Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Deprem değil savaş!

info@haberdukkani.com 07 Eylül 2013 Cumartesi

Doğal felâketler arasında yer alan depremin ardından yıkıntılar ve yıkıntılar arasında ezilmiş ceset görüntüleri geride kalanlarda tedavisi olmayan travmalar bırakır.

Can ve mal kaybı bilânçoları tarihin sayfalarına kaydedilir, gelecek kuşaklar ibret alıp köy, kasaba ve kent kurmayı öğrensinler diye...

Kentsel Dönüşüm girişimleri, kentlerimizin birer inşaat şantiyesine dönmüş olması, modern dünyanın insanları deprem belâsından kurtarabilme çabaları. İnsanlar ölmesin diye, ona uğraş ve masraf.

Savaş!

İşte o da bir başka felâkettir.

İnsanlığın kendisi için yarattığı en büyük felâket, kendi kendisini yok ediş ki; bunun adına bir de "Savaş Sanatı" adı veriliyor!

İnsan soyunu çocuk, yaşlı, sakat, ihtiyar, hasta ve kadın demeden toptan imha etmeye, yok etmeye, insan soyunun köküne kibritsuyu dökme çabalarına savaş deniliyor.

Modern zaman teknolojilerinin uzaya taşıdıkları topyekün imha edici silâh çeşitlerini tepemizin üzerinde dolaştırmakla kalmadıkları gibi bir de biyolojik, kimyasal vs. silâhlar arasında yaşamaya çalışıyoruz.

"Tanrı'nın verdiği canı Tanrı alır" yasasına inat, tarih boyunca dileyen gözüne kestirdiğinin canını almaya devam ettiğine göre; anlaşılan yeryüzü Tanrıları Azrail'e pek iş bırakmıyorlar.

Yugoslavya'nın parçalanışı, Afrika'da sürüp giden kanlı vahşet dalgaları, Körfez Savaşı, Arap Baharı derken, şimdi de Suriye...

Yeryüzünün Tanrıları toplanıp kafakafaya veriyorlar, kapalı kapılar ardında savaş senaryoları üzerinde ve de kendi çıkarları doğrultusunda "kitlesel can" alıcı savaş kararları alıyorlar.

Kurgulanıp plânlanan savaşın masraflarını kimlerin sırtına bindirileceği, kimin parası ve silâhıyla, kimlerin askerleriyle kimlerin öldürüleceği, hangi kentlerin yerlebir edileceği, ne kadar insan öldürüleceği ve savaş sonrası kimlere ne kadar ve de kaç yıl sürecek olan savaş tazminatları ödettirileceği en küçük detayına kadar, taa başından belli olan bir savaş daha kapımıza gelip dayanmış durumda..

Kapıya dayanan savaş aslında bizlerin felâketidir.

Çok şükürler olsun ki, yerkürenin Tanrıları kentsel dönüşüm projeleriyle, deprem felâketlerinde canımızı malımızı kaybetmeyelim diye, bizlere çok daha sağlam, bir yer sarsıntısında yerlebir olmayacak devasa beton binalar yapıyorlar. Bu binalar yapılırken de çevresel düzenlemeler, çok daha sağlıklı ve kolay yaşanılır hale getiriliyor. Yeşil alanlar, çocuklar için oyun oynayabilecekleri parklar ve bahçeler, yetişkinlerin rahatça yürüyüş yapabilecekleri kaldırımlar, trafik sorununu da ortadan kaldıracak olan yeni yollar ve geçitlerin plânları da uygulamaya konuluyor.

Çok rahat edeceğiz ve çok daha rahat yaşayacak gelecek kuşaklar.

Ama gelin görün ki; savaş denilen ölüm de bizim kapımızı çalıyor!

 

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük