Mevlid Kandili
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Eskimoların hiçbir şeyden haberi olmaz

info@haberdukkani.com 26 Mayıs 2011 Perşembe

Günümüz Dünya'sı "yüksek teknoloji"yi yaşarken, kadim uygarlık Mayalar da geçmişin "yüksek medeniyet"ini yaşamışlardı. Mayalar Güneş Saati'ni en doğru uygulamış en yüksek medeniyet idi..

Adına "zaman" dediğimiz kozmik akış döngüsünü süreç dilimlere bölüp her bir dilimini ölçü birimi olarak kabul ettiğimiz saat, bizlere zaman akış hızını ve süresini bildiriyor. Modern zaman saatleri tiktak seslerini kestiler, antik kum saatleri kadar suskunlaştılar.

Matematik dizilimler silsilesi takvimler; günler, haftalar, aylar, mevsimler, yıllar dizgesine ulaştırıyor insan soyunu.

Şimdi gelin birlikte Kuzey Kutbu'na gidelim. orada saatin ve takvimin hiçbir geçerliliği olmadığına tanık olacağız. Çünkü Güneş'in gece batıp kaybolmadığını göreceğiz. Saatler insanlığa "şu an gece yarısı" derken, Güneş'in bizleri aydınlatmaya devam ettiğini görecek ve şaşıracağız. Kim bizi yanıltıyor; saatler mi yoksa Güneş mi? Hangisi gerçeği söylüyor?

Kuzey Kutbu'nda yazın hiç batmayan Güneş'in kış mevsimiyle birlikte battığını ama sabah olduğunda da geri gelmediğini göreceğiz. Kuzey Kutbu'nda kışın Güneş bize hiç yüzünü göstermeyecek ve karanlıkta kalacağız. Saatler, "Sabah oldu" derken, gecenin koyu karanlığını yaşıyor olacağız. Bizi yanıltan Güneş mi yoksa saatler mi?


Kuzey Kutbu'nda yaşayan Eskimolar için saatin ve dakikanın önemi yok. Zaman Kutuplarda saatlere endeksli değil. Zaman mefhumu Deb-i Dünya'nın bu coğrafyasında çok daha galaktik, çok daha yakın kozmik gerçeğe.. Sanal bir zaman matematiği burada işlev ve işlevselliğini yitiriyor. Galaktik bir manyetik alanın kendine özgü fizik prensipleri var Kutub'da.. Eskimoların Şamanları başlarını kaldırıp Güneş'e ve yıldızlara bakıyorlar.. Güneş'in gökyüzünde yükselişiyle yaz mevsiminin geldiğini, batışıla da kış mevsimine girildiğini anlıyorlar.


Eskimoların ayaklarının altında mis gibi kokan toprak yok. Her adım atışta çıtırdayarak dile gelen buz var yalnızca.. Eskimolar toprağı ve bitkiyi tanımıyorlar. Ağaçları, çiçekleri bilmiyorlar. Eskimolar buzulları ve yakalayabildiği balıkları biliyorlar. Ne Arı'yı ne de Kelebek'i tanıyorlar.. Öldürücü Mikrop'tan da habersiz yaşıyor Eskimolar.

Eskimolar, sonsuz cennet ile dipsiz cehennem arasında sıkışıp kalmışlar. Dört mevsimi değil; iki mevsimi yaşıyorlar yalnızca. Sımsıkı giysiler içinde yaşadıkları için de seksi oldukları söylenemez.

Ekvator kuşağında yaşayan zenciler giyinmeyi sevmiyorlar, çırılçıplak çok daha rahat hissediyorlar kendilerini. Bir zenci ile Eskimo arasında hiçbir fark yok oysa.. Birisi sımsıkı kapalı giysiler içinde yaşıyor diğeri ise çırılçıplak. Kim günahkar? Pamuk Prenses'in ne renk olduğunu bilen de yok!

Bilginin tarihsel ışığı insan soyunu aydınlattıkça coğrafyaların sahipleri de değişiyor! Acaba neden?

Bilginin ilk ışıkları tıpkı Güneş gibi Doğu'dan, Asya'dan yükselip tüm insanlığı aydınlattı. Günümüzde Batı kültürü, köklerine Asya Kıt'asına geri dönüyor. Orayı kendisinin kabul ediyor ve bunu kendisine hak biliyor!

İpek Yolu Otobanı'nın tüm üsleri, önemli merkezleri ve kavşak noktaları UNESCO'ya ait, o koruyor!

Aydınlıkçı Birleşmiş Milletler, NATO'nun tüm enstrümanlarını kullanarak Önasya, Mezopotamya, Asya ve Afrika'yı istila edip yeniden inşaa etmeye başlıyor. haritalar değişirken, kültürler dönüştürülüp yeni kadrolar İNİSİYE ediliyor.

Sudan'dan, Mısır'a, Pakistan'dan, Afganistan'a taşınan Müslüman Kardeşler'den Taliban'a dönüşen gelişmelerin ardında yatan gerçek çok özet olarak bundan ibaret olup tek sözcükle ENERJİ gereksinimine indirgenmesi yanıltıcıdır.

Kirletilip ırzına geçilmiş yorgun ve bezgin Dünya'nın İNSANSIZLAŞTIRILMAya ihtiyacı olduğu görüşünde birleşen paranın efendileri; Deb-i Dünya'yı ilahi değil; teknolojik tufanla dönüştürmeye çalışırlarken; Eskimolar'ın sonsuz cennet ile dipsiz cehennem arasında sıkışıp kalmış masum yaşamları, manyetik otonom bölgenin kısıtlı ama mikropsuz olanaklarıyla mutlu..
Ne kol saatine ihtiyacı var Eskimo'nun, ne cep telefonuna ve ne de bilgisayara..

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük