Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Gözlerim bağlıydı ve çırılçıplaktım

info@haberdukkani.com 08 Temmuz 2012 Pazar

Kim ne derse desin birçok kişi gibi bana da işkence yapıldı.

Türk edebiyatında "işkence" görmemiş tek bir yazar kaldı mı acaba, merak ediyorum.

Sakın yazarlardan birisi çıkıp da "Bana işkence yapılmadı" demeye kalkışmasın. O zaten henüz yazardan sayılmıyordur. Eğer işkence görmemiş yazarlar varsa, onların sırası gelmediğindendir. 

Türkiye'de on binlerce insan "suskun" hakkını aramak için yıllardır haykıranlar ise susturuldu birer ikişer.

Türkiye Avrupa Birliği'nin eşiğinde tek ayağının üzerinde beklemeye devam ediyor çünkü yağmur yağınca koskoca kentler seller altında kalıyor.

Tayyip Erdoğan'ın "hükümet" olduğu şu dönemde polis işkence yapmıyor ama Belediyelerin Zabıta ekipleri vatandaşı sokak ortasında evire çevire dövüyor.

Esad'ın Baas rejimi askerleri önlerine kim çıkarsa Allah yarattı demeden en ağır işkenceden geçiriyorlar Suriyelileri.

Bana işkence yapıldığında 47 yaşındaydım. İşkencehanenin kapısından içeriye sokulduğumda çırılçıplaktım, ellerim ve gözlerim bağlıydı. Soğuk, ıslak taş zemine yatırıldım ve ayağımın başparmağına bir şey bağlandığını, ardından testislerimin sıkıldığını ve elektrik şokunu hissetim...

Sonra acılar içinde kaybettim kendimi.

Üzerime tutulan soğuk su iliklerime kadar donduruyor ve titrememe neden oluyordu.Sonra yine kaldıkları yerden devam ediyorlardı işkenceye..

Tam dokuz gün her gece sabaha kadar sürüp giden bu işkence sonucu inandım ki; beni gerçekten öldürecekler. Dokuz gün boyunca sürekli olarak "öldüreceğiz seni" "buradan sağ çıkamayacaksın" deyip durmuşlardı. Yaşadıklarımdan sonra, Ümit Oğuztan gerçekten de öldü.

Bir daha da o Ümit Oğuztan hiç geri gelmedi.

İşkenceciler işin ustasıydılar, hiç "delil" bırakmıyorlardı. Üstelik çok iyi organize olmuşlardı, her gün doktora götürüyor ve "sağlam" diye rapor da alıyorlardı ama doktor beni görmeden yazıyordu raporunu!

Beş adımlık bir hapishane hücresine kapatıldığımda, 52 yaşındaydım.

Evde ise, benden başka hiç kimseleri olmayan, yaşlı, üstelik de "Alzheimer" hastası iki halam "dualar" ederek, benim eve geri dönebilmemi bekliyorlardı.

Artık onlar yoklar.

Yola yapayalnız devam ediyorum.

Ne işkence odasında ne de hapishane hücresinde ölemedim; yaşıyorum.

Ve ben, hala yazıyorum.

Ama başıma daha neler geleceğini hiç bilmeden..

Bundan sonra başıma neler geleceğini hiç merak etmiyorum.

Çünkü artık hiçbir şeyin, hiç ama hiç önemi yok.

İşkence odasında "dokuz gece" boyunca "can çekişerek ölen" korkularımdı.

Ben, korkusuzca yaşıyor ve yatağımda rahat rahat uyuyorum.

Peki ya bana işkence yapmış olanlar.

Onlar da benim gibi rahat uyuyabiliyorlar mı?

Çocuklarının yüzüne bakabiliyorlar mı?

Bana kimler mi işkence yaptı?

Arşivlerde isimleri kayıtlı.

Bu satırları neden mi yazdım?

İşkencecilerimi tarih sahnesinde onurlandırmak istedim.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük