Mevlid Kandili
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Çelişkiler cenneti Türkiye!

info@haberdukkani.com 15 Ocak 2012 Pazar

Hemen her gün "Bu böyle olmamalı !" diye, düşündüren sayısız olguyla karşılaşmaktayız...

Her konuda, her alanda birçok şey, olması gerekenden çok daha başka türlü olagelmekte...

Bunlardan biri de, yazar-okur ilişkisi bağlamında bizi çok yakından ilgilendiren "Türkçe" konusudur.

Milliyetçi bir gazetenin en milliyetçi yazarının yazısında bile, Türkçe karşılığı olan sayısız sözcüğün Arapçasına rastlıyorsunuz...

Gazetenin "Türkçü"lüğüyle ünlü köşe yazarı, -örneğin- arı-duru "görkem/görkemli" sözcüklerini değil de, "ihtişam/muhteşem" sözcüklerini yeğliyor...

Arap dili at koşturuyor sayfalar boyunca...

Bu mu Türkçülük ? Yoksa bize yanlış mı öğretmişlerdi ?.. Yoksa Altaylar'dan değil de Arabistan'dan mı gelmiştik ?..

Ne ilginçtir ki, Türkçeye sahip çıkanlar, dilimizi yabancı sözcüklerden arındırma yolunda yıllar yılı çabalayanlar; kendilerini "Türkçü" olarak niteleyenler değil de, daha bir evrensel çizgiyi yeğleyenler olmuştur her zaman için. Yani, sağ eğilimlinin, "milliyetçi"nin öz be öz "görev"i olan "Göktürklerin Orhon Türkçesini yaşatma" işini, sol eğilimliler üstlenmiştir bugüne dek. Arapça aşkıyla yanıp tutuşanlarca eleştirilmek pahasına !

Milliyetçi yazar ve konuşmacılarımız, "ebedi", "hâkimiyet" gibi sözcükleri çok sever, "Bildiri/bildirim" gibi öz be öz Türkçe sözcükler dururken, "tebliğ/tebligat" sözcüklerini kullanır.

"Tebligat"ın Azeri ve Özbek Türkçesi "bildiriş"; Başkurt Türkçesi "bildiriv"; Kırgız ve Tatar Türkçesi "bildirü"dür.

Yüzyıllar boyu at koşturduğumuz topraklarda karşımıza çıkmayan "tebligat"ı çok aramış, sonunda Arabistan'da bulup getirmişiz anlaşılan. Durum onu gösteriyor.

Örnekler binlerce: "Vasat" sözcüğü, Farsçaya ve Arapçaya aşık birileri tarafından inatla kullanılır. Sözcük, Azeri, Kazak ve Türkmen Türkçesinde -bizdeki gibi- "orta"; Başkurt Türkçesinde "urta"; Kırgız Türkçesinde "ortoço"; Özbek Türkçesinde "ortä/ortäçä"dır.

Görüldüğü gibi, "vasat" sözcüğü, akrabalarımızdan hiçbirinin dağarcığında yok ! Altay, Turan ya da Göktürk kökenli hiçbir kardeş ulusun dağarcığında bulunmayan bu sözcüklere sıkı sıkıya yapışıp kalmamız,nasıl bir Türkçülüğün, nasıl bir milliyetçiliğin gereğidir ?..

On bini aşkın Arapça-Farsça sözcükten rahatsızlık duymayanların, yakın geçmişte, bir avuç batı kökenli mağaza adından rahatsız olup değiştirmeye kalkışması da "çelişkiler cenneti Türkiye"ye özgü bir güldürü değil miydi ?..

Bellona mobilyaları, Pandora kitabevi, Capitol alışveriş merkezi, Grandhaus sinemaları Türkçeleşsin...

Peki, İstakbal yatakları, İhlas holding, Huzur yayınevi ve on binlercesi ne olsun ?.. Bu adlar "Türkçe"den mi sayılsın ?..

"Batı kökenli sözcükler"e takanların, yaşamın sayısız alanında kendisiyle çeliştiği görülür.

Örneğin, çocuğuna koyduğu adla: Filiz (Yunanca "phyllis": Küçük-körpe dal ya da yaprak).

Buket (Fransızca "bouquet": Demet).

Melisa(Yun. oğulotu).

Pelin (Yun. otsu bir bitki).

İdil (Fr. Kır yaşamına değgin kısa şiir).

Defne (Yun. "daphné": Baharat olarak kullanılan, yapraklarından yağ çıkarılan bir bitki). Ve yüzlercesi...

Koca ülkede 40'ını aşmış bir "Selin" (Celine) bulamazsınız. Tümü de, 60'lı yıllarda ünlü Fransız şarkıcısının seslendirdiği "Celine"den sonra doğdu...

Faşistiği Yahudi düşmanlığına dek vardıran adam, oğluna koyduğu "Danyal" (Daliel) adının bir İsrail peygamberinden geldiğinin ayırdında mıdır dersiniz ? Aynı soru daha birçok ad için sorulabilir.

Özetle, her konuda olduğu gibi, "Türkçe" konusunda da, atalarımızın "perhiz ve lahana"yla ilgili özdeyişi geçerli.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük