Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Gazete patronları, Beyoğlu muhabirleri

info@haberdukkani.com 04 Ekim 2010 Pazartesi

Ahmet Emin Yalman

Nadir Nadi

Ali Naci Karacan

Sedat Simavi

Haldun Simavi

Falih Rıfkı

Bedii Faik

Yukarıda adlarını andığımız isimler, geçmiş zamanların ölümsüzlüğe uzanan tarih galerisinde portreleri sergilenen gazete patronlarıydı. Bir özellikleri de kalem erbabı ağır toplar oluşlarıydı. O dönemde henüz işadamı gazete patronluğu icat olunmamıştı.

Bu isimler devlet ihalelerine girebilmek için TBMM'ne mutemet seçtikleri adamlarını milletvekili olarak sokmazlar, banka satın alıp içini boşaltmazlar, zaman zaman mahkeme kapılarına düşüp sanık sandalyesine oturduklarında, yazdıkları yazıların ve yayınladıkları haberlerin hesabını verirlerdi yargıçlara ..

Bu isimler gazetelerini satabilmek için, okuyucuya rüşvet vermezler, adam gibi gazetecilik yaparlardı.

Geçmiş zaman galerisinde isimleri yer alan:

Metin Toker

Necati Zincirkıran

Abdi İpekçi

Fethi Pirinççioğlu

Esin Talu (Çelikkan)

Ali Gevgili

Doğan Uluç

Cemal Göral

Zeyyat Gören

Beki Telvi

Meryem Abikatör

Şahin Perese

Kayhan Sağlamer

Halit Talayer

Leyla Erduran

İzzet Selami Sedes

İlhan Turalı, gazeteciydiler.

Dönemin "Beyoğlu Muhabiri" olan bu gazeteciler, Galatasaray veya Robert Kolej mezunu, en az bir lisan bilen, sanat ve kültür dünyasını ile dünya siyasetini yakından izleyip analiz edebilen, yukarıda isimlerini verdiğimiz gazeteci gazete patronları tarafından özenle seçilmiş genç yeteneklerdi.

O günlerde Belediye ve Adliye muhabirlerinin dışında kalan bu nezih, münevver entelektüeller, Türk Basın Tarihimizin yüz akları olmayı başarmış şahsiyetlerdi.

Öğle saatlerine doğru gazetelerinden çıkan bu genç muhabirler, tabana kuvvet Sirkeci'ye inip Çiçek Palas Oteli'ni ziyaret ettikten sonra, Meserret Oteli ve Meserret Kahvesi'ne de uğrayıp çevreyi kolaçan ederler, havayı koklayıp yepyeni haberler yakalamaya çalışarak haber peşine düşerlerdi. Buralardan yine tabana kuvvet Galata Köprüsünü geçip Tünel'e çıkarlar ve Beyoğlu'na ulaşırlardı. Burada Tokatlayan, Park Otel, Londra Oteli, Pera Palas'ı ziyaret ederler, önemli şahsiyetlerle sohbet ederek ağızlarından laf almaya çalışırlardı.

Gün akşama yaklaşırken Lebon, Markiz, Degüstasyon, Madam Fişer, Rejans, Asmalımescit, Krepen Pasajı meyhanelerini kolaçan ederlerdi. İjerleyen saatlerde Park Otel'in barında tünerler, birbirleriyle yarışıp, birbirlerini atlatmaya çalışırlardı. Üç kuruşa tramvaya binerler, iki buçuk kuruşa köfte ekmek yerler, kadehi on kuruşa konyak içerler ve haber kaynaklarından "tiyö" kapmaya çalışırlardı. Bütün bunların muhabir maaşıyla karşılanamayacağını bilen gazeteci patronları tarafından onlara maaşlarından başkaca küçük paralarla takviyeler yapılır, "masraf"ları ödenirdi. Ama, onlarda bu küçük masraflar karşılığında bomba gibi "haber" getirirlerdi. Bütün yaptıkları iş bundan ibaretti.

Patronları için ihale takipçiliği yapmaz, ünlü kadınlara telefon edip, "Patron seni akşam yemeğine bekliyor" demezlerdi. Kalemlerini satmazlar, gazetecilik mesleğinin onurunu ayaklar altına atıp 'köşe dönmecilik' oynamazlar, ayakkabılarını pençeletirler, günü ekmek arası köfte, çoğunlukla da bir simit ve çayla geçirirlerdi. Kimsecikler onlara 'enayi' demez, nereye gitseler saygı görürlerdi.

Amerikan Sermayesi Harbiye'de Hilton Oteli'ni işletmeye açtıktan sonra, işler usul usul  değişti .. Çarşı yavaş yavaş karıştı.. Gazeteciler ile haber kaynaklarının pabuçları dama atıldı.. Hilton Oteli işletmeye açılır açılmaz bir basın bürosu kurmuş ve gazetecileri üç gün üç gece lüks ve ihtişamlı odalarında ağırlamaya başlamıştı!.. Hilton Oteli'nin göz kamaştırıcı ihtişamı "Beyoğlu Muhabirleri"nin gözlerini kamaştırmaya yetmişti de artmıştı bile ..

İkinci Dünya Savaşı'nın karanlık ve kıtlık günleri, Macar İhtilali'nden kaçan perişanlar, Kore Savaşı malülleri ve ardından gelen günlerde de küçük Amerika rüyaları, sosyal güvencelerin gazete patronlarının insafıyla sınırlı olduğu günler artık çok gerilerde kaldı.

Bilgileri, kültürleri, görgüleriyle Türk Basın Dünyası'nın kaymak tabakasını oluşturan Beyoğlu Muhabirleri yok artık. Kurşun ve mürekkep kokulu gazete binalarının yerlerini cam kuleler aldı. Basılan gazeteyi koltuğunun altına almadan evlerine gitmeyen gazetecilerin yazı ve haberlerini okuyamıyoruz hiç birimiz. Her birisi kendilerine özgü birer dil ustası olan gazete patronları çoktan terk ettiler bizleri.. Hüzünlü bir özlemle anıyorum hepsini.

Bana gazeteciliği sevdiren ünlü ve usta gazetecilerden hayatta olanlar, ar etmişler bir köşeye çekilmiş, şaşkınlık, küskünlük ve kızgınlıkla izliyorlar hepimizi. Tanrı'nın rahmetine kavuşmuş olanlar ise; yakamıza yapışıp hesap sormak için, bizim de öteki dünyaya gideceğimiz günleri bekliyorlar sabırsızlıkla ..

Az kalsın unutuyordum, ben gazeteciliğe Beyoğlu Muhabiri olarak başladığımda henüz Orta okulda öğrenciydim.. Gazeteciliğe yıllar önce nokta koyup roman yazmaya başladım.. Kabul etseniz de etmeseniz de bugün artık bir yazarım. Mesleğim bu.. elden ne gelir.

Meraklıları uyarıyorum, sakın yazar olmayın. Bir gün birinin canı sıkılıp kafası kızdığında, ciğeri on kuruş etmez birinin elinden olur eceliniz ya da gizli servislerin entrika cambazları küçük bir "komplo" ile rezil ediverirler sizi haberiniz ola ..

Boşu boşuna "Ben yazarım" ya da "Sarı Basın Karı sahibi gazeteciyim" diye, şişinip durmayın ortalık yerlerde.. Alıverirler paçanızı aşağıya, benden söylemesi..

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük