İsmail AŞÇIOĞLU
İsmail AŞÇIOĞLU

Buz ile güneş

19 Mart 2018 Pazartesi

Siyasetçiyi her yönüyle ve tüm değişkenlik lâbirentleriyle damıtabilme becerisinden yoksun toplumlar;  siyasetçiyi, koşulsuz olarak kendilerine "efendi" kılmış olurlar. Çok şükür ki Türkiye gelişti, artık hiçbir siyasetçinin toplumun efendisi olabilme şansı yok.  Günümüz Türkiye'sinde siyasetçi topluma "hizmet" verebildiği ölçüde varlığını koruyabilir, aksi halde silinir gider. Günümüzde bu durumun sayısız örneklerini yaşıyoruz.

Çağımızda devletlerin birbirlerine yalan söyleyebilme şansları yok. Rusya elindeki silahların gücünü Londra veya Washington'dan ne kadar süreyle gizleyebilir? Aynı şekilde Washington ve Londra ellerindeki silahların güçlerini Rusya'dan ne kadar gizleyebilir? Devletlerin bile birbirlerine yalan söyleyebilme olanağının kalmadığı bir dünyada siyasetçiler, kendilerinden hizmet bekleyen toplumlara ne kadar yalan söyleyebilir, ne kadar vefasızlık edebilir? 21. Yüzyıl, bireylerin de birbirlerine yalan söyleyebilme olanağını yok etti.

Sahtekârlık, iki yüzlülük, riyakârlık ve politika çalımları nereye kadar ayakta kalabilir? Politika her ne kadar "çok yüzlü oyun" ise de; "nitelik" ve "zekâ"dan yoksunluk anlamı içermediği gibi, içinde "vefasızlığı" hiç barındırmaz.

Niteliksiz, çapsız, sığ, liyâkatsız ve vefasız bir siyasetçi nereye kadar koşabilir? Kendisini destekleyen seçmenleri ile yol arkadaşlarını geride bırakarak ipi göğüslemeye çalışan bir siyasetçinin kazanmak şöyle dursun, koşuyu tamamlayabildiğine hiç rastlanmamıştır. Siyasetçinin seçmenleri ve yol arkadaşlarıyla sımsıkı kenetlenmesi halinde başarılı olabileceği gerçeğini sade vatandaş bile çok iyi bilir de siyasetçi "unutur!"  Oysaki;  siyasette esas olan ihanet değil, vefadır... Vefa sıklıkla hatırlatılması zorunlu bir gereklilik halinde ise; o siyasetçinin yol arkadaşları ile seçmenleri işin başında "hüsran"a uğramışlar demektir. 

Bilinir ki; vefa yalnızca İstanbul'da bir semt adı değildir; vefa ahlâki bir duruştur ve bu duruş her kula da nasip olmaz. Aklı başında bir siyasetçi dostlarını satmaz, onları unutup yok saymaz; bilir ki siyasetçiyi başarıya ulaştıracak olan "güven" ve "vefa" akdidir. Yol arkadaşlarını satan, dostlarını, sevenlerini, kendisine umut bağlayıp gönül ve destek verenleri, ihmal eden ve hatta onları satan,  ihanet eden bir siyasetçinin nefesi çok çabuk kesilir. Seçmenini, yoldaşını, sevenlerini, dostlarını satan, en yakınlarına çelme takmayı politik manevra zanneden siyasetçi siyaset arenasında yer edinemez ve alkış alamaz. Gün gelir en zor anlarında güvenip sırtını yaslayabileceği tek bir dost bulamaz.

Türkiye'nin siyasi kadroları olması gerektiği olgunluğa erişemediklerinden genel başkanların başarıları sayesinde ayakta dururlar. Başarı piramidin tepe noktasından aşağıya doğru süzülürken, aşağıdakiler hiçbir marifet gösteremedikleri halde, hak etmedikleri bir şişinme ile rüzgârlanırlar! Onlar rüzgârlanadursunlar, seçmenler gerçeğin farkındadırlar.  Örnek: Turgut Özal sonrasıdır. Özal sonrası var mıdır? Sonrası olamamıştır. Eğer olmuş olsa, hayatın olağan akışına aykırı bir durum gerçekleşmiş olurdu ki; bu duruma " imkânsız" deniyor.

Genel başkanların kazandıkları başarıların gölgesi altında "ezileme mahküm" siyasetçiler, ne kadar şişinirlerse şişinsinler, ne kadar rüzgârlanırlarsa rüzgârlansınlar boşunadır. Liderin bir talimatı Türk siyaset sahnesinden silinip gitmeleri için yeterlidir. Gerçek şudur ki; aslında onlar zaten yokturlar. Bu gerçeği en iyi bilen sade vatandaş yani seçmenin kendisidir.

Siyaset sahnesinin yerel yöneticilerinin gözleri ile kulakları liderlerine kilitlenmiştir. Adeta "kapıkulu" gibidirler. Siyaseti bir "nimet" olarak görürüler. Bilmezler ki siyasetteki başarının "değeri"  gerçek yaşamda tartışmaya açık bir konudur. Seçmenin "hancı" kendilerinin "yolcu" olduklarını akıl edemez haldedirler. Aile içindeki huyları bile değişir, başkalaşırlar, seçmenlerinden, yol arkadaşlarından, dostlarından uzaklaşırlar. Olgunlaşmış, gelişmiş demokrasi kültürlerinde pek rastlanmayan bu fotoğraf, bizim gibi genç demokrasiler için kusurlu bir durum sayılmasa da 21. Yüzyıl Türkiye'sine yakıştığı söylenemez.  Neyse ki, siyasetin kapıları gençlere sonuna kadar açıldı. Umudumuz bu durumu değiştirebilecek iyi yetişmiş, donanımlı gençlerimizde. Hiç kimse alınması ama önümüzdeki süreçte Türk siyasetinde onca şişinmelerine karşın hünerlerini göremediğimiz sayısız siyasetçi silinip gidecek. Onların adlarını hatırlayan bile olmayacak. Donanımlı gençlik siyasetteki yerlerini almaya başladıklarında seçmen siyasetçi ilişkilerinde müthiş bir değişiklik yaşanacak. Vefasız, unutkan, niteliksiz siyasetçilerin yerlerini pırılpırıl iyi yetişmiş, enerjik gençler aldıkça, seçmenler o koca koca adamların gerçekte ne kadar küçük olduklarını çok daha iyi anlayacaklar.

  • DİĞER YAZILARI
LAPİS