Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Galata, Tünel, Tarlabaşı ve aşk

info@haberdukkani.com 24 Temmuz 2011 Pazar

Tünel'den Galata Kulesi'ne doğru inen yol boyunca büyük bir değişim var. Tarihi yapılar yeni konuklarını ağırlıyor.

Bölgenin dokusu aynı ama atmosferinde bir temizlik olduğu derhal hissediliyor. Tünel'den tarihi Galata Kulesi'ne doğru inen yol boyunca dizili dükkanların iştigal konuları değişmiş. Turizm hizmetlerine yönelik iş kolları hakim olmuş, tarihi görkem tüm haşmetiyle ortaya çıkmaya başlamış.

Tünel'den Galata Kulesi'ne doğru inen yolda Zürafa Sokağı'na inmeyi amaçlamış telaşlı erkek yığınlarının yerini sakin yürüyüşlü, gülen çehreli, bakışları hayranlık yüklü turistler almış.

Tarihin kilometre taşı Galata Kulesi'nin çevresini sarmalayan kjafeler, birahaneler, lokantalar, turistik eşya satan dükkanlar bölgede yerel görüntü silikleşip yok olurken panoramik evrensel bir görünüm belirginleşmiş.

Tünel ve çevresi de çok değişmiş durumda. Tarihi Tünel çıkışından Galatasaray'a doğru uzanan yol boyunca görkemli tarihi yapılar bozulmasına izin verilmeden onarılarak kafeler, lokantalar, irili ufaklı barlarla renkli bir görünüm kazanmış durumda.. Turistler sarmış her yanı. Beyoğlu'nu değiştiren özlenen tarihi dokusuna ve atmosferine kavuşturan, yatırımcılar mı, yerel yönetim mi yoksa Dünya insanlığı mı kestirmek zorlaşıyor doğrusu. Ama sevindirici bir gerçek var ki; Tarihi Pera sisler ardından çıkıp yeniden canlanıyor.

Tarlabaşı'nın ara sokaklarında "orijinal" hali korunarak yenilenen yapıların sayısında "hızlı" bir "artış" göze çarpıyor. Bakımsız, yıkık dökük ve küskün yapılar, kendilerini kurtaracak "kahramanları" beklerken, sonsuza kadar ayakta durmaya kararlı görünüyorlar. İnşa edildikleri ilk günkü gibi "imrenilecek" hale geleceklerinden emin bu yapı dokusu arasında avare avare dolaşırken, zaman yolculuğuna çıkılıyor. Duygu ve düşünceler alıp sürüklüyor insanları geçmişte kaldığına inanılan tarihin gizemli öykülerine. Her taş, her motif, her yapı dile gelip konuşuyor, birbirinden ilginç ve gizemli insanlık öykülerini fısıldıyor, duyabilen kulaklara.. Hepsi de insanlığın "ibret" alınası insanlık halleriyle son derece öğretici öyküler.

İstanbul, üzerinden silindir gibi gelip geçen yok edici zamana karşı bütün özelliklerini koruyarak yeniden canlanabilmek için inat ve sabırla direnirken; İstanbul'un bitip tükendiğine inanmış ve yürekleri kanağlayarak İstanbul'u terk edip gitmiş olanlar yakın bir zamanda pişmanlık sancılarıyla kıvranacaklar.

İstanbul, tarih boyunca yalnızca kendisine "inanmış" olanlara "imrenilen" yaşamlar sunmaya programlanmış sihirli bir kent. Dünyanın her yerinden insanları binlerce yıldır kendisine çekmesinin sırrı bu.. İstanbul, kendisine aşık eden, cilveli, işveli ve biraz da zampara bir kent olmakla birlikte aşıklarından mutlaka "sadakat" bekleyen bir kent.

Beyoğlu ise, insanların kendilerini en fazla "özgür" hissedebildikleri, çok büyük aşkların insanları yıldırım gibi çarpıverdiği ve bir daha da iflah olamadıkları çok özel bir yer. Umut, aşk, kıskançlık, kırgınlık ve hüsranların yudum yudum içilip demlendiği meyhaneleri, birahaneleri ile bitimsiz düşler diyarı olan Beyoğlu; kederlerin, sıkıntıların unutulabildiği avuntu mekanı olmaya devam ediyor.

İstanbul için İstanbullu olmak bile yetersiz kalırken; İstanbul tarafından terk edilmenin kahredici acısı, İstanbul'dan uzakta kalanların bildiği büyük bir sır olarak kalmaya devam ediyor.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük