sağlayan unsurları, kara ateş destek üniteleriyle vurması, alçak irtifa uçuşu yaparak yakın mesafe hedefleri vuran A-10 gibi uçakların eksikliğini kapattı. Bu da şu anlama geliyor: Belirli bir amaç için üretilen silah o anda elde yoksa, başka bir silah, amaca uygun hale getirilerek kullanılır. İşte başarının sırlarından biri de budur. Tabii burada hareketli bir hedefe bu denli isabetli topçu atışı yapılmasının da her yerde rastlanmayan bir durum olduğu belirtilmeli. Durum böyleyken, aynı gün yine Bayraktar TB-2'nin çektiği görüntülerde sivil olduğu belli olan konvoyun vurulmadığı da değerlendirildiği zaman TSK'nın sivil hassasiyetine ne denli önem verdiği de görülmektedir. Diğer taraftan TSK'nın sivil hassasiyetine önem vermesi de, temkinli ilerlemenin bir başka sebebidir. Ayrıca "TSK yavaş ilerliyor" şeklinde eleştirilerde bulunanlara bakarsak, bu kişilerin asıl amaçlarının aslında TSK'nın yavaş ilerlemesi olmadığı, bir ay önceki "TSK Afrin'e girmemeli!" beyanlarından da rahatlıkla anlaşılabilir.

Harekâta katılmaya başlayan korucu birliklerinin millî birlik ve beraberliğe yapılan bir atıf olduğunu da ekleyerek, komando, SAS-SAT, JÖH ve PÖH unsurlarının da harekât bölgesine ilerlemeye başlaması, aslında bize harekâtın gidişatını işaret ediyor: Afrin'de yavaş yavaş sona doğru yaklaşılıyor. Fakat şahsen bu "son"un Mayıs ayını bulacağı kanaatini taşıyorum.

Özel harekâtçıların bölgeye gidiyor olması, operasyonun geniş çaplı saha harekâtından meskûn mahal operasyonuna doğru dönüşmeye başladığını gösterir. Ülkemizde bir hayli tecrübe kazandığımız askerî alanlardan biri olan "özel harekâtçılık" konseptini, "özel kuvvetçilik", yahut eski tabirle "özel harpçilik" konseptiyle karıştırmamak gerekir. Yani kamuoyunda "Bordo Bereliler" olarak bilinen Özel Kuvvetçiler ile özel harekâtçıların görev tanımları çok farklı. Özel Kuvvetler (Bordo Bereliler) daha çok etki odaklı operasyon tiplerini icra ederken, özel harekâtçılar ise meskûn mahal çatışmasına odaklanır. Özel kuvvetçilikte sızma, psikolojik harekât gibi kavramlar ön plandayken, özel harekâtçılık daha şeffaf bir alandır.

Bölgeye giden özel harekât birliklerinin komutanlarından biri olan bir "general" ile çok yakın bir tarihte yaptığımız görüşmede, personelin moral-motivasyonunu sormuştum. "Hayatında hiç görmediği kadar yüksek" olduğunu söyledi. 15 Temmuz sonrası halkın darbe teşebbüsünü asla TSK'ya mal etmediğini anladığımız bu ifadeler, televizyonda yaprak sarması yaparak Mehmetçiğe götüren ev hanımları, semaverle demlediği çayı askere götüren yaşlı dede olarak da kendini gösterdi. Nitekim TV muhabirlerinin operasyonla ilgili ne düşündükleri hususuna cevap veren bir askerin "Savaş Türk'ün düğünüdür" beyanı da çatışmaya psikolojik olarak ne kadar hazır olduklarını gösteriyor. Bu moral-motivasyonla yola çıkan özel harekât birliklerinin başarılı bir operasyon çıkaracakları rahatlıkla tahmin edilebilir. Nitekim dağ çatışmalarının yanı sıra şehir operasyonlarında da tecrübe kazanan personelin meskûn mahal hususunda daha da nitelikli iş çıkaracakları kesin!
Harp meydanının şeklini değiştirecek yeni silah

Bunlara ilave olarak Zeytin Dalı Harekâtı'nda kullanılan yüksek teknolojiye eşlik edecek bir silahın daha sahaya inmesi gündemdedir. UKAP (Uzaktan Kumandalı Atış Platformu) adı verilen zırhlı ve paletli kara platformunu 2017 yılında düzenlenen IDEF (Uluslararası Savunma Sanayii Fuarı) fuarda görmüştük. Harp meydanının şeklini değiştirme hususunda oldukça mahir olacağını düşündüğümüz bu silah harekâtta kullanılırsa, meskûn mahal operasyonlarındaki şehit sayısında çok büyük bir düşüş daha yaşanacağı öngörülebilir. Çünkü terör örgütü Afrin'i metre metre değil, santim santim tuzaklamak için hazırlıyor. ASELSAN'ın ürettiği Sarp UKSS (Uzaktan Komutalı Silah Sistemi) monte edilen UKAP'ın, özel harekât birliklerinin işinin çok kolaylaştıracağı açıktır. Zira tank görünümüne benzer bu platform, hem kamerasıyla keşif-gözetleme kabiliyetine sahip olacak, hem de birincil derecede riskli bölgelerde tabiyenin ön kısmında yer alarak muhtemel kayıpları en aza indirecektir. Sonuç olarak sivillerin içine sığınarak savaşma geleneğini devam ettiren örgütün ateşe atmaya çalıştığı sivillerin kaybı da UKAP sayesinde minimize edilmiş olacak ve örgütün propagandasını bir zaviyede daha zayıflatacaktır.

Diğer taraftan Fırat Kalkanı Harekâtı'nda uçar birliklerde olmayan SWIR teknolojisi, geliştirilmiş İHA ve SİHA, UKAP ve diğer pek çok yeni hava-kara platformu, önceki operasyonlara nazaran terör örgütünün başını çok daha fazla ağrıtacaktır.

Fakat her şeyden önemlisi şudur: Muş'ta Afrin'e gönderilecek PÖH birliklerinin seçimi için gönüllülük şartı aranınca bütün özel harekâtçılar gönüllü oldu. Bu da aşırı katılım anlamına geldiğinden kura çekildi. "Bir millet savaş ile ne zaman yıldırılamaz?" sorusunun cevabı da bu olayda gizli. Bu arada Polis Özel Harekât birlikleri, 1982'de kurulduğu andan itibaren askerî bir teşkilatlanmadır ve her ne kadar EGM bünyesinde yer alsa da bu birliklerin "asker" olduklarını kabul edilmeli. Nitekim 2000'li yıllara doğru PÖH birliklerinde görülen konsantrasyon kaybının tamamen bertaraf edildiği ve bu birliklerin psikolojik anlamda hazır oldukları da apaçık bir gerçekliktir.

Bütün bunları toplayacak olursak, TSK'nın (JGK ve EGM, GKK ve ÖZO bünyesindeki personelle birlikte) gerek insanî, gerek psikolojik, gerek hukukî, gerek diplomatik ve gerek siber anlamda Afrin'e yapılacak olan meskûn mahal operasyonları için tamamıyla hazır olduğu sonucuna ulaşılabilir.

[A. Sefa Özkaya harp tarihi-askerî strateji ve İstanbul uzmanıdır]

LAPİS