Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Garantili soygun

info@haberdukkani.com 09 Ağustos 2011 Salı

İnsanlığın yerküredeki maceralarının kilometre taşları, "akıl oyunları"nı sevenler için, komedi sanatçılarını kıskandıracak kadar yaratıcı ve oldukça da matrak sahneler sergiler.

19. yüzyılın ikinci yarısında, toplumların "oturmuş" "alışkanlıkları"na başkaldırmak; para ile yaratıcılığı düelloya davet etmek sükseli bir oyundu.

Modern sanatın dehaları donmuş inançlara, kalıplaşmış düşüncelere ve maddi itibarlara karşı dik bir duruş sergiliyorlardı.

Sanatçılar, kendileri gibi sanatla uğraşmayıp para kazanmakla ömür tüketenlere "acıyorlar"dı.

Sarı benizli, avurtları içe çökmüş, bir karış sakallı, giysileri yıpranmış sanatçılar; tıkırı yerinde ve topluma uyum sağlamış, sistemle barışık olanlara hep acıdılar. Hatta biraz da dalgalarını geçtiler.

İşi tıkırında olanlar ise; tembel, palavracı, kafadan çatlak ve aptal gördükleri sanatçıları "adam" yerine bile koymadılar.

Sanatçılar ile paralılar arasında elektriklenmeler sosyal değişimlere ve her alanda yeni gelişmelere neden oldu.

Zaman akıp gittikçe ressamlar, müzisyenler, yazarlar, ozanlar, mimarlar, yontucular, sinema ve sahne sanatçıları arasından da zenginler uçvermeye başladı.

Bugün artık insanlığın jürisi; "var olma"yı ve "varlıklı olmayı" birarada başaran sanatçıları alkışlayıp ödüllendiriyor.

Nereden nereye!..

***

Bekar bir dostum yıllar önce, otomobiliyle evinin yolunu tutmuşken, yol kenarında duran genç, alımlı bir hanımın el kaldırmasıyla basıyor frene..

Hanım kapıyı açıp otomobile biniyor ve soruyor: "Nereye?"

Arkadaşım: "Eve gidiyorum" diyor.

Genç hanım gülümseyerek bakıyor erkeğin gözlerinin içine: "Ne güzel..Hadi gidelim" diyor.

Birlikte eve gidiyorlar. Kısa bir süre sonra genç kadın ani bir hareketle yemek masasındaki sandalyelerden birini kaptığı gibi salonun camına indiriyor, koca cam büyük bir gürültüyle şangırdayarak iniyor aşağıya gecenin ilerlemiş bir saatinin sessizliği yırtılıyor camın kırılmasıyla. Arkadaş şaşkın, dut yemiş bülbüle dönüyor.

Genç kadın: "Çabuk bana 200 milyon ver yoksa şimdi pencereden dışarıya çığlık çığlığa bağırıp bana tecavüz etmeye çalıştığını haykıracağım"

Şaşkınlıktan küçük dilini yutan arkadaş, cüzdanından çıkarrttığı 200 milyonu sayıveriyor hemen, hiç itiraz etmeden"

Kadın paraları sayıp koynuna soktuktan sonra kapıyı çarpıp gidiyor.

***

Bir başka dost dün benzer bir öykü daha anlattı.

Bir gün dükkanında çalışırken, kapısının zili çalınca, gidip açıyor kapıyı ve şaşkınlıktan donup çakılırken, içeriye üzerinde yalnızca kilot olan çırılçıplak bir kadın giriveriyor.

Şaşıran ve bir gören olursa ne yaparım diye endişelenen arkadaş, hemen kapatıyor kapıyı. Kadın karşısındaki erkeği tepeden tırnağa süzdükten sonra, açık olan cama yaklaşarak: "Çabuk bana para ver yoksa, bana tecavüz ediyor, diye bağırırım" diyor.

İş yerinde rezil olacağı korkusuyla titreyen ve tepeden tırnağa terden sırıl sıklam olan arkadaş hemen cüzdanına el atıp bir miktar para veriyor kadına.

Paraları alan kadın, kapıyı açıp çıkıyor, asansöre binip geldiği gibi çekip gidiyor sessizce..

***

"Var olma" savaşı verenler ile "varlıklı olabilme" mücadelesi verenler arasında sürüp giden tango aslında oldukça da eğlendiricidir.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük