CUMHUİYET 97 YAŞINDA
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Cevap verilemeyen bir soru: Lieserl'e ne oldu?

info@haberdukkani.com 22 Ekim 2013 Salı

Fransız şarkıcı Edith Piaf, yatağının başucunda her zaman bir İncil, Aziz Teresa resmi ve Einstein'ın İzafiyet Teorisi hakkında birkaç kitap bulundururmuş. 1947'de New York'a gittiğinde kendisine tanışmak istediği ilk kişinin kim olduğu sorulduğunda yanıtı: "Albert Einstein" olmuş.

Albert Einstein, 18. Nisan. 1955'de Princeton Hastanesi'nde öldüğünde beyni çıkrtılıp tıbbi araştırmalar için saklandı. Araştırmalara konu beyninden o günden bugüne henüz hiçbir şey çıkmış değil! Anlaşılan bir ölünün beyninden ne "hayır" ne de "şer" çıkmıyor. Allah, hepimizi canlı beyinlerden korusun.

Soykırım çağında yaşayan biri olan Einstein, aktif bir siyonist, yeteneli bir müzisyen, filozof ve analitik düşünen bir bilim insanıydı.

Yahudilerle birlikte İsrail Devleti'nin 1948'de kurulmasını desteklemiş, Kudüs'teki Musevi Üniversitesi'nin ateşli destekleyicisi olmuşsa da üniversitenin teklifini de İsrail'in ilk Cumhurbaşkanı Chaim Weizmann'ın 1952'de ölümü üzerine gelen Cumhurbaşkanlığı teklifini de reddetmiştir.

Bu arada ne Hiroşima'dan ne de Nagazaki'den söz etmemize gerek yok!

Bu yazının rotası Albert Einstein'ın sisler ardında kalan özel dünyasını hedefliyor.

Einstein'ın dünyaya geldiği dönem, Alman endüstrisinde dev şirketlerin tekelleştiği, kırsal bölgeden göçün alabildiğine hızlandığı günlerdir. Avrupa 1873'deki finansal iflastan kurtulmaya çabalamaktadır.

Albert Einstein'ın yakın arkadaşları arasında yer alan Frederik Adler'in babası Avusturya Sosyalist Partisi'nin başkanıydı ve Adler de koyu bir sosyalist idi. 1916'da Frederick Adler, eyleminin savaşı bitirebileceği inancıyla Avusturya Cumhurbaşkanını öldürmüş ve ölüme mahkum olmuştur. O günlerde 37 yaşında ünlü bir profesör olan Einstein, arkadaşının yaşamının bağışlanmasına yardımcı olmuş, dostlarına karşı vefasını kanıtlamıştır.


Zürih Politeknik Enstitüsü'nde sınıf arkadaşı olan, Sırp asıllı fizik öğrencisi, 21 yaşındaki Mileva Mariç'e gönlünü kaptıran Einstein, evlilik kararını annesine açtığında, büyük bir direnişle karşılaşırsa da aldırmaz. Politeknik'ten mezun olup iş aramaya uğraşırken, henüz mezun olamamış aşkından hamilelik haberi alır. Ailelerden gizlenen bu haber ilerleyen günlerde Mileva'nın bu durumu ailesi tarafında öğrenilir ve Einstein'ın ilk çocuğu olarak bir kız bebek gelir bu dünyaya... Çocuğa "Lieserl" adı verildi. Baba olduğunu bir mektupla öğrenen Albert Einstein'ın, Lieserl'i hiçbir zaman görmediği bilinir.


Lieserl'in doğumu o kadar gizli tutulmuştu ki, Einstein hayatı boyunca onun nasıl ve nerede yaşadığını hiç bir zaman öğrenememiş, öğrenmek için de en küçük bir çaba sarf etmemişti. Bu çocuğun varlığı, Einstein ile Mileva'nın ölümlerinin ardından, birbirlerine yazdıkları mektuplardan ortaya çıkmıştı.

Lieserl, ne oldu?

Bu sorunun bugüne kadar yanıtı verilebilmiş değil.

Albert Einstein, Mileva ve arkadaşı Helena dışında kimsenin varlığından haberi bile olmadığı bu talihsiz kıza bir süre Mileva'nın ailesinin baktığı biliniyor. Doğumundan bir yıl kadar sonra 1903'de, Mileva baba evine gittiğinde, Lieserl'in kızıl hastalığına yakalandığını öğrenir.

Ve bir anda buhar olmuşçasına ortadan kaybolur!

Lieserl'in doğum kayıtlarına da rastlanılmamıştır. Muhtemelen evlatlık verilmiş ya da yakın bir akraba tarafından evlat edinilmişti. Bazı kaynaklara göre de Mileva'nın kızı Lieserl'i Belgrat'ta bir kuruma verdiği ileri sürülür.

Mileva ikinci çocuğu olan oğlu Hans ile...

Soruyu yineliyelim: Albert Einstein ile Mileva Einstein çiftinin ilk çocukları olan Lieserl, ne oldu?

Tüm dünya Albert Einstein'ı biliyor, bilhassa Japonlar ama Lieserl'in ne de olduğunu doğrusu insanlık merak etmeli ve bu sorunun yanıtı verilebilmelidir.

Edith Piaf, Einstein'ın bu gerçeğini bilmiş olsaydı eğer; yatağının başucuna her zaman bir İncil, Aziz Teresa ve bir de Lieserl'in resmini asardı hiç kuşkusuz. Çünkü o bilimci değil; bir sanatçıydı.

İşte size evrende sonsuza kadar dalgalanacak bir soru: Lieserl'e ne oldu?

***

Zürich Poitekni Enstitüsü'ndeki sınıf arkadaşı, fizik öğrencisi, Sırp asıllı, doğuştan aksak, haifçe topallayan, "Mitza" diye, hitap ettiği gözdesi Mileva ile 1903'de, ailelerin katılmadığı basit bir törenle evlenen Albert Einstein, mutluydu. İlk oğulları Hans Albert 1904'de dünyaya geldi.

Hans'ın bir açıklaması vardır ki, çok düşündürücüdür: "Babamla annem başlangıçta birlikte çalışmışlardı. Çünkü annem de babam gibi bir bilim insanıydı. Ne var ki evlilik, annemin tüm bilimsel şevkini yok etmişti"

Mileva, kocasının ününden ve bilimin kocasıyla arasına girmesinden ötürü, hem yaşamdan hem de bilimden soğumuştu. Ona göre, kocası bilimsel araştırmalara gereğinden fazla zaman ayırıyordu.

Bir arkadaşına şu satırları yazıyordu: "Gördüğün gibi böyle bir ün sahibi olduğu için, karısına ayıracağı vakti kalmıyor."

Einstein'ın ailesiyle ilgilenmek yerine bilimsel çalışmalara yoğunlaşması, aile içinde depremlere neden oluyordu. 1910'da ikinci oğlları Eduard, dünyaya geldi. Bu durum bile çiftin aralarını düzelmeye yetmemişti. Einstein'ın, ilgisi sekreterlerine kaymıştı...

1918'de, Mileva'ya yazdığı mektupta boşanabilmek için 9000 mark ve Nobel Ödülü'nü kazanırsa eline geçecek olan tüm geliri vereceğini taahhüt ediyordu Einstein.. O günlerde Mileva zor durumdaydı. kız kardeşi Zorka akıl hastanesindeydi, küçük oğlu Eduard'ın sağlık durmu iyi değildi, erkek kardeşi Ruslara esir düşmüştü, kendi sağlığı da bozulmuştu. Öneriyi kabul etmek zorundaydı.

Birinci Dünya Savaşı resmi olarak 14. Şubat. 1919'da sona erdiği gün, Albert Einstein ile Mileva çifti de boşanmışlardı.

Einstein'ın bundan sonraki yaşamı ise çok daha ilginçtir. Elsa ve kızı İlse arasında gidip gelen ilginç bir yaşam başlamıştır. 2. Hazira. 1919'da Elsa ile sessiz sedasız evlenirler. Elsa'nın kızı İlse ise sekreteridir ama Einstein, İlse ile daha mutludur!

Ünlü bir kişilik olduğu için nereye gitse kadınların ilgi çemberi içine düşen Einstein, bugün "büyük patlama"nın olduğu yerde. Orada durum nedir bilinmez ama yerküredeki durumu malum.

Dikkat çekici ve düşündürücü olan oğlu Hans'ın sözleridir ve bir de hiç görmediği kızı Lieserl'e ne olduğu sorusudur..

Lieserl'e ne oldu?

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük