Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Fazıl Say’ın hiç bilmediği

info@haberdukkani.com 04 Kasım 2013 Pazartesi

Anadolu toprağı ulu çınarlar yetişmesine elverişlidir. Başka alanlarda olduğu gibi müzikte de ulu çınarlar yetişir. Hiç kuşkusuz ki, Fazıl Say bu ulu çınarımızdan birisi.. Dünya'nın nadiren ayakta alkışladığı ender değerler arasında yer alan Fazıl Say ile doyasıya övünmek hakkımız.

Ne var ki, bir dehanın bile hiç bilmediği şeyler olabiliyor. Bu durum anormal olmadığı gibi bir dehanın göz kamaştıran pırıltısına da gölge düşürme gücünden yoksundur.

Bir müzik adamı olan Fazıl Say, notaların özgür olduğu dünyanın insanı. Nereden bilebilirdi ki, "sözcükler"in hiçbir zaman özgür olamadığını. Sözcüklerin de tıpkı notalar gibi özgür olduklarını zannederek, birkaç söz edecek olunca, kolayından içinden çıkamayacağı bir batağın içinde buluverdi kendisini..

Müzik önce "duymak" sonra da "dokunmak"tır ve notalar sonsuz bir özgürlüğe sahiptir. Adını dedesinden alan Beethoven, müzikte ne kadar özgür olabildiyse o kadar da özgür yaşamıştır. Tüm yaşamı boyunca doğayla baş başa kalmaya özen gösteren ve her fırsatta kırlarda dolaşan Beethoven, doğadaki özgür kozmik sesleri dinlemiş, özgür doğaya dokunmuş, belki de beslendiği bu kaynak sayesinde muhteşem eserler ortaya koyabilmişti.

Müzisyenler notaları diledikleri gibi değerlendirmekte alabildiğine özgürdürler.

Kâinatın ıslığı olan sesin, alfabesi notalarla konuşan adam Fazıl Say, "sözcük"lerle konuşacak olursa eğer; doğal olarak parçası haline geldiği ses dünyasının özgürlüğünü sürdürecek, bu nedenle de başına olmadık işler açacak, çağının engizisyonu da hiç gözünün yaşına bakmayacak, onu en saf ve en içten haliyle toplumsal cellâda teslim edecektir. Ve toplum her zaman arenadaki yerlerini almış, hazır beklemektedir!

Yaptıkları iş gereği, yazar ile müzisyen arasına "toplumsal cellât" girer. Oysaki; müzik ile edebiyat "sanat" haritası içinde kalırlar. Toplumsal cellât, nota bilmediğinden sadece "sözcük"lere kulak kabartır ve hiç acımadan yalnızca yazarları biçer. Müzisyenlerin besteleri eşliğinde göbek atıp gerdan kırarak, kopartır yazarların kellelerini ve bundan da büyük keyif alır.

Duygu ve düşüncelerini özgür notalarla dile getirmeye alışık olan Fazıl Say, kırk yılın başında duygu ve düşüncelerini sözcüklerle ifade edecek olunca, toplumsal cellâdı bir anda karşısında bulup çok şaşırdı ve içine çekildiği duruma bir türlü akıl erdiremedi.

Toplumsal celladın bir an olsun ensesinden düşmediği yazarlar, duygu ve düşüncelerini tutsak sözcüklerle ifade ederlerken nasıl da can çekişiyorlar ama müzisyen Fazıl Say bilemezdi ki, sözcüklerin notalar gibi özgür olamadıklarını..

Evrenin ıslığına duygu ve düşüncelerini katabildiği oranda alkış almaya alışmış olan Fazıl Say, sözcüklerden uzak durması gerektiğini anlamış mıdır; bilinmez ama, yazarları şimdi çok daha iyi anlamaya başlamış olduğundan hiç kuşkum yok.

Edebiyatın birbirleriyle kıyasıya yarışan bütün şah eserlerini okumuş olmak başka, yazı dünyasın emekçilerinin yaşam öykülerini tüm detaylarına varana değin bilmek başka, duygu ve düşünceyi sözcüklerle ifade etme cüretini gösterebilmek çok başka bir şeydir.

Sözcükler "tutsak" notalar "özgür"dür.

Sözcüklerle edebiyat üretmek, toplumsal cellât ile ölümcül bir danstır.

Mezopotamya'da cellât, yazarın ensesinde boza pişirdikçe, ortaya çıkan dramı sinsi bir şehvetle alkışlar toplumlar.

Anadolu toprağında kendisinden önce yetişen nice ulu çınarları andıran Fazıl Say, notaların özgür, sözcüklerin ise ölümcül olduğunu bilmiyordu. Şimdi öğrendi; tabi Türk yazarlarının daha işin başında kellelerini toplumsal cellâtlara teslim ettiklerini de..

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük