İLHAN KARAÇAY

Seçim öncesi Irak'ta siyasi dinamikler ve beklentiler

Seçim öncesi Irak ta siyasi dinamikler ve beklentiler
08 Nisan 2018 Pazar, 10:39 Seçim öncesi oluşan ittifaklar, siyasi gruplar arasında yaşanan ayrışmalar ve yeni kurulan parti ve koalisyonlar, 2018 seçimlerinden sonra Irak’taki dengelerin farklılaşacağını gösterir nitelikte.

- İSTANBUL // BİLGAY DUMAN -


2014 Haziran'ından itibaren DEAŞ'ın kontrolüne geçen toprakların 2017 Kasım'ı itibariyle merkezi hükümet tarafından kontrol altına alınmasıyla Irak yeni bir kritik süreçle karşı karşıya. Ülkeyi 4 yıl boyunca yönetecek olan hükümetin kurulması amacıyla 12 Mayıs'ta parlamento seçimlerinin yapılması planlanıyor. Söz konusu seçim öncesi yaşanan gelişmeleri, Irak'taki siyasetin farklı bir mecraya evrileceğinin işareti olarak değerlendirmek mümkün.

Erbil-Bağdat denkleminde taşlar yerinden oynarken, seçim öncesi oluşan ittifaklar, siyasi gruplar arasında yaşanan ayrışmalar ve yeni kurulan parti ve koalisyonlar, 2018 seçimlerinden sonra Irak'taki dengelerin farklılaşacağını gösterir nitelikte. DEAŞ sonrası süreçte, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi'nin (IKBY) bağımsızlık referandumu girişiminden sonra Irak merkezi hükümetinin Kerkük ve çevresindeki tartışmalı bölgelere düzenlediği operasyonla 14 yıldır IKBY'nin kontrol ettiği topraklardaki hakimiyeti tekrar ele almış olması da seçim sonuçlarına etki edecek düzeyde önemli bir gelişme. Özellikle Mesut Barzani'nin partisi KDP'nin tartışmalı bölgelerde seçimlere katılmayacağını açıklaması, (başta Kerkük ve Musul'un doğusundaki azınlıkların yaşadığı bölgeler olmak üzere) tartışmalı bölgelerdeki oyların nasıl dağılacağı, seçim sonuçlarını da etkileyecek. Sonuçlarını tahmin etmek çok zor olmakla birlikte, seçim öncesi yaşanan siyasi gelişmeleri analiz etmek, en azından seçim sonrası Irak'taki iç siyasi dinamikler ve hükümete ilişkin öngörüler açısından önemli olacak.

Seçim öncesi temel tartışmalar

Seçim öncesi süreçte Irak Bağımsız Yüksek Seçim Komiserliği (IBSYK) tarafından seçimlere katılmak üzere 204 parti tescil edildi. Bu partilerden 143'ünün içinde yer aldığı 27 farklı koalisyon, seçimlerde iktidarı elde etmek için yarışacak. Partiler birkaç kez uzatılan sürenin sonunda, milletvekili aday listelerini 15 Şubat'ta IBSYK'ye teslim etti. Mevcut durum itibariyle yaklaşık 7 bin aday 329 üyeli Irak parlamentosunda yer alabilmek için başvurdu. Bu durum, her bir sandalye için yaklaşık 20 kişinin yarışacağını gösteriyor.

Önümüzdeki seçimlerin DEAŞ'ın Irak'taki hakimiyetinin sona ermesinin ardından yapılacak ilk seçim olması itibariyle, Irak'ın geleceği açısından başlı başına bir köşe taşı niteliğinde olduğunu söylemek yanlış olmaz. Söz konusu adayların büyük bölümünün yeni isimler olması, yeni partilerin ortaya çıkması, ilk bakışta Irak için yeni bir dönemin işaretleri gibi algılanıyor. Fakat Irak halkıyla siyaset mekanizması arasındaki makasın gittikçe açılması, Irak'taki siyasi sürecin yeniden başarısızlıkla karşı karşıya kalma ihtimalini de ortaya çıkarıyor. Zira halkın siyasetçilere güvenin azaldığını, bu nedenle de toplumun sandığa gitme konusunda kararsız olduğu söylemek mümkün. Nitekim oy kullanmak için gereken seçmen kartlarını alanların oranı henüz yüzde 50'ye bile ulaşmamış durumda. Öte yandan, siyasi gruplar arasındaki bölünme ve ayrışmaların da halkın siyasetten uzaklaşmasına neden olduğu görülüyor. Siyasetçilerin de güven eksikliğinin farkında olduğunu söylemek mümkün. Siyasi grupların büyük bölümü yenilikten bahsediyor ve yeni kişiler üzerinden siyaset yapıyor.

Şiiler arasındaki ayrışmalar

Irak'taki siyasetin birincil aktörü olan Şiiler arasındaki ayrışma da en çok tartışılan konulardan biri. İyad Allavi dönemi hariç Irak başbakanını belirleyen Dava Partisi'nin ilk kez kendi ismiyle seçimlere katılmamasının, seçim sonuçlarını ve Dava Partisi'nin geleceğini ne yönde etkileyeceği de ana tartışma konularından biri. Dava Partisi içindeki iki güçlü kanadı teşkil eden Nuri El-Maliki-Kanun Devleti Koalisyonu ve Haydar El-İbadi-Nasr Koalisyonu seçimlere farklı listelerle katılacak.

Öte yandan, Irak'taki en eski Şii partilerden biri olarak bilinen Irak İslam Yüksek Konseyi (SCIRI) başkanlığından ayrılan ve Ulusal Hikmet Akımı'nı kurarak seçimlere katılan Ammar El-Hekim siyasi bir risk almış durumda. Yeni bir yapılanmaya giden Ammar El-Hekim özellikle gençlere yöneldi ve hatta bir Ulusal Gençlik Konseyi kurdu.

Şii siyasi hareketinin önemli parçalarından biri olan Mukteda El-Sadr ise tamamen bağımsız bir listeyle seçimlere katılıyor. Mukteda El-Sadr'ın kurduğu Sairun listesi içinde Irak Komünist Partisi'nin de yer alıyor olması oldukça ilginç bir detay. Ancak bu seçimleri farklı kılan belki de en önemli gelişme olarak, DEAŞ'la mücadelenin ana unsuru olan ve Irak'ta gerçek bir fenomene dönüşen Haşdi Şabi içindeki bazı milis grupların da seçimlere bir liste oluşturarak girmesi gösterilebilir. Irak'taki Şii dini merciinin çıkardığı fetvayla kurulan Haşdi Şabi'nin, İran'ın da desteğiyle DEAŞ'la mücadelede oynadığı rol Irak'taki taşları yerinden oynatmıştı. Bu etkinliğin siyasi bir etkiye dönüşüp dönmeyeceği ve siyaseti ne kadar etkileyeceği de merak konusu. Haşdi Şabi'ye özellikle Şiiler arasında büyük sempati duyulsa da, silahlı grupların siyasi sürece müdahil olması konusunda halkın endişeleri olduğunu söylemek yerinde olur. Söz konusu grupların Irak'taki çatışma dinamiklerini tetiklemesinden korkuluyor. Irak hükümetinin yanı sıra siyasi grupların büyük bölümünün ve hatta Şii dini merciinin, silahlı grupların siyasete müdahil olmasına karşı çıkıyor olmasından, bu grupların kontrollü davranarak tepki çekmemeye çalışacaklarını öngörmek mümkün. Ancak seçim sonrası süreçte, özellikle hükümet kurma sürecinde, söz konusu grupların dışarıda kalması ya da hükümet pazarlıklarında istediklerini alamamaları durumunda gerginlik ve çatışma ortamı oluşturmaları ihtimali de göz ardı edilmemeli.

Sünniler de dağınık

Sünni gruplar dağınıklığını koruyor. Ülke genelinde üç büyük listeyle seçimlere katılan Sünniler, aynı zamanda yerel olarak da ayrışmış durumda. Sadece bir ya da iki vilayette seçimlere katılan Sünni gruplar var. Bu konuda Sünni siyasetçilerin DEAŞ tecrübesinden ders çıkardığını söylemek zor. Nitekim DEAŞ'ın Sünni bölgelerdeki güç boşluğundan faydalanarak ortaya çıktığı düşünüldüğünde, Sünniler arasındaki ayrışma yeni tehditler ortaya çıkarabilecek nitelikte. Hatta Sünni Arap bölgelerinde Şii milis grupların ve partilerin etkinliği düşünüldüğünde, Sünni bölgelerdeki güç boşluğundan faydalanmak isteyecekleri ve hatta Sünni gruplar arasındaki ayrışmaları derinleştirmeye çalışabilecekleri bile düşünülebilir. Ayrıca Sünni bölgelerin yeniden yapılandırılması ve göçmenlerin yerlerine geri dönüşü konusunda hâlâ elle tutulur somut adımlar atılabilmiş değil. Seçim sonrası süreçte de hem Sünnilerin siyasi sürece entegrasyonunun derecesi, hem de Sünni bölgelerin yeniden yapılandırılması ve göçmenlerin geri dönüşü konusunda atılacak adımlar, Irak'taki çatışma potansiyelinin düşürülmesinde önemli olacak. Bu konuda özellikle Haydar El-İbadi'nin, seçim tarihi yaklaşırken Sünni bölgelerdeki yeniden imar çalışmalarını ve mültecilerin geri dönüşünü hızlandırarak Sünni oy potansiyeline oynayacağı öngörülüyor.

Kürt siyasetinde de belirsizlik var

Diğer taraftan Kürtler ise Irak siyasetinde hiç olmadığı kadar dağınık hale gelmiş durumda. Referandum sonrası süreçte büyük bir düşüş yaşayan Mesut Barzani'nin KDP'si tartışmalı bölgelerde seçimlere katılmayacağını açıkladı. KYB'de ise Celal Talabani'nin ölümünden sonra başlayan çözülme sürecini devam ediyor. KYB'nin Mart ayı başında yapılan son olağanüstü toplantısında, partinin önemli isimlerin Necmettin Kerim, Berham Salih ve Azad Cundiyani yeni oluşturulan yönetim kurulunun dışında kaldılar. Diğer yandan Goran, Kürdistan İslami Cemaati ve Berham Salih önderliğindeki Demokrasi ve Adalet Hareketi seçim için "Ulusal İttifak" adı altında bir ittifak oluşturmuş durumda. Bununla birlikte, Süleymaniye'deki hükümet karşıtı gösterilerek öncülük yapan Şahsuvar Abdulvahit önderliğindeki "Yeni Nesil Hareketi" de halktan büyük ilgi görüyor. Bu noktada, Kürt siyaseti açısından Süleymaniye bazlı gelişmeler dikkat çekici olacak. Ayrıca tartışmalı bölgelerde daha önce KDP'nin aldığı oyların (daha çok azınlık oylarının) diğer Kürt partilerine mi, yoksa farklı siyasi gruplara mı gideceği de merak konusu.

Türkmenler bir cephede

DEAŞ'tan en çok etkilenen kesim olan Türkmenler de seçime umutla hazırlanıyor. IKBY referandumu ve sonrasında yaşanan gelişmelerle birbirlerine daha fazla kenetlenmeye çalışan Türkmenler, Kerkük'te Irak Türkmen Cephesi öncülüğünde, "Kerkük Türkmen Cephesi" adıyla, Şii ve Sünni Türkmen partilerin bir arada olduğu ortak bir listeyle seçimlere katılmak için hazırlık yapıyor. Kerkük'te Türkmen kimliğinin varlığını göstermesi açısından bu son derece önemli bir adım.

Türkmenlerin bir arada yaşadığı en büyük yerleşim yerlerinden biri olan, yaklaşık 3,5 yıl DEAŞ'ın kontrolü altında kalan ve halkının büyük kısmı hâlâ geri dönemeyen Telafer'de de birden fazla listede en az 12 Türkmen milletvekili adayı bulunuyor. Buna Telafer'in bağlı olduğu Musul'daki adaylar da dahil edildiğinde, Musul'daki Türkmenlerin de ayrıştığını söylemek mümkün. Türkmenlerin milletvekili çıkarma potansiyeline sahip olduğu Tuzhurmatu'nun bağlı olduğu Selahaddin ve Diyala'da da Türkmenler adına durum karmaşık görünüyor. Tuzhurmatu'da farklı listelerden adaylarla seçimlere katılan Türkmenler, Diyala'da ise kısıtlı bir aday listesine sahip. Bu nedenle, özellikle Kerkük, Telafer ve Tuzhurmatu'daki Türkmenlerin başarısı, Türkmenlerin Irak siyasetindeki temsiliyeti açısından belirleyici olacak.

Mezhepçilik azalıyor mu?

Tüm bu siyasi karmaşa ve çekişmeyle birlikte, Irak'ta ciddi bir söylem değişikliği göze çarpıyor. Mezhepçilikten uzak bir siyasi söylemin yükselişe geçtiği Irak'ta, daha çok vatan üzerinden milliyetçi, yenilikçi ve liberal söylemlerin benimsenmeye başladığı görülüyor. Daha da önemlisi, mezhepçilikten uzaklaşmanın sadece söylem boyutunda kalmayıp halk arasında bir gerçekliğe dönüşmüş olması. Hatta Bağdat gibi büyük ve karma bir nüfusun yaşadığı vilayetlerde, daha önce Şii ve Sünnilerin birbirlerinin mahallelerine geçemediği, ancak şimdi neredeyse hiçbir sorun yaşanmadığı bildiriliyor.

Seçime ilişkin beklentiler

Irak'ta özellikle Şii gruplar arasındaki siyasi bölünme ve mücadelenin seçim sonrası hükümet kurma sürecinin ana tartışma konularından bir olması bekleniyor. Bu bölünmeyle birlikte, 2005'teki seçimlerden bu yana hükümetin kurulmasında Şii grupların ortak hareket ettiğini, fakat Ulusal İttifak olarak anılan yapının çöktüğü ve seçim sonrasında yeni bir Şii yapılanmanın ortaya çıkacağını söylemek mümkün. Yine de DEAŞ'ın bitirilmesi, IKBY'nin tartışmalı topraklardan çekilmesinin sağlanması, ülkenin ekonomik olarak ayakta kalması, ülkenin bütünlüğünün sağlanması ve kurduğu ittifaktaki grupların siyaseten güçlü ekiplerden oluşması gibi nedenlerden dolayı, mevcut başbakan Haydar El-İbadi, seçimlerde avantajlı bir konumda.

Mevcut siyasi duruma göre, diğer seçimlerden farklı olarak, en büyük listenin en fazla 40-45 sandalye kazanabileceği bir dengenin oluştuğu ifade ediliyor. Şii partiler arasındaki ayrışmalar nedeniyle, 20-25 sandalyenin hangi Şii partiye gideceğinin belirsiz olduğu, seçimlerin sonucunun kararsız seçmen tarafından belirleneceği görülüyor. Ayrıca yeni kurulan çok sayıda parti olması nedeniyle, halkın nasıl bir tutum izleyeceği konusunda da belirsizlik var.

Seçim sonrasında bir çoğunluk hükümetinin oluşması konusunda Irak'ta ciddi bir söylem var. Irak'ta seçim sonrası süreçte bir çoğunluk hükümetinin ortaya çıkması halinde, bu Irak için büyük bir farklılık olacak. Zira daha önceki hükümetlerin tamamı, parlamentoda temsil edilen bütün grupların yer aldığı bir ulusal birlik hükümeti oldu ve parlamentoda gerçek anlamıyla muhalefet yer almadı. Pozisyonundan memnun olmayan bütün kesimler hükümet içi muhalefete başladığı için hükümet işlemez hale geldi. Bu nedenle, en azından hükümetin çalışmalarının istikrarlı bir biçimde devam etmesi için, çoğunluk hükümeti kurulabileceği düşünülüyor.

Öte yandan yeni hükümetin kurulmasında İran ve ABD'nin etkisini koruması beklenirken Türkiye, Rusya ve İran'ın özellikle Suriye konusunda attığı işbirliği adımlarının Irak'taki siyaseti de etkilemesi olası. Zira Türkiye- Irak ilişkileri giderek gelişen bir seyir izliyor. Özellikle seçim öncesi güçlü siyasi pozisyonu nedeniyle Haydar El-İbadi'nin tekrar hükümeti kurması durumunda, Türkiye- Irak ilişkilerinin gelişme seyrini koruması muhtemel görünüyor.

[Bilgay Duman Ortadoğu Stratejik Araştırmalar Merkezi (ORSAM) uzmanıdır]