Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Generaller, darbe ve piyano...

info@haberdukkani.com 10 Ekim 2013 Perşembe

Dünya yeni başlayan bir günle her gün yeniden kurulur. 20 Ocak 2010'da günlük gazete sayfaları arasında "sırıtan" bir manşet: "Balyoz Harekat Planı" gerçekleştirilmek istenen bir darbe girişimini haykırıyordu. Cin şişeden çıkmıştı bir kez, o manşetin arkası çorap söküğü gibi geldi ve 21 ay süren duruşmalar sonucunda yargı, "eylem" aramayıp kararını oybirliği ile açıkladı: "Eylem dışında bütün aşamalardan geçtiler. Manevi cebir var."

237 onama, 88 beraat kararıyla noktalanan "Balyoz Davası"nda hukuki bütün kapılar henüz kapanmış olmamakla birlikte, Cumhuriyet rejimi tarihinde ilk kez "darbeci generalleri" yargıladı ve mahküm etti.

Caydırıcı gücün hükümete mukavemet edemeyeceği gerçeği bir kez daha gerçeklik ve geçerlilik kazanırken, Türkiye 12 Eylül Askeri Darbesi'ni gerçekleştirenleri yargılayıp mahküm edebilmiş değil! Mezopotamya'da işler biraz çapraşık yürür. Darbeyi gerçekleştirenler henüz mahküm edilememişken, darbeyi planlamış ama gerçekleştirememiş olanlar mahküm edildiler.

Demokrasiye inanan hiç kimse "darbe" savunmanlığını üstlenemez. Darbe savunuculuğu insanlık onuruyla bağdaşır bir durum da değildir üstelik.. Örneğin işkenceyi savunmak, ya da bir işkencecinin savunmanlığını üstlenmek bahtsızlığı gibi..

Sağlıklı demokrasilerde hiç kimsenin aklından darbe yapmaya kalkışmak geçmez. Mezopotamya, Latin ve Afrika ülkelerinde sıkça görülen darbe girişimleri; kuruluşunda yüzünü "muassır medeniyet"e dönmüş Cumhuriyet'imizde hiç gerçekleşmemiş olmalıydı.

Ülke aydınları gerçekleşmiş darbeler üzerinde dahi hünüz bir fikir birliğine varabilmiş değiller! Örneğin: "60 darbesi," bazılarna göre "devrim"dir. Aynı aydın kitlesi için ise, "12 Eylül faşit bir darbe"dir.

Demokrasi her seçim döneminde kendi içinde zaten yeni bir darbe gerçekleştirmez mi? Beğenilen gelir, beğenilmeyen gönderilir. Tank, top, tüfek gerekmez, oy pusulaları yeterlidir. Darbeye neden gerek duyulur, tam olarak aydınlamış değildir. Aydınlanabilmesi için, darbelerin "ekonomik" derinliklerine inilmesi "rant üleşmeleri"nin bilançosu gözden geçirilmelidir ki; işin bu gizemli yönü araştırmacılar tarafından mercek altına alınıp bilimsel olarak incelenmiş değildir.

Savcılar ve hakimler darbeleri yasalar çerçevesinde ele alınca, "dramatik yıkım" öyküleri çıkar ortaya.. Ekonomistler ile sosyologlar incelediklerinde ortaya çıkacak sonuçlar belki de "traji-komik" olacaktır! Bir ülkenin iç donuna kadar soyulduğu dönemler yalnızca darbe dönemleri midir, iktidar değişimleri dönemi midir, işte asıl o zaman ortaya çıkacaktır her ikisinde de vurgun ve talanların gerçek boyutları..

Türkiye'de neden her evde bir piyano, kütüphane ve tablo olmadığı gerçeği işte bu iç donuna kadar soyulma dönemlerinin sıkça yineleniyor oluşunda gizlidir.

Mezopotamya'nın "Binbir Gece Masalları"nda şişeden cin çıkar; bazen diğer modern ve gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bir gazete manşetiyle boy gösterdiğine de sıkça rastlanır. Her gün gazete manşetleriyle yeni bir dünya kurulur yerkürede.. Ve işte bunun için vardır sansür; güçlüler diledikleri gibi bir dünya kurabilsinler diye..

Ajanslardan flaş..flaş ikazıyla düşen habere göre: "Libya başbakanı silahlı kişilerce kaçırılmış".. İnternet medyası bu haberi derhal yayına koydu.. Kısa bir süre sonra anlaşıldı ki, "Libya başbakanı "yolsuzluktan" gözaltına alınmış".. İnternet medyası ve medya derhal bu haberi de duyurdu. Böylesi ne görülmüş ne de duyulmuştu ama bir Kuzey Afrika ülkesi olan Libya'da her şey olabilirdi ve olan bitenler de hep beklenilmeyen olaylar olarak dünya kamuoyunun karşısına çıkardı. Bu iki ajans haberini bir üçüncüsü tamamladı: "Libya başbakanı serbest bırakılmıştı" İşte "norm dışı" bir gelişme daha..

Mezopotamya'da her köşe başında "davul-zurna" Afrika ülkelerinde ise her evde "tamtam" vardır. Ah, ne yazık ki; piyano yoktur! Ah, şu piyano denilen müzik aleti var ya.. onun yokluğu nelere sebep oluyor, çok isterdim bir bilseniz.. Ah, bir bilebilseniz...

Afrika'da tamtam yerine her evde piyano olmuş olsaydı eğer, ne İdi Amin olurdu ne de Enver Sedat bir suikaste kurban gitmiş olurdu. Mezopotamya'da her evde "davul zurna"nın yerini piyano almış olsaydı ne Saddam Hüseyin olurdu, ne 8 yıl süren kanlı İran-Irak Savaşı ve ne de yüzbinlerce masum sivilin öldüğü Körfez Harekatları...

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük