Kelepirci 60
İsmail AŞÇIOĞLU
İsmail AŞÇIOĞLU

Aklımızla oynanıyor

01 Ocak 2014 Çarsamba

Son günlerde hükmet yaprak dökümü gibi günler yaşadı..

Sanki mevsim sonbahar!

Erdoğan Bayraktar'ın istifası ve temel/dursun yaklaşımı beyanları hiç hoş değildi. Herşeyden önemlisi siyasi vefasızlığın bariz örneği olarak hafızalarda iz bıraktı. Hiç yakışmadı, tam bir Oflu gibi davrandı.. Ben de Oflu'yum ama malesef ki böyle oldu..

Şunlara bakmak lâzım; son 10 yılda Türkiye'de neler değişti? Hükümetin hataları var mı? Elbette ki vardır. Hataları, eksiklikleri, kusurları olacaktır. Zaten olmaması anormaldir. "Bir yerde herşey düzgün gidiyorsa orada ters giden birşeyler vardır" deyişi, boşuna söylenmemiştir. Muhalefetin suskun kalması düşünülemez, eşyanın doğasına aykırıdır. Şu andaki dünya konjoktöründe hükümetin yanında durmak "gaz kokusu" çekmek demek ise, karşı olmak da  "lağım çukuru"nun yanında durmak gibi bir şey..

Çünkü İslâm coğrafyası bütün haçlı dünyasının birbirini kırdığı II. Dünya Şavaşı'nı şimdi yaşıyor. Bizi o günlerde savaşa sokamayan iradenin hesapları bugünkü hesaplardı ve neyazık ki yaşanıyor, yaşatılıyor..

"Hükümet ömrünü doldurdu" demek,  özgür iradeleriyle oy veren seçmenleri yok varsaymaktır. Onların demokratik hak ve özgürlüklerini ellerinden almak demektir. Demokrasiyi yok etmektir. Hükümetlerin icraatlarından hoşnut olmayan halkın meydanlara çıkıp protesto eylemleri yapmaları demokrasinin gereğidir ve en kutsal haklar arasında yer alır. Tarihten günümüze de hiçbir güç halkın bu hakkını kullanmasına engel olamamıştır. Halkı karşısına alan rejimler ve hükümetler zaten ölüm fermanlarını kendi elleriyle imzalayanlar olmuşlardır. Derhal tarihten silinip gitmişlerdir.

Gelişmiş, uygar demokrasilerde halklar hükümeti protesto eylemleri düzenlediklerinde "vandalizm" sahneleri fotoğraf karelerine yansıyarak ölümsüz belgelere dönüşmez. Güvenlik güçleri demokratik haklarını kullanan halk kitlelerinin güvenliğinin teminatı olarak görünürler sahnelerde.. Ne zamanki güvenlik güçleri demokratik haklarını kullanan protestoculara "şiddet" uygularsa, işte o zaman demokrasi treni raydan çıkar ve devrilir. Halkın demokratik hakkı olan protesto eylemlerine karşı hükümetlerin çok dikkatli ve duyarlı yaklaşımları esastır.

İşte tam da bu noktada demokratik haklarını kullanan halkın da çok dikkatli ve duyarlı olması gereken bir başka "görev" ve "sorumluluk" ortaya çıkar. PROVOKASYON.. Uygar toplumların aydınlanmış bireyleri provokasyon mayınına basmazlar. Türkiye gibi çok stratejik coğrafi konumda yer alan ülkelerde halkın provokasyon kurgularını önceden fark edebilmeleri hemen hemen neredeyse imkansızdır. Çünkü gelişmiş ve güçlü ülkelerin "uzman" kadrolarının planlayıp deneyimli "saha uygulayıcıları" tarafından icra edilirler. Sahneledikleri provokasyonları ilerleyen yıllarda da Hollywood film yapar, hep birlikte izleriz.

GELELİM ASIL KONUYA;

Cemaat, dinde aynı mezhep ve görüşte ibadet etmek için bir araya gelen topluluklara denir. İslâm'da  benzeri hareketlerde belli bir görüş ve inanca sahip gruplar için de kullanılır.

Sosyolojik literatürde ise; cemaat kavramı, cemaat üyelerinin ortaklaşa paylaştıkları bir şeye genellikle ortak bir "ideolojiye" ya da bir "kimlik duygusuna" dayanan, özel olarak oluşturulmuş bir toplumsal ilişkiler bütünüdür.

Bir fikir ve amaç uğruna 3 kişi bir araya gelirde, bunun için çaba sarf ederlerse, bu bir nevi cemaat olur; yani bir vakıf, bir dernek, bir siyasi parti bunlar hepsi aslında bir cemaattir. Barolar ile odalar cemaattir; vakıflar, dernekler sosyal gruplaşmalar da birer cemaatirler. Hatta birbirlerini kıran spor kulüpleri "camia" değil; ceamaatirler.

28 subat süreciyle başlayan ve AK PARTİ'nin kurulumuyla birlikte Cemaatle hükümetin samimiyeti artan  yakınlaşması oldu, özüne bakarsanız ne Fethullah Gülen milli görüşcüleri ne de Necmettin Erbakan Fettullah Gülen ve cemaatini severdi. Eskiden beri bu gerçek böylece de bilinmektedir. Ancak, ülkenin muhafazakar kesimi kendi alehlerinde gördükleri, kendi görüşlerine uymayan laik ve kendilerince yasakçı zihniyete karsı ortak müşterekte bir birlekteliğe ve dayanışmaya girmişler, hedefleri doğrultusunda ciddi sayılabilecek yol katetmiş ve güç oluşturmuşlardır.

Ancak din ile siyasi/ticaret örtüşmediği için, ortada  dönen menffat elde edişlerin cemaati aşırı derecede rahatsız ettiği Fethullah Gülen'in son zamanlarda "40 haramiler" benzetmesinin arkasında 3 dönem hükümet olmaları, AKP ve başbakanın artık ayaklarını iyiden iyiye yere güçlü basmaları, özgüven artışı, belli güçe kavuşmalarından, makam/mevki sahroşluğu yada o meşhur deyimle "güç zehirlenmesi" yasadıkları da ortadadır.. Bu ve benzer inanış ile duygu çarpmaları, her ortamda her ve herde görülür.

Örnek vermek gerekirse, Allattin Çakıcı'nın Yavuz Ataç'ın MİT müsteşarı olmasını hükümete dayatması gibi bir durum! Bunlar ilkel demokrasilerin kaçınılmaz cilveleridir. Her birey için yaşanılabilir olasılıklardır. Sistemi görünce, denklemi çözünce, devleti halkın parasını devlet eliyle maaş olarak cebe indirenlerin yönettiği.. Gerçekte "sistem" değil de "düzenek" üzerinde yabancı orkestra müziği eşliğinde dans edildiği görülünce; bir "yiğitlik" sarmalar insanı ki; sormayın gitsin..

Cemaatin "doğrudan" üretim ve ticaretle işi olmadığı, ancak mensubiyetindeki insanların bir çoğunun ticaretin içersinde olduğu, "Tuskon" gibi bir yapılanmayla ortadır. Tabi burada legal ticaret yapılmaktadır ancak, siyasetin bulaştığı ticaret şeytani hesaplar ve entrikalar labirentidir.

Hiç kimse AKP hükümetinin bu ülke için bir seyler yapmadığını idda edemez. Bu görüşü körü körüne dile getirip öne süren siyasetciler de durumları da sandıkta malumdur. Hükümetin yanlışları var mıdır; vardır tabi ki, ama bu böyle telefuz edilmez. Mert siyasetçi, siyasetini rakibine iyi yaptığı bir işten ötürü kamuoyu nezdinde  teşeşkür ve tebriklerini bildirerek yapar, bu siyasi mertliğin ve temiz siyasetin gereğidir. Bu durumda muhalif liderler hiçbir şey kaybetmezler, aksine güven kazanır, saygı uyandırır ve takdir toplarlar.

Ben ilerlemiş yaşıma karşın, böyle mert bir siyasetçinin varlığına hiç tanık olamadım, hep belden aşağı vurma taktikleri.. Sonra da derler ki "Biz niye iktidara gelemiyoruz?" Gelemezsiniz de.. Şükredin ki muhalefette kalabiliyorsunuz. Zaten Tayyip Erdoğan da muhaliflerine her fırsatta teşekkür etmeyi hiç ihmal etmiyor. Temiz siyaset söylemini dillerinden düşürmeyen muhalif liderlerimizin demagoji sanatının yanısıra, mertlik prensipleri üzerine de ders almaları gerekiyor. Aksi halde muhalif liderler ne söylerlerse söylesinler halk şunu anlıyor: "Sen git, biraz da ben, partim ve destekçilerimiz küpümüzü dolduralım"

Siyasi partiler "yeme" ve "götürme" endeksli olduklarından "o gitsin biz ve bizlerin grubu yesin" kavgası yapılmaktadır. Ve halk buna inanmaktadır.

Parlementoya bakıldığında derhal göze batan, bir çoğun bürokrat kökenli oldukları gerçeğidir. Bunlar görevdeyken kirlenmişler ve aklanmışlardır! Siyasetin içinde yer aldıklarında da kirlenirler ve aklanırlar! Özetle devlet ve milletin ilerlemesine takoz olan "statükocu"lardır.

Dünyayı yöneten paranın gücüdür arkasında olan "ırk" başka bir konudur. Asıl güç paranın kendisidir. Üretmeyen, kalabalık insan yığınlarından birşey olmaz, amaca paranın gücü ile ulaşılır.

Paranın gücü, millete hayrı olacak başarılı hükümetleri, halkın gözünde başarısız duruma sokar ve kendine yararlı olabilecek adamı bile hain sıfatına sokturur. Paranın efendilerinin çıkarları gerektiriyorsa eğer; adamı kendi halkına taşa tuttururlar. Paranın gücü en akıllıya bile "deli raporu" verilmesini sağlar.

Organize  olanlar, organize olamayanları eşşek sudan gelinceye kadar yönetir. Bu her yerde böyledir. Global dünya da böyle yönetilmektedir.

Bizler, üretmek, aydınlanmak, gelişmek, çağımızı doğru algılamak ve en önemlisi de yitirdiğimiz "gerçeklik" duygusunu yeniden kazanmak zorundayız. Aksi halde yoksulluğumuz ve geri kalmışlığımız bir yana aklımızı da yitireceğiz. Çünkü aklımızla oynanıyor.

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük