Kelepirci 60
İlhan KARAÇAY
İlhan KARAÇAY

Düşünemiyorum, yazamıyorum, zira yazma şevkim kırıldı

21 Mayıs 2019 Salı

Türkiye'de yaşanan çirkin siyaset nedeniyle düşünemiyorum, yazamıyorum, zira yazma şevkim kırıldı

Sevgili dostlarım ve okurlarım,
Farkındaysanız, nisan ayı bültenimi yayınlayamadım
Mart ayı bültenimi yayınladıktan sonra 23 Mart'ta  Mersin'e geldim. Şimdi tam iki aydır Mersin'deyim. 'Hollanda'yı özlemedin mi?' diye soran dostlara şunu söyleyebilirim:
Özlemezmiyim hiç? Hele hele, burada haber bültenlerini izlerken Hollanda'yı çok özlüyorum. Daha doğrusu Hollanda'ya gıpta ile bakıyorum. Baksanıza, sevgili Kralımız Alexander, Lahey'de Müslüman toplumun iftar yemeğine katılmış. Güzel de laflar etmiş. Ne de olsa, oradaki Müslümanları da kendi vatandaşı olarak içine sindirmiş ve onlarla birlikte yemek yemiş. Hem de dini önemi olan bir yemeğe...
31 Mart seçimlerinden sonra Nisan ayı bültenimi hazırlayacaktım.
Ne var ki, 31 Mart seçimleri sonuçlarında, İstanbul muallakta kaldı.
İstanbul seçimini az bir farkla kazanan İmamoğlu'nun mazbatası çok geç verildi ama, yapılan itirazlar üzerine, mazbata verimi de şerhli olmuştu.

31 Mart seçimleri öncesinde, Türkiye'deki seçim atmosferi çok çirkindi. Politikacıların birbirlerine karşı hitap şekilleri, en ilkel Afrika ve Asya ülkelerinde bile yaşanmayacak cinstendi. Politikacıların bu  çirkin hali, ne yazık ki bizlere de sirayet etmişti. Biz de sosyal medyada birbirimize karşı çok kırıcı olmuştuk. Bırakın kırıcı olmayı, birbirimize karşı hakaretlerimiz edep sınırlarını aşmaya başlamıştı.

Ben şahsen bazen araya girip, 'Yapmayın kardeşler' diyordum ama, nafile...
Samimiyet ile şunu belirteyim ki, içinde yaşadığımız bu çirkin siyasi dönemden önce de, pek çok hoşnutsuzluklar yaşamışızdır. Ben şahsen çok genç yaşımda iken, politikacıların tasvip edilmeyecek hareketlerine şahit olmuştum. O dönemleri anlatmaya kalkışırsam, taraf olmama rağmen, gazetecilik tarafsızlığımı kaybedeceğimden korkarım. Bu nedenle, geçtiğimiz 3 mayıs tarihinde yayınlanan bir Rauf Tamer yazısı ile 8 mayıs ta yayınlanan bir Hıncal Uluç yazısını sizlere sunuyorum.

Bakın Rauf Tamer 3 Mayıs'ta neler yazmış:
'Bizim kutuplaşmadığımız dönem var mı? Yok.
İnönü-Menderes.
Demirel-Ecevit.
Hatta, aynı blokta olmalarına rağmen:
- Demirel-Özal.
- Çiller-Yılmaz.
Neler neler.
Yandaşların, yoldaşların en âlâsı, o zaman da vardı.
Tuzlukların, fırıldakların en şahanesi, o zaman da vardı.
Hep vardı.
Bilenler bilmeyenlere anlatsın.
Vatan Cephesi'nden tutun milliyetçi cephe'ye kadar... Ne kutuplaşmalar yaşadı Türkiye.

* İsmet Paşa'nın kafasına taş atıldı.

* Demirel, Başbakanlık koridorunda yumruk yedi.

* Özal'a suikast yapıldı. Kongre salonunda kurşun sıkıldı.

* Mesut Yılmaz saldırıya uğradı, burnu kırıldı.

* Tansu Çiller'e akıl almaz iftiralar atıldı.

Yani, kutuplaşmadığımız hiçbir dönem yok.
Lakin şimdiki kadar ağzı bozuk bir dönem de yok.'

Rauf Tameri tanıyanlarınız çoğunluktadır sanırım. Sağ görüşlülerin gazetesi olan Tercüman'ın en kıdemlilerindendir. İşte o Rauf Tamer bugün, 'Yani, kutuplaşmadığımız hiçbir dönem yok.
Lakin şimdiki kadar ağzı bozuk bir dönem de yok.' diye yazıyorsa, siz anlayın artık durumumuzu...
'Durumumuz nedir' diyeceksiniz şimdi...
Durumumuz, o kadar itici ki, 55 yıllık bir gazeteci-yazar olan şahsımın, yazma şevkini kıracak kadar kötüdür.
31 Mart seçimlerinden sonra, durumun şeffaflaşmasını bekledim. Ama, özellikle İstanbul seçimlerinin muallakta kalışı o kadar uzadı ki, kesin sonuç açıklanmadan önce hiçbir şey yazmamaya karar verdim.
İstanbul seçimlerinin kesin sonucu nihayet 6 mayıs pazartesi günü açıklandı.
Yapılan açıklama, Galatasaray-Beşiktaş maçındaki hakem taraflılığından farksız değildi.
Yukarıdaki sözü açayım isterseniz: İstanbul seçiminin kesin sonucu açıklanmadan bir gün önceki pazar günü Galatasaray-Beşiktaş derbi maçı oynanmıştı. Maç başlar başlamaz, hakemin Galatasaray'ı kayıracağı hemen anlaşılmıştı. Aynı hakem öyle kararlar verdi ki, Beşiktaş'ın maçı berabere bitirmesi bile ihtimal dışında kalmıştı. Hoş, Beşiktaş maçı kazanmak için pek hevesli görünmüyordu ama, hakemin taraflı kararları da Beşiktaşlı futbolcuların şevkini kırmıştı. Maçtan sonra, her gün gittiğim lokaldeki bir arkadaşım şunları söylüyordu: 'Allah belasını versin böyle hakemin. Ben Galatasaraylıyım ama, böylesi bir hakem sayesinde kazandığımız bu maçtan hiç zevk almadım.'

İşte, nasıl ki Galatasaray-Beşiktaş hakeminin kararları herkesi çileden çıkarmışsa, İstanbul seçimlerini inceleyen Yüksek Seçim Kurulu'ndaki hakemler de, verdikleri seçim yenileme kararı ile insanları çileden çıkarmıştır. Bırakın insanlarımızı çileden çıkarmayı, dünyadaki politikacıları da çok kızdıran bu karar, zaten var olan Recep Tayyip Erdoğan aleyhtarlığını daha da güçlendirmiştir.

Şimdi, 23 Haziran'da tekrarlanacak olan seçimi kim kazanacak tartışması başladı. Yarın yine çirkinlikleri seyretmeye başlayacağız. Kimine göre AK Parti söylem değiştirecek ve seçmene daha sempatik görünecek ve seçimi kazanacak, kimine göre CHP bu kez daha çok oy toplayarak bir zafer kazanacak. Kimine göre de, AK Parti ne yapıp yapacak ve bu seçimi kaybetmeyecek.

Bu saatten sonra ne olursa olsun, seçimi AK parti'nin kazanması ve İmamoğlu'nun kaybetmesi, Türkiye'nin demokratik duruşunda yaralar açacaktır. Ne Türk halkının büyük çoğunluğu ve ne de dünya halkları, böyle bir sonucu kabul etmeyecektir. Bu da Türkiye'ye daha doğrusu recep Tayyip Erdoğan'a puan kaybettirecektir.

Dış basın, Erdoğan aleyhtarı yazıları yayınlamaya başladı bile...

Naçizane şahsım, polemik yaratacak tartışmalara girmeyeceğim ama, gönlümdeki düşünceyi açığa vurduğumu da fark etmişsinizdir. Bu da benim demokratik bir seçenek hakkımdır elbette.

Gerek AK Parti içindeki dost ve tanıdıklarım ve gerekse CHP içindeki dost ve tanıdıklarım, benim tarafsız yorumlarıma alışıktırlar. Benim tarafsızlığımdan yararlanmaya gelene kadar, her iki partiyi yönetenlerin, çok daha önemli yerlerden tavsiyelerine değer vermelerini diliyorum.

Aksi takdirde, 23 Haziran'a kadar devam edecek olan çirkin tartışmalar, o tarihten sonra da sürecek gibidir.

Madalyonun bir de ters tarafı var tabii...
İsterseniz ters tarafta neler var ona bakalım.
Değerli dostum Hıncal Uluç 8 mayıs Çarşamba günkü yazısında, Yüksek Seçim Kurulu'nun kararına isyan edenlere bir mesaj veriyor. Bu mesaj, CHP'yi yönetenlerin acizliğine vurgu yapıyor.

Yüksek Seçim Kurulu'na, 'Sandık başkanları kanuna aykırı seçildiler' başlıklı olağanüstü itirazı kimin düşündüğünü merak eden Hıncal dostum, işin püf noktasının pek anlaşılmadığını vurgulamış ve itirazı yapan AK Parti sözcülerinin bile işi doğru dürüst anlatamadıklarını, bunun için de  hemen herkesin, Yüksek Seçim Kurulu kararının siyasi olacağı düşüncesine kapıldıklarını belirtmiş.

Uluç şöyle devam etmiş:
'Öğleden sonra evde tüm gazetelerimi bitirdikten sonra, Haber Türk yazarlarını okumak için Ipadimi açtım.

Nagehan Alçı, kararın "Hukuki" olacağını söylüyor, yaptığı araştırmaları özetliyordu.
2018 yılı mart ayında, Seçimlerin Genel Hükümleri Yasası'nda bir değişiklik yapılmış ve Sandık Kurulu Başkanlarının kamu görevlisi olmaları şartı getirilmişti.
İstanbul seçimlerinde bu şarta uyulmamıştı. Olağanüstü itiraz buydu.

Hemen gene  iPad'imden o değişikliği yayınlayan ve yürürlüğe sokan Resmi Gazete'yi buldum.

İlgili madde aynen şöyleydi..
"MADDE 3- 298 sayılı Kanunun 22'nci maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Sandık kurulu başkanının belirlenmesi
MADDE 22- İlçede görev yapan tüm kamu görevlilerinin listesi, mülki idare amiri tarafından yerleşim yeri adresleri esas alınmak suretiyle ilgili ilçe seçim kurulu başkanlıklarına gönderilir. İlçe seçim kurulu başkanı, bu kamu görevlileri arasından ihtiyaç duyulan sandık kurulu başkanı sayısının iki katı kamu görevlisini ad çekme suretiyle tespit eder ve bu kişiler arasından mani hali bulunmayanları sandık kurulu başkanı olarak belirler."

Oysa İstanbul'un çeşitli ilçelerinde, eski usul seçilmiş sandık kurulları göreve devam etmişti. Pek çok başkan kamu görevlisi değildi.
Yani yasa net şekilde ihlal edilmişti.
YSK kararı hukukiydi ve doğruydu.

Muhalefet sözcüleri "Peki ama, 2018 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Genel Seçimleri de ayni kurullarla yapıldı" dediler.

Dediler, diyorlar ve diyecekler ama, o zaman kimse itiraz etmemişti. Kimsenin aklına bu maddeye dayanıp itiraz etmek gelmemişti. Trafoya giren kediye itiraz edenlerin bile.
İtiraz süresi sona erene dek yapılan itirazlar incelenmiş ve seçim sonuçları kesinleşmiş ve YSK tarafından ilan edilmiş ve o sayfa artık açılmamak üzere kapanmıştı.
İşte merakım buydu.
O zaman, medya dahil, hiç ama hiç kimsenin aklına gelmeyen "Sandık Kurulu Başkanları değişen kanuna aykırı. Ona itiraz edelim" fikri kimden çıkmıştı?
Bakalım siyasi muhabirler, bu sorunun yanıtını bulup verebilecekler mi?'
Hıncal Uluç'un ne demek istediği apaçık meydanda değil mi?
Çoğumuzun, 'Bu antidemokratik bir karar' diye itiraz ettiğimiz bu konuyu CHP'nin akıl hocaları neden düşünememişler? Daha önceki seçimlerde aynı hatalar yapılmışsa, CHP buna neden itiraz etmedi?

Yazımın başında Galatasaray- Beşiktaş maçında söz etmiştim. Maçlar tabii ki centilmence oynanmalı. Seçimlerde de centilmenlik aranmalı. Ama kazın ayağı öyle değil. Maçtaki futbolcuların çoğu, rakibe sarı kart veya kırmızı kart aldırmak için iğrenç maskaralıklar yapıyorlar. Bu centilmence bir davranış değil ama, maçın resmi olmayan kuralları arasında bu çirkinlik de varmış demek.
Seçim sonuçlarında da centilmenliğin dışına çıkılabiliyor. Hileler yapılıyor, oylar çalınıyor. Ama elde kesin delil olmayınca bir şey yapılamıyor.
Böyle olunca da itirazların haksızlığından söz ediliyor.
Bir şey daha var. Aslında birkaç şey.

Bu 'şeyler', CHP'ye puan kaybettiriyor ve toplumda infial yaratıyor. Böyle giderse CHP'ye oy vermeye başlayan seçmenlerde tereddüt doğacak.

Şöyle ki, CHP lideri Kılıçdaroğlu, seçimin yenilenmesi için oy veren Yüksek Seçim Kurulu üyeleri için 'Çete' deyimini kullanmış. Bu söylem bir siyasi parti başkanının ağzından çıkmamalıydı. Rakip politikacılar bunu tabii ki kullanacaklar ve halkta tepkiler doğurtacaklar.
Bir sanatçı, İmamoğlu için 'İkinci Atatürk' demiş. Yapmayın kardeşler, 'İkinci Atatürk' deyimi için İnönüler ve Ecevitler geldi geçti. İmamoğlu'na 'İkinci Atatürk' denebilmesi için, daha çok zamana ihtiyaç var.

Ne diyelim, hayırlısı olsun. Bakalım 23 Haziran'a kadar ve sonrasında daha neler yaşanacak?
Hıncal Uluç, Türkiye'deki seçim kararlarının dış basına nasıl yansıdığını da yazmış. İsterseniz ben size sadece Hollanda medyasında yayınlananları sunayım:
 
Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK) İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimini iptal etmesi Hollanda medyasında da geniş yer buldu.
 
Hollanda'nın önde gelen gazetelerinden Volkskrant, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın YSK kararı ile istediğini elde ettiği görüşüne yer verdi.

Haberde, Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye Raportörü Kati Piri'nin, "YSK'nın hükümetin baskısı altında karar aldığı ve 60 yıl sonra Türkiye'de seçimlerin meşruiyetinin sona erdiğine" ilişkin değerlendirmesi de yer aldı.

Ülkenin en çok satan gazetesi De Telegraaf ile AD gazetesi ise YSK'nın iptal kararını "Erdoğan'ın partisi istediğini aldı" başlığıyla okuyucularına duyurdu.

NRC gazetesi ise "AKP'nin baskısı ile İstanbul yeniden seçime gidecek" başlığıyla verdiği haberde, muhalefetin "boykot ya da umut" ikileminde olduğunu yazdı.
Haberde, YSK'nın seçimlerden 36 gün sonra aldığı kararın, Türkiye demokrasisi ve ekonomisi için geniş kapsamlı sonuçlar doğurabileceğine vurgu yapıldı.

Gazeteye göre, Türkiye'de bazı muhalifler, 23 Haziran'da yenilenecek seçimi AKP'yi daha büyük bir farkla yenmek için fırsat olarak görüyor. Bazı seçmenler ise yeni seçime katılmanın "demokratik olmayan bir kararı meşrulaştırmak" olacağını söyleyerek boykotu savunuyor.
NRC'nin haberinde 23 Haziran seçiminin, "AKP için politik açıdan büyük bir kumar olduğu" değerlendirmesi de yer aldı.

Hollanda Televizyonu NOS'un haberinde ise AKP'nin son hamlesinin sonuç verdiği ve seçimin YSK tarafından iptal edildiği belirtildi, Türkiye'de muhalefetin kurulun kararından sonra "açık bir diktatörlükten söz ettiği" görüşüne yer verildi.

RTL Televizyonu'nun haberinde de, muhalefetin "diktatörlük" eleştirilerine vurgu yapıldı.


Hollanda medyasındaki haberlerde, YSK'nın kararı nedeniyle Türk Lirası'nın hızlı düşüş yaşadığına da dikkat çekildi.

  • DİĞER YAZILARI