Kelepirci 60
İlhan KARAÇAY
İlhan KARAÇAY

Beni megaloman gibi yazmaya zorlayan vurdumduymazlıklar

10 Mart 2015 Salı

Seçmenine hizmet etmeyenlere söylenecek çok şey var. Peki, seçmesini bilmeyenlere ne demeli?

Sevgili ve değerli okurlarıma peşinen bir itirafta bulunmak istiyorum.

Bu defaki yorumumu tam bir megaloman havasında yazmak mecburiyetinde kalacağım. Hep 'Ben' diyeceğim. 'Şöyle yaptım, böyle yaptım' diyeceğim.

Bunun için peşinen özür diliyorum. Zira can alıcı konuları tam anlamıyla vurgulayabilmek için, megaloman gibi yazma kaçınılmaz oldu.

Konumuz, yönetmek ve yönetilmekte kimler kabahatlı. Seçenler mi, seçilenler mi?

Konumuzun örnek yeri Mersin.

Öyle bir Mersin ki, değil Türkiye'de, dünyada bile eşine rastlanamayacak bir tarih, tabiat ve kültür zenginliğine sahip bir kent.

Yerlisi ile yabancısı, Müslümanı ile Hıristiyanı, inanmışı ile inanmayanı, sorunsuz bir şekilde birlikte yaşayan halkların kenti.

Son örneği bir kez daha yaşadık. Hunharca katledilen Özgecan'ın mezarına gittiğim zaman manzarayı bir kez daha gördüm. Müslümanlar ile Hıristiyanlar'ın, yaşamdan sonra mezarlıklarda bile nasıl dostça yan yana yatışlarını bir kez daha gördüm.

Çocukluğumda, hiçbir ayrım yapmadan birlikte yaşadığım Jacoplar, Georgeler ve Marikalar, Mersin'e renk katan simalardı.
 
İşte o Mersin, şimdilerde tarihinin en bakımsız yıllarını yaşıyor.

Mersin halkına hizmet vermesi beklenen il ve ilçe belediye başkanları tam bir uyur gezer havasındalar.
Mersin'e yerleşmiş olan binlerce Belçikalı, Hollandalı, Alman ve Rus'un yaşadıkları yerleşim birimlerinde insan gibi yaşamak imkansız oldu.

Mersin kent merkezinde Silifke'ye kadar tüm yerleşim birimlerinde sokaklarda otombil sürmek ve hatta yürümek imkansız gibi... 'Gibi' diyorum ama, bu gibi de fazla yani.

Bu yollarda yürümeye kalkışsanız, çocukken oynadığımız oyunları tekrarlamamız gerekecek. Bu yollarda otomobil sürmenin de cambazlık gerektirdiğini söyleyebilirim. Sulara gömülmüş çukurların 15-20 cm deriniğinde olduklarını hesaba katmanız gerekecek. Çukurlara düşmemek için zik zag da yapsanız faydası yok. Zira adım başı çukur var. Bu yolları otomobil ile geçebilmek için saatte 10 km. hız bile yapamıyorsunuz.

Anlatmaya çalıştığım yerleşim birimlerinde elektrik ve su kesintileri de can sıkıyor. Bırakın can sıkılmasını, elektriksiz ve susuz yaşamak da imkansız hale geliyor. Kış aylarındaki ısınmanın çoğunluğu elektrik kullanılarak yapılıyor.

Hırsızlardan korunmak için indirdiğiniz panjurları bile saatlerce açamıyorsunuz, karanlıkta saatlerce soğukta oturuyorsunuz.
 
Bu durumlarla karşı karşıya kaldığınız zaman, sizlere hizmet vermesi gerekenleri usturuplu bir şekilde anmadan geçemiyorsunuz.

Naçizane şahsım, 1984 yılında Mersin'de belediye başkanlığına aday olmuştum.

Belediyeciliğin Hollanda modeli ile nasıl yapılması gerektiğini medya yoluyla tüm Türkiye'ye anlatmıştım. TİME dergisi gibi yayınladığım seçim broşüründe, sorunların nasıl çözümleneceğini birer birer anlatmıştım. Belediye'nin fakir halka belli bir miktarda ödenek vermesi gerektiğini de anlatmıştım o broşürde.

Rahmetli Turgut Özal, o broşürü çok beğenmişti. Broşürdeki hizmet dallarından birini de kopya etmişti. Özal'ın meşhur FAK FUK FON'u benim broşürümden alıntıydı.

Bu ara kısa bir anıyı da anlatmadan geçemeyeceğim.

Rahmetli Özal Cumhurbaşkanı olduktan sonra Amsterdam'a gelmişti. Bir toplantıda aynı masanın etrafında yan yana oturduğum Özal, eliyle dizime vurarak 'Mersin'den ne haber Karaçay' diye sormuştu. Özal resmen bana, 'Yaaa, bak seni Mersin'de nasıl mağlup etmiştim'  demeye getirmişti.

Öyle ya, seçim kampanyalarında ben Hollanda modeli belediyecilkten söz ediyordum ve seçilmem halinde Mersin'e çok az devlet yardımı yapacağı tehdidini savuran Özal'a, 'Ben de O'na limon yedirmeyeceğim. Tüm limonları Hollanda'ya ihraç edeceğim' mesajını gönderiyordum.

Şimdi gelelim Mersin'deki bugünkü duruma.

Macit Özcan Mersin'e belediye başkanı seçildiği zaman, kent içler acısı bir haldeydi. Bu aylarca böyle sürerken, Hiton'dan başlayıp Mezitli sınırına kadar uzanan 10 km'lik sahil boyu da içler acısıydı. Çocukların eğklenebilmesi için yapılan park alanının görüntüsü berbattı. Oyun aletleri kırılmış ve paslanmış bir vaziyette idi. Bu çirkinlikleri görüntülemiş ve DÜNYA Gazetesi'nin arka sayfasında tam olarak yayınlamıştım.

Macit Özcan başlangıçta bana çok kızmıştı. O eleştiri haberini kendine dert edindi ve kolları sıvadı. 10 km'lik sahil şeridini yavaş, yavaş inşa etmeye başladı.

Sonuında öyle bir park meydana geldi ki, dünyada eşi az bulunur desem yalan söylemiş olmam.

Bu kez, Macit Özcan'ın bu becerisini yine aynı şekilde tam sayfa olarak yayınladım. Benim bu objektifliğimden çok memnun olan Özcan, daha sonraki bir karşılaşmamızda, bana dargın olmadığını, aksine kendisini kamçıladığım için müteşekkir olduğunu ima etmeye çalışmıştı.

Şimdi Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz beye sesleniyorum; Halk arasında hakkınızda konuşulanlar müsbet değil. Ama sizi iyi tanıyanlar ile konuştuğum zaman, 'Oturaklı' ve 'Düzgün' bir adam olduğunuzu anlattılar. Mersin'in İlçe Belediye Başkanları, sorunların çözümü için topu size atıyorlar. Size belki doğru dürüst raporlar gelmiyordur.

Örneğin Tece'ye uğrayınız. Otoyoldan benim evin bulunduğu sahil şeridine otomobilinizin dingilini kırmadan gelebilirseniz, çayınız benden...

Kim bilir, belki de şimdiki Belediye Başkanımız Burhanettin Kocamaz, tıpkı Macit Özcan'ın yaptığı gibi beni mahcup eder ve sonunda da benden takdiri alır.

Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

  • DİĞER YAZILARI