Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Hamam böceği ve insan

info@haberdukkani.com 25 Ağustos 2011 Perşembe

Gün gelir de çaresiz ve aç insanlar "zenginler kulübü"nün kapısına dayanırlarsa!

Geçmiş zaman toplumlarında nüfusun çok az bir bölümü "bilgi"ye ulaşabilirdi. Günümüzde ise toplumlar "bilgi"ye çok kolay, çok hızlı ve üstelikte kitleler halinde ulaşabiliyorlar. Bu durum doğal olarak kitlesel hareketleri kolayca tetikliyor. Günümüzde "sistem"lerin ayakta kalabilmeleri geçmiş zamanlara göre çok daha güç.

İşte bu nedenle Dünya'nın neresinde olursa olsun, "zenginler kulübü"  kitlesel çığlıkların yükseldiği yerlere "derhal" müdahale etmek zorundadır. Aksi halde günümüz medeniyeti kaosa sürüklenerek çöker.

İnsanlık tarihinin "en tehlikeli" virajındayız. Globalleşen yaşamda en küçük bir kıpırtı domino etkisi yaratır ve çok kısa bir zamanda medeniyetin çöküşü gerçekleşir.

Medeniyetin rayları geçmişten geleceğe doğru uzanıyor ama yaşam akışının yönünü belirleyebilmek için zaman gittikçe kısalıyor! Geleceğin rayları ileriye doğru uzanıyor zannedebiliriz ama ya bu büyük bir yanılgıysa...

Mayalar, Romalılar ve daha pek çok eski medeniyet geçmişten geleceğe uzanan rayların "ufka" doğru ilerlediğini inanıyorlardı. Mayaların ve Romalıların tarihlerinin yazımı tamamlandı ama bizim tarihimiz henüz yazım aşamasında. Tarih Somali'deki açlık ve vahşetin izlerini cesetler henüz soğumadan ve kanlar henüz pıhtılaşmamışken kayda geçirebiliyor ama hepsi bu kadar, daha sonrasını yazabilmeye muktedir değil.

Geçmişten geleceğe uzanan raylar üzerinde hızla ilerleyen yaşamın yönünü belirleyecek olan yönetim koltuklarına çöreklenmiş olan siyasi karar vericiler değil; medeniyeti en umulmadık zamanlarda teknoloji trampleninde sıçratan bilim insanları olacak. Şaka gibi değil mi?

Günümüzden 250 milyon yıl önce, Alaska ve Sibirya'nın yemyeşil ormanlarla kaplı olduğunu söylüyor bilim verileri. Volkanik bir patlama ve milyonlarca yıl süren bir oluşum sonucu ortaya buzullarla kaplı Sibirya ve Alaska çıkıvermiş. Günümüz Sibirya ve Alaska'sı içten içe sinsice yanmakta olan muazzam bir kömür deposunun üzerinde bulunuyor. Okyanusların derin sularının altında, Sibirya ve Alaska buzullarının altında sürekli olarak artış kaydeden yanıcı "metan gazı" birikiyor! İşte günü ve saati geldiğinde, kaçınılmaz olarak gerçekleşecek olan büyük bir patlama, Dünya'yı bir anda ateş topuna, yani cehenneme çevirecek.

Günümüzden 250 milyon yıl sonra, yapayalnız seyahat eden bir uzay gezgini, Dünya'yı ziyarete geldiğinde, yerküreye ayak basar basmaz insanlık medeniyetinin izlerini aramaya koyulduğunda, şaşkına dönecek. Büyük bir kaos sonrasının yıkıntılarından arda kalan arkeolojik kalıntılar bulacak ve insanlık adına üzülecek.  Yerkürede karanlık uzay boşluğundaki kadar yapayalnız hissedecek kendisini. Yalnızlık uzay gezginini bir kez daha kahredecek.

Eriyen buzullar metropolleri yutmuş, nükleer felaket insanlığı ve eserlerini yok etmiş, yeryüzü cenneti bir yeryüzü cehennemine, kıtalar çöl sahralarına dönüşmüş olduğundan uzay gezgini, Dünya insanlığı için sessizce ağlayacak.

Günümüzden 250 milyon yıl sonra, Dünya'yı ziyarete gelen uzay gezgini ne Ertuğrul Özkök'ten bir iz ne de Ajda Pekkan'dan bir ses bulabilecektir yerkürede. Ama Hacivat ile Karagöz'ün, Nasrettin Hoca'nın, Aşık Veysel'in, Ömer Hayyam'ın çöl sahralarında arkeolojik izlerini bulabilmek için çok büyük çaba harcayacağı kesindir. Ve bu çabaları boşa gitmeyecek onların arkeolojik izlerine ulaşabilecektir. Bizim Ertuğrul Özkök kendisini ne kadar adam zannederse zannetsin, ne kadar şişinirse şişinsin, Ajda Pekkan ne kadar derisini gerdirirse gerdirsin, ne kadar boyanırsa boyansın onların adları, insanlığın evrensel kayıtlarında yer almayacağından uzay gezgininin her ikisinden de hiç haberi olmayacaktır. Ne acı!

İstanbul geçmişin travmalarından kurtulamamış bir kenttir. İşte bu nedenle insanların ruh sağlığı bozuktur. İnsan ilişkileri sağlıklı değildir. İstanbul'da her şey her ay değişir. Fiyatlar, sokaklar, kaldırımlar, caddeler ve insanlar.. Bu nedenle insanlar arasında binbir naz, kapris ve güçlükle kurulabilen ilişkiler, kalıcı bir dostluğa dönüşemez. Bütün ilişkiler kısa ömürlüdür.

Geçmişin travmalarından kurtulamayan İstanbul'da yaşayanların kredi kartı borçları kabardıkça kentte vurgun, talan, gasp, cinayet, şiddet ve yalan artar. İstanbul'da yaşayan "bahtsızlar" ne kime aşık olduğunu bilir ne de kime oy verdiğini..

Günümüzden 250 milyon yıl sonra, İstanbul'u ziyarete gelen bir uzay gezgini, yok olup gitmiş olan travmatik kent İstanbul'da; Kanalİstanbul'u, metro, metrobüs hatlarını, deniz otobüslerini, Boğaz köprüsü'nü değil; Ayasofya ile Süleymaniye'nin arkeolojik izlerini arayacak. Ve bulacaktır da..

Antik bir kent olan İstanbul, nasıl olur da "modern" bir Dünya Metropolü'ne dönüşebilir? Bunun olanaksız olduğunu kanıtlıyor günümüz İstanbul'u ama anlayan nerede?..

Şehir planlamacıları ile mimarlar İstanbul'u seyrederken akıllarını kaybediyorlar. Mimar Sinan İstanbul'u seyrederken kainatta astral bir seyahate çıkıyor, içini huzur kaplıyordu. Belediye Başkanı mimar Kadir Topbaş ise; travmalarından kurtulamayan antik kent İstanbul'u nasıl olupta Dünya Metropolü'ne dönüştürebileceğinin hesaplarını yapmaktan bitkin, uykusuz ve huzursuz bir yaşam sürdürüyor; ne acı!

Dünya'da her şeye uyum sağlayabilen iki canlı varlık var. Birisi hamam böceği diğeri ise; insan. Günümüzden 250 milyon yıl sonra, Dünya yalnızca hamam böceklerine kalmış olabilir. Akıllarını kullanmayı da iyice öğrenmiş olan hamam böcekleri, arkeolojik kalıntılardan elde ettikleri bulguları büyük bir müzede toplayıp insanlığın ne kadar da büyük aptallıklar yaptıklarını, bu yüzden de Dünya'yı hak etmedikleri için soylarının tükenmiş olduğunu tüm kainata anlatabilirler.

Yoksa siz hala Libya, Suriye, Mısır ve Türkiye'de olup biten olaylara mı kafa yoruyorsunuz. 250 milyon yıl sonra, sizin kafa yorduğunuz ve merak ettiğiniz bu konulardan hamam böceklerinin evrensel tarihi hiç söz etmeyecek.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük