Kelepirci 60

Senegal’de siyasetin prangaları: Bağımlılık, yolsuzluk, ayrılıkçılık

Senegal de siyasetin prangaları: Bağımlılık yolsuzluk ayrılıkçılık
29 Haziran 2017 Perşembe, 00:31 Afrika ülkeleri arasında hiç askeri darbe yaşamamış olması bakımından bir istisna teşkil eden Senegal, buna karşılık kendisinden beklenen otonomi ve istikrara da sahip olamadı.

- İSTANBUL / Murat Yiğit -


1960'lı yılların dekolonizasyon sürecinde bağımsızlığını kazanan Senegal'in siyasi tarihi, "örnek bir demokrasi" ile "hukukun çiğnendiği otoriter bir devlet" gibi yakıştırmalar arasında, hem gel-gitli hem de paradoksal bir seyir takip etmiştir.

Afrika ülkeleri arasında hiç askeri darbe yaşamamış olması bakımından bir istisna teşkil eden Senegal, kendisinden beklenen otonomi ve istikrara da sahip olamamıştır. Bu sebepten dolayı bir siyasal kurumsallaşma üretmenin uzağında kalmış ve parti-devleti ile aile-devleti arasında zorlu siyasi geçişler yaşamıştır, yaşamaktadır da. Ekonomik ve sosyal sorunları da söz konusu istikrarsızlıktan beslenmiştir. Senegal halen dünya ölçeğinde en az gelişmiş ülkeler arasında sayılsa da bölgede söz sahibi olacak kadar ekonomik varlığa sahip. Ayrıca ECOWAS (Batı Afrika Ekonomik Topluluğu) Merkez Bankası gibi pek çok bölgesel ve uluslararası kurumun varlığı nedeniyle bir çeşit diplomatik merkez işlevi de görüyor.



Sömürgecilik döneminde köle ticaretinin en önemli merkezlerinden olan Senegal, Dakar limanının coğrafi üstünlüğü sayesinde ticaretteki önemini büyük ölçüde korumuştur. Bölgenin ekonomik bakımdan güçlü ülkeleri Nijerya, Gana ve Fildişi Sahili'nin ardından 4. büyük ekonomi olan Senegal, Fransızca konuşan Batı Afrika ülkeleri arasında (sömürgecilik döneminin Fransız Batı Afrikası) arasında da en güçlü ikinci ekonomi. Ekonomisinin yüzde 70'i tarım üretimine bağlı. Son iki yılda kaydettiği yüzde 6,5 ve yüzde 6,6'lık büyümeler ülke adına dinamik bir tablo sunuyor. Büyük oranda ihracattan gelir elde eden ülkede dış ticaret açığı da oldukça düşük seviyelerde.

Senegal'in son yıllarda sergilediği ilerleme ve yükselişe rağmen, dekolonizasyon sonrası kendisinden beklenen sıçrayışı çok uzun süre gerçekleştirememiş olması oldukça düşündürücü. Coğrafî imkanlarının yanında, Sahra çölünün bir parçası olmak gibi handikapları olsa da, Senegal elindeki potansiyeli tam anlamıyla değerlendirememiştir. Nitekim Dakarlı bir kamu çalışanının ifadesiyle, "1960 yılında Senegal ve Güney Kore gelişmişlik bakımından aynı düzeydelerdi, şimdi mukayese etmek bile gülünç".

Senegal'in görece istikrarlı görüntüsüne rağmen ekonomik kalkınmada çok gerilerde kalmasının en önemli siyasi sebepleri olarak, bağımsızlığını kazanmasına rağmen post-kolonyal bağımlılıklarının sürmesi, yerel siyasette ayrılıkçı hareketlerle mücadele etmek zorunda kalması ve ülkenin uzun süre otoriter yönetimler altında kapalı halde tutulması gösterilebilir. Yolsuzluklarla yeterince mücadele edilememesi de bu şartlardan beslenen önemli bir sorundur.
Sömürge dönemi

15. yy. gibi çok erken bir dönemde Portekizli denizcilerin istilaları ile sömürgeciliğe maruz kalan Senegal, daha sonra Hollandalılar, İngilizler ve Fransızlar arasında sıkı bir mücadeleye sahne oldu. Senegal coğrafi konumunun sağladığı önemli ticaret limanlarına sahip oluşu gibi faktörlerle sömürgeci odakların iştahını arttırmış, köle ticaretinde yoğunlaşan kanlı bir tarihin nesnesi haline gelmiştir. Dakar'da bulunan Gorée Adası bu tarihin yakın şahidi ve çarpıcı vesikasıdır.

Sömürgeciler arasında asırlarca gidiş gelişler yaşayan Senegal, 1814 Paris Antlaşmasıyla tamamen Fransa'ya bırakılmış ve Fransa bu ülkede ticari bir monopol kurmuştur. Ülkenin ticari potansiyelinin büyüklüğü, bağımlılık düzeyini de o nispette artırmış, Fransa'nın nüfuzunun günümüze kadar sürmesine neden olmuştur. 1960 yılına kadar Fransa toprağı olarak kalan Senegal, bağımsızlığını yeni elde etmiş pek çok Afrika ülkesi gibi kendi ayakları üzerinde durmakta zorlandığından sömürgeci devletin yörüngesinden fazla uzaklaşamamıştır. Fransa ise bağımsızlığına göz yumduğu Senegal'i çoğu zaman arka bahçesi olarak görmeyi sürdürdü. Bu durumu kolaylaştıran en temel faktörlerden biri de askeri ve sivil elitlerin sömürgeci Fransa topraklarında yetişmiş olmaları, güçlü kültürel ve siyasi bağlara sahip olmaları ve ülkelerinin geleceğini Fransa'dan bağımsız düşünmemeleridir. Senegal gibi pek çok Afrika ülkesinde siyasal ve bürokratik sistemler eski sömürgeci devletlerin uyguladığı sistemlerin kötü birer kopyası olarak şekillenmiştir.

Bağımsızlık ve tek parti yılları

4 Nisan 1960 tarihinde Mali Federasyonu adı altında (Mali-Senegal birlikteliğiyle kurulan devlet) bağımsızlığını ilan eden Senegal, bu federasyonun sadece dört ay sonra dağılması üzerine resmen bağımsız bir ulus devlet olarak kaldı. İlk devlet başkanı Hristiyan kökenli bir sosyalist ve şair olan Léopold Sédar Senghor oldu.

Yüzde 95'i Müslüman olan bir ülkede Hristiyan bir devlet başkanının ülkeyi 20 yıl yönetmesi gerçeği, Senegal'deki temsil ve kimlik bunalımının yanı sıra Fransa'nın tercihlerini de yansıtmaktaydı. Bugün Batı Afrika'nın resmi parası Franc CFA'nın Fransa'daki darphanelerde bastırılması gibi, sömürgecilik döneminde de halkı oldukça dindar Müslüman olan Senegal'e yalnızca Fransa'da basılan dini kitapların girişine izin veriliyordu. Halkın dini anlayışının eğitim ve yayın faaliyetlerinin sonucunda dönüştürülmesiyle, Fransa'daki kadar katı bir laikliğin uygulanmasına da zemin hazırlandı. Senghor döneminde temelleri atılan Fransız tipi jakoben laiklik zihniyeti bugün dahi Senegal'de bir tabudur. Fransa'nın elitler ve sistem üzerinden elde ettiği nüfuzu yerel siyasette kullanabildiğini de açıkça gözlemlemek mümkün. Nitekim Fransa'nın kendi siyasetlerindeki ağırlığından ve Senghor yönetiminden hoşnut olmayan Başbakan Mamadou Dia 1962 yılında darbe girişimi suçlamasıyla tutuklanırken, Senghor Fransa'nın desteğiyle tüm yetkileri elinde toplamıştı. 1963 yılında gerçekleşen düşük katılımlı anayasa referandumu ile başkanlık görünümlü otoriter bir tek parti rejimine geçildi.

Eski sömürgeci devletlerle ters düşen pek çok Afrikalı lider, askeri darbe veya iç savaşla görevinden uzaklaşırken, Senghor ülkeyi 1981'e kadar hemen hemen tek partili bir sistemde yönetti. Senghor'un partisi (Senegal İlerlemeci Birliği, daha sonraki adı Sosyalist Parti) 1976'da çok partili sisteme geçilmesine rağmen siyasi baskılar ve eşitsizliğin sürmesi nedeniyle 2000 yılına kadar iktidarda kaldı. 1980'lere kadar elbette özgür-serbest seçimlerden bahsedilmesi pek mümkün görünmüyor. 1970'te sistemin yeniden yarı başkanlığa dönmesiyle Senghor tarafından başbakan olarak atanan Abdou Diouf, Senghor'un istifası sonrası 1981 yılında yeni devlet başkanı oldu. 1983'te Académie Française üyesi seçilecek kadar Fransa'yla iç içe olan Senghor gibi, daha sonra Francophonie Genel Sekreteri (2003-2014) olacak Abdou Diouf da Fransa ile güçlü ilişkilere sahipti. Afrika'nın birliğine sık sık vurgu yapan Diouf, iç siyasette de Senghor'dan farklı olarak muhalefete belli bir serbestlik sunmuştur. 1980'lerde Senegal'in Afrika ülkeleri arasında "örnek demokrasi" olarak sunulmasında, diğer ülkelerdeki siyasal çalkantıların ürettiği imaja ek olarak bu serbestlik de etkili olmuştur. Ancak siyasal katılımın bazı etnik grupların dışarıda bırakılması sebebiyle düşük olması (yüzde 30'lar civarında), Diouf'un yüzde 70-yüzde 80'lerle yeniden seçilmesi sonucunu doğurmaktaydı.

Casamance'ta ayrılıkçılık ve terör

Siyasi katılım sorunları ayrılıkçı terörü de beslemiştir. 1983'te ordu ile Casamance bölgesindeki ayrılıkçılar arasındaki çatışmalarda 24 kişinin hayatını kaybetmesi, bölgede terör faaliyetlerinin artması konusunda bir milat olarak görülür. Rahip Diamacoune Senghor'un liderliğini yaptığı Casamancelı ayrılıkçılar sadece etnik ayrışmadan dolayı değil, dini farklılık sebebiyle de bağımsızlık talep ediyorlardı.

1990'lı yılların sonlarına kadar şiddetini devam ettiren silahlı çatışmalar, 2001'deki ilk barış anlaşması ve 2004'teki ateşkesle azalmaya başladı. Diamacoune Senghor'un 2007'de ölmesiyle Casamance ayrılıkçı hareketi gücünü büyük ölçüde yitirdi. Fransa'nın güçlü bir dış politika enstrümanı olarak kullandığı dış yardımları dönem dönem Casamance ve Ziguinchor'da yoğunlaştırması da teröre destek verdiği şeklinde yorumlanmaktaydı. Her ne olursa olsun sonuçta terör, Senegal'in 25-30 yılına mal olmuştur. Enerjisini büyük oranda bölgedeki güvenlik meselelerine harcayan Senegal'de, terörün azalması ekonomik büyümeye de gözle görülür katkı yaptı.

Senegambiya Konfederasyonu

Diouf döneminin önemli hadiselerinden biri de 1981 yılında askeri müdahale yoluyla askeri darbe girişimini engellediği Gambiya ile birleşerek Senegambiya Konfederasyonu'nu kurmasıydı (1982). 1989'a kadar sürdürülen bu birliktelik Batı Afrika ülkelerinin tek devlet altında birleşme çabalarına ciddi bir katkı sunmuştu.

İki ülkenin devlet başkanlarının ayrı ayrı seçildiği ve başkan-yardımcı rollerini üstlendiği, birbirlerinin iç işlerine karışmama durumunun devam ettiği, buna karşın dış politika koordinasyonunun denendiği bir yapı oluşturulmuştu. Oldukça zor yürüyen bu ortaklık "Gambiya'nın ekonomik başarılarına Senegal'in ayak uydurmada zorlandığı" kanaati üzerine dağıldı. Etnik köken ve dil itibarıyla Senegal ile akrabalıkları olan Gambiya'nın bu birlikteliği sürdürmemesinde, İngiltere'nin Fransa ile yaşadığı anlaşmazlıklar da rol oynamıştır.

Abdoulaye Wade döneminde Senegal

Diouf'un en sıkı rakibi olan liberal demokrat lider Abdoulaye Wade 2000'de iktidara geldiğinde, devletle özdeş hale gelen Sosyalist Parti'nin 40 yıllık iktidarına da son vermiş oldu. Fransa ile çok eski bağlantılara sahip ve bir Fransızla evli olan Abdoulaye Wade dönemi ülkenin dışa açılmasıyla sonuçlandı. Eskiye nazaran daha rahat ekonomik şartlar oluştu. ABD gibi üçüncü ülkelerle iyi ilişkiler geliştirildi. Wade dönemi, Senegal'in Körfez ülkeleriyle daha yakın ilişkiler kurduğu bir dönem oldu ki, Dakar'ın, son Katar krizinde çok hızlı biçimde Suud-BAE tarafında pozisyon alması, bu açıdan beklenen bir gelişmeydi.

Wade döneminde kendi demokrat zihniyetini yansıtan pek çok hukuki-sosyal gelişmeye de tanık olundu. İdam cezasının kaldırılması ve kadın-erkek eşitliğini teşvik eden yeni yasalar bu bakımdan önemli örneklerdir. AB değerlerinin Fransa tarafından sıkça vurgulandığı 2000'li yıllarda gerçekleşen bu uygulamaları Senegal-Fransa-AB ilişkileri üzerinden okumak daha anlamlı olabilir.

Zaman zaman aksini iddia etse de Abdoulaye Wade 12 yıllık (2000-2012) iktidarında dış etkenlerden bağımsız şekilde karar verme özerkliğine tam anlamıyla sahip olamadı. Her durumda Fransa'nın bölgede oyun kurucu rolünü dikkate almak zorunda kaldı. Besançon ve Sorbonne'da okuyan Wade'ın gençliğinden beri Fransa ile sıkı ilişkilere sahip olmasına rağmen, kendisiyle aynı dönemde görev yapan Fransa cumhurbaşkanlarıyla (Chirac-Sarkozy) pek iyi geçindiği de söylenemez. İktidarının son zamanlarında yaptığı "Fransa beni hiçbir zaman desteklemedi" açıklamasının, Wade'ın Fransa'dan yeterince yakınlık görmemesinden kaynaklandığı düşünülüyor. Gerçekten de Wade'ın Fransa'ya yönelik olumlu tutumu dostane karşılıklar görmemiştir. Jacques Chirac'ın bir önceki başkan Abdou Diouf'la kişisel dostluğu ve Sarkozy'nin genel manada samimiyetsiz tutumu, Wade'ı kişisel olarak rahatsız etse de bu durum Fransa-Senegal ilişkilerine çok fazla etki etmedi.

Wade, görev süresi bitince pek çok emekli Afrikalı lider gibi Paris'e taşınırken, oğlu Karim Wade'ın milyarlarca avroluk "haksız kazanç elde etme" davasıyla karşı karşıya kaldığında da Fransa'dan destek gördü. 2015'te 6 yıl hapis cezası alan Karim Wade, 2016 yılında hapisten çıkarılarak Katar'a "sürgün"e gönderildi. Wade'dan sonraki hükümet, halkın Karim Wade davasına olan tepkisi nedeniyle iş başına gelmişken, bu davada çok kısa zamanda kontrolünü kaybetti.

Wade döneminde başbakanlık yapan ve 2012'den beri cumhurbaşkanlığı görevinde olan Macky Sall görev süresini 7 yıldan 5 yıla düşürerek başlangıçta halk nazarında olumlu bir intiba bıraksa da, Karim Wade davası konusundaki etkisizliği yıllardır eleştiriliyor. Yurtdışında oldukça popüler bir imaja sahip olan Macky Sall'ın, sağlanan ekonomik büyümenin halka yansıtılamaması ve yolsuzlukla yeterince mücadele edilmemesi gibi faktörler sebebiyle halk nezdindeki desteğinin düştüğü belirtiliyor. Dışa dönük yaklaşımıyla AB'nin ve IMF'nin takdirini kazanan Sall, 2017 cumhurbaşkanlığı seçimine içerideki hoşnutsuzluklarla gidecek.

Ülke dış nüfuza açık

Senegal'de devletin özerklik ve kurumsallaşma sorunu, eski sömürgecilerin dış yardım ve yatırım gibi araçlarla müdahale edebildiği siyasi bir ortam meydana getiriyor. İç dinamikleri Fransa tarafından çok iyi bilinen Senegal'de, siyasi ve sosyal aktörleri manipüle etmek, medya yoluyla baskı yapıp kararlarda etkili olmak çok da zor değil. Senegal'de baskın dini cemaatler üzerinden (Müridilik, Ticanilik) yapılan seçim pazarlıklarının güçlü etkisi de biliniyor. Maddi imkanları içeride belli gruplara sunabilen ve dışarıda Fransa ile AB'nin desteğini kazanan adaylar avantaja sahip oluyor. Ülkenin dış nüfuza bu kadar açık olması, siyasi söylem ve pratiklere de etki ediyor.

Soğuk Savaş döneminde daha otoriter bir yapıya bürünen Senegal devleti, 2000'lere gelindiğinde kadın-erkek eşitliği, demokrasi-insan hakları, idam karşıtlığı gibi söylemleri kolayca benimseyebiliyor. Ayrıca, bu değer ve söylemlerin toplumdaki yeri/karşılığı tartışmalı. Devlet, söylem ve politikalarında bu değerleri Afrikalı komşularından değil, Avrupa'dan etkilenerek suretiyle benimsiyor. Fakat yolsuzluklar karşısında aynı dirayeti gösteremediği için zayıf düşmeye devam ediyor.

Dış yardımlarla ayakta tutulan bürokrasinin dış nüfuza açık bir sisteme dönüştüğü, yolsuzluklara müdahale edemeyen fakat siyasi özgürlükleri kısıtlayabilen bir siyasal ortamın kendini yeniden ürettiği Senegal'de daha bağımsız-otonom, daha ilkeli ve hukukun işleyebildiği bir sisteme geçiş, sahip olduğu potansiyeli de doğru kullanma olanağı sunacaktır. Ne ki, bu mesele yalnızca Senegal ve diğer Afrika ülkelerinin değil, güçlü devletlerin müdahalelerine maruz kalan, iç siyasette özgün bir model sunamayan hemen her dünya ülkesi için de geçerli. Geçmişte pek çok şeyi burada irdelediğimiz handikaplara rağmen başarabilmiş bir ülke olan Senegal'in geleceği için ümitlenmek zor değil. Senegal, bölgede halen hareket kabiliyeti, potansiyeli ve tecrübesiyle öne çıkan bir ülke ve son yıllarda elde ettiği parlak ekonomik başarıları doğru siyasetle tahkim etmeye namzet.

[Uzmanlık alanı Karşılaştırmalı Siyaset olan Murat Yiğit İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde araştırma görevlisidir ve İstanbul Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora çalışmalarına devam etmektedir]