Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Gecenin fotoğrafı

info@haberdukkani.com 04 Ekim 2010 Pazartesi

Karanlık gecenin tam ortasındadır zaman.. Gizli bir el kenti siyah bir örtüyle sarmaladı. Bazılarımızın yüreğinde huzur, bazılarımızın yüreğinde gam..

Tefeciler faiz oranlarıyla döviz kurlarını hesaplıyor, fahişeler jartiyerlerine jilet yerleştiriyor, yalnız ve küskün kadınlar soğuk yataklarında için için ağlıyorlar, genç kızlar sımsıcak yüreklerinin ateşinde mutlu uyuyorlar, mahkümlar kara bahtları kem talihlerinin ateşinde, buz gibi ranzalarında kavruluyorlar, masum bebekler mışıl mışıl uyuyorlar ..

Yaşamın tüm çirkinlikleri karanlığın siyahına boyanmış, kaybolmuş, yok olmuş. Şeytan ortaya çıkmış dolaşıyor, ama kimseler onu görmüyor.

Yalnızlığım ve ben.. Birlikte ölümü bekliyoruz. Ölümü beklerken yazıyorum. Ölüm geldiğinde onunla gidecek kaybolacağım ama, okuyup kimselerin anlamadığı yazdıklarım kalacak geride...

Sessiz ve karanlık gecenin tam ortasındayım. Yağmur yağıyor. Ben yıldızların parıltılarını görüyorum. Yıldızlar yorgun, mutsuz ve umutsuz yüreğimi aydınlatmıyor, yağmur damlaları hüznü taşıyorlar bana..

Gece ilerliyor, zaman hızla akıp gidiyor. Zamparalar sabahın ilk ışıklarıyla birlikte pişmanlık duyacakları bir gecelik aşkların koynunda terden sırıl sıklam olmuşlar. Yalnızlar küskün uykularda pembe düşlerle avunuyorlar. Fahişeler, müşterilerinin koynunda mesleklerinin gereğini yerine getirip biraz daha fazla para kopartabilmenin yollarını deniyorlar. Şeytan ile Azrail gecenin içinden geçip gidiyorlar, hiç kimsecikler görmüyor bu ikiliyi ..

Yağmurlu gecede gökyüzündeki yıldızların pırıltıları kırılıyor su damlacıklarında .. Akıp giden zaman yüreğimi kanatıyor. Yalnızlığım ile ben, Azrail'i bekliyoruz. Gelmiyor. O bile gelip çalmıyor kapımı!.. Radyoda cızırtılı bir kadın sesi şarkı söylüyor duygularımı ayaklandırıyor .. Gece payıma düşen gamı ikram ediyor: porselen fincanda demli çay!

Düşlerim oyun oynuyor bana.. Gecenin karanlığında beynim rahat bırakmıyor yorgun yüreğimi. Biz insanlar neden kendi heykellerimizi yaparız? Yaratıldığımız topraktan, kendi toprağımızdan kendi heykellerimizi yapmaktan bıkıp usanmadık hiç neden? Çünkü, bu yolla ölümün üstesinden gelmeye çalışırız. Biz insanlar neden duygularımızı kağıtlara döker dururuz? Çünkü bu yolla bizden geriye düşüncelerimizin izleri kalsın isteriz. Kendimizin ve yaşamın fotoğrafını bizden sonraya kalsın diye saklarız, neden? Beynim sorulara yanıt arıyor. Oysa ki hiçbir sorunun yanıtı olmadığını biliyorum. Her soru yepyeni bir entrikanın başlangıcı, her yanıt yepyeni bir labirentin çıkmazı ..

Biliyorum, bu gece gelmeyecek Azrail. Çünkü, şeytan dolaşıyor gecenin içinde. Şeytanın olduğu yere gitmiyor Azrail. Şeytan da Azrail'in olduğu yere gidemiyor. Huzurun olduğu yere gam, gamın olduğu yere de huzur gitmiyor. Paranın olduğu yere fakirlik, fakirliğin olduğu yere de para gitmiyor.

Zaman gece yarısının tam ortasını biraz geçti. Milyarlarca insan düş ve gönül kırıklıklarıyla başbaşa şimdi .. Masum bebekler uykunun derinliklerinde mışıl mışıl uyuyorlar .. Elleri kanlı katiller vicdan azaplarıyla kalakalmışlar.. Fahişeler, memnun ettikleri müşterilerine son bir öpücük verip iş tuttukları kaldırımlara dönüyorlar yeni bir müşteri daha bulabilmek için. Tefeciler yataklarında huzursuz soldan sağa dönüp duruyorlar. Hırsızlar yakalanma korkuları içinde titreyerek çalmaya çıktılar. Hemşireler doğum sancıları içinde kıvranan hamilelerle ilgileniyorlar. Doktorlar ölmek üzere olanları hayatta tutabilmenin telaşlı mücadelesinde. Siyasetçiler yeni söylevler kaleme alıyorlar. Zaman gece yarısını geçti şimdi..

Yalnızlığım ve ben ölümü bekliyoruz. Ölümü beklerken yazıyorum. Biliyorum bu gece de çalmayacak kapımı Azrail. Ve biliyorum, vaktinden önce öldürecek beni yazdıklarım. Bana ölümü getirecek olan Azrail değil, yazdıklarım olacak.

*Bu yazı yıllar önce bir sonbahar gecesi kaleme alınmıştır.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük