Kelepirci 60
Ülkü ERAKALIN
Ülkü ERAKALIN

Bir kraliçenin yaşam öyküsü

11 Mayıs 2011 Çarsamba

Bu haftaki köşemde, zamanının büyük bir kısmını Bodrum'da sizlerin arasında Bağla'da geçiren önemli bir dostumu konuk edeceğim.

O bir kraliçe... O Bodrum'da yaşayan eski bir güzellik kraliçesi...

1967 yılında Türkiye'nin en güzel kızı seçilmiş. Tacını Keriman Halis takmış. Ve sonra o gururunu, 1968 yılında Zuhal Aktan'a devretmiş.

Kraliçemiz Yelde Gürani'den söz ediyorum. O benim Bağla'dan dostum ve komşum... Nigar Uluerer, Dilek Türker, Merih Akalın ve Savaş Ay gibi...

Üstelik sinema ve müzik hocam rahmetli Hulki Saner'in gelini; daha da yakını değerli yönetmen dostum Adnan Saner'in eşi... Yıllar boyu Vakko'ya, Zeki Triko'ya, Faize Sevim'e, Zuhal Yorgancıoğlu'na ve çok değerli modacı dostum Yıldırım Mayruk'a mankenlik yapmış.

Adnan Saner ile evliliğinden doğan kızları Ahu ve Ceylan Saner de annelerinin mesleği olan mankenliği sürdürmüşler. Yıllarca tüm başarılar "Saner" ailesinin olmuş. Tüm mutlulukları, sevgileriyle bütünleştirmişler.

Buraya kadar hepimizin bildiği güzellikler... Ama ben sizlere Yelda Gürani'nin mutlu günlerini kaplayan kara bulutlardan söz etmek istiyorum.

İRADE VE İNANÇ ÖRNEĞİ

Mutlu günlerin ardından, Tanrı'nın bir güç denemesi sanki; beyin felci geçiriyor Yelda Gürani... Gerçekten bir güç ve azim denemesi olmuş bu hastalık Saner ailesi için...

Yıllar önce kendisi ile yapmış olduğum bu söyleşiyi aynen sunuyorum sizlere...

- Sizi üzecekse bu konuya hiç girmeyelim...

- Anlatmalıyım... Anlatmam gerekli... Bu benim yaşama savaşım, bu benim zaferim... Herkes bilmeli, herkes okumalı...

- Ve herkes örnek almalı...

- Mutlu günlerimin birinde, aniden hastalandım. Beyin felci geçiriyordum. Öylesine acı günlerdi ki, hiç bir olayı ve yaşadıklarımı hatırlamıyordum artık..

-Üzücü bir olay... Aniden mi oldu?

-Evet... Doğuştan dediler... Her insanda olabilirmiş. Beynimin yüzde 32'si kanama geçirmiş. 47 gün hiç bir şeyi hatırlamadan yattıktan sonra anjiyo çekildi. Konsültasyon yaptılar, üç doktorun ameliyat önerisine diğer doktorlar "hayır" diyerek direndiler.

- Peki sonuç n'oldu?

- Ya göremeyecek, ya da yürüyemeyecektim... İsviçre'ye gittim 1984'de. Orada da aynı şeyleri söylediler. Bacağım ve elim tutmuyordu. Ağzım çarpılmıştı. Günlerce yüzümü görmeyeyeyim diye ayna sakladılar benden... Duyuyor ama cevap veremiyordum. Konuşmayı ve harfleri unutmuştum.

- Ne kadar sürdü bu boğuşma?

- Tam 2 sene... 2 sene konuşamadım. Hastanede kalmayı reddettim. Çocuklarım ve eşimle aynı evde yaşamayı istedim. Azmettim, onlarla birlikte onlar için yaşayacaktım. Bu güçle yeniden doğdum sanki... Yeniden, küçük bir çocuk gibi, bir çocuk beyni ile okumayı öğrendim. Bazen iyileşemeyeceğim diye korkular yaşadım. Güçlü görünmeye çalışıyor, yalnız kaldığım zamanlar elim ayağım boşalıyordu. Ama iradem korkunçtu.

- Yendiniz sonunda...

- Evet yendim. Tekerlekli araba kullanmam istendi ama ben bir tek gün tekerlekli araba kullanmadım.

SEVMEK... SADECE SEVMEK...

Bu sohbetin üzerinden yıllar geçtiği halde sizlere bu yazıyı hazırlarken yine aynı heyecan ve saygıyı duyuyordum.
Yıllar öncesine dönüp sohbetimdeki son sorumu sordum Yelda Gürani'ye...
- Sence bu kuvvetin ve güçlü olmanın sebebi neydi?
- "Sevmek"... Sadece sevmek... Kocamı ve çocuklarımı çok seviyordum. Konuyu komşuyu, ablamı, annemi ve bütün insanları çok seviyorum. Bütün bunların yanısıra irade ve inanç da çok önemli.

İŞTE BÖYLE BİR YAZI

Yıllar öncesinde söyleşilmiş ve yazılmış olsa da gücünden ve de örneğinden tek bir nokta kaybetmeyen...

Sevgili Yelda Gürani, hala bir kadının onurunu ve tüm kadınların gururunu taşıyor bakışlarında... Hep sevgi dolu... Karşısındakilere yudum yudum saygı içiriyor. "Hanımefendi" sıfatı hafif kalıyor Yelda Gürani'nin kişiliğinde... O bir Tanrı elçisi, o kesin bir iyilik meleği...

Ve ne mutlu bana, o benim hala yıllar boyu sevdiğim bir dostum.

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük