Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Hanefi Avcı'nın yalanları

info@haberdukkani.com 11 Eylül 2010 Cumartesi

Faili meçhullerin en yoğun olduğu, PKK'nın ardışık saldırılarda bulunduğu günlerde  MİT'in Hakkari, Van sorumlusu olarak görev yaptığı bilinen Hanefi Avcı, Eskişehir Emniyet Müdürü görevini ifa ederken ve referanduma da bir ay kalmışken kaleme aldığı "Haliç'te Yaşayan Simonlar" adlı bir kitap attı ortaya.. Kimilerine göre bir bomba (!)

Kitapta adımın geçtiği iki yer var: sayfa: 339 ve sayfa: 340..

Okudum ve dehşete kapıldım. Çünkü YALAN yazıyordu Hanefi Bey.

YALAN: 1

Benim JİTEM adına Strateji dergisini çıkarttığımı yazmış.. ve devamla, aynen şu satırları kaleme almış: "...sıradan bir şoförlükten kendi gayreti ve benim yönlendirmem sonucunda analistliğe yükselme istidadı gösteren İstihbarat Birimindeki şoförüm Enver'in 1997 yılında birkaç defa Strateji'yi getirdiğini ve "Bu dergi çok garip şeyler yazıyor, kesin bunu devlet içerisinde birileri belge ve evraklarla destekliyor," dediğini hatırladım. Enver daha sonra bu derginin yerini, bürosunu bulmak ve görüşmek için uğramış ancak ne bir büro, ne de bir adres bulabilmişti. Bu durum Strateji'yi daha da şüphe çekici hale getiriyordu. Enver, dergide çıkan bazı yazıları ve bu yazılarda yer alan belgeleri göstererek, derginin kesin olarak Jandarma teşkilatı tarafından desteklendiğini, resmi ve gizli belgelerin dergide verildiğini bana ispatlamıştı. Ancak o dönemde olayı tam olarak anlayamamıştım. Jandarma neden böyle bir iş yapsın? Mantıkla izah edemediğimden çok da üzerinde durmamıştım. Aklımın bir köşesinde bu bilgi kalmıştı. Şimdi anlatılanları eski bilgilerimle birleştirince bu ifadenin, belgenin doğru olduğu kanaatine vardım..."

"(.....) Strateji'nin o zaman yöneticiliğini yapan Sisi lakaplı Seyhan Soylu'nun..." (Haliç'te Yaşayan Simonlar/Sayfa: 339-340)

Değerli Ankara Hukuk Fakültesi'nden mezun bir kafa eğer sağlıklı olmaz ise oturup bunları gerçekmiş gibi kaleme alabiliyor. Ya da "kasıt" var. Benim bildiğim kadarıyla Ankara Hukuk Fakültesi'nde yasalardan yararlanarak entrika veya yalan üretme dersi verilmiyor.

Hiç bir legal yayın Valilik, Emniyet Müdürlüğü ve Devlet Güvenlik Şubesi'ne Beyanneme vermeden yayınlanamaz. Strateji Dergisi'nin adresi, kim tarafından yayınlandığı, kimler tarafından yönetildiği, yayının basıldığı matbaa ve yayının açık adresi İstanbul Emniyet Müdürlüğü çatısı altında ilgili birim olan Devlet Güvenlik Şubesi'nde mevcuttur. Bu basit gerçeği de Hanefi Avcı ile yönlendirmesi sayesinde analistliğe yükselen şoförü bilmiyor olamaz. Strateji dergisinin açık adresi, telefon numarası devletin ilgili birimlerinde yer almışken oturup bu yalanları kaleme almanın bir anlamı ve amacı olmalı.

Strateji dergisi tüm gazete bayilerinde satışa sunulmuş, ulusal yayın yapmış haftalık bir dergidir ve yasal bir yayındır. Şoförünün sanki gizli bir yayını ele geçirip Hanefi Avcı'ya götürmüş olduğu izlenimi yaratılmak istenmesinin de bir kuyruk acısı ya da amacı olmalı.

Hiç bir talimat almadan sokaklara düşüp, görevi olmadığı halde, Strateji Dergisi'nin bürosu neden ve ne amaçla aranmıştır? Acaba Hanefi Avcı o dönem şoförüne bir talimat mı vermiştir? Ne talimat vermiştir? Dergide onu rahatsız eden bir gerçek yayınlanmıştır da acaba beni ortadan kaldırmayı mı düşünmüş ve adres öğrenmek için iz peşine düşülmüştür?

Hanefi Avcı'nın kaleme aldığı satırlardan açıkça anlaşılıyor ki; şoförü derginin bürosunu "görüşme" yapmak için aramıştır (!) Acaba nasıl bir görüşme yapılması düşünülmüştü?

Çok merak ettim doğrusu..

YALAN: 2

Gelelim Sisi'ye.. Sisi olarak kamuoyunca bilinen Seyhan Soylu, Strateji dergisini yönetmek şöyle dursun kapısından içeriye dahi girememiştir. Strateji Dergisi ile Sisi (Seyhan Soylu'nun hiçbir ilgisi yoktur, olmamıştır. Çalışan gazetecilerin hepsi tanıktır. Kaldı ki; Strateji dergisinin künyesinde görevlilerin ünvanları ve isimleri mevcuttur.


Sisi adıyla namdar travesti Hakan Kapgit'in gerçek yüzü ve yapı taşları işte bu belgesel romanda tarafımdan kaleme alınmıştı..

YALAN: 3

"...'Abdullah Çatlı ile Mesut Yılmaz'ın yanyana fotoğrafları var' diyerek yaptıkları foto montajı beş bin liraya bazı basın organlarına satmaya kalktıkları yolunda bilgilerin olduğu tespit edilmişti."

Hanefi Avcı gibi bir ismin Tuncay Güney'i henüz hiç tanımadığım tarihteki bir olayın içine beni montajlamaya özen göstermiş olması da bir amaca yönelik olmalı, bir hesap vardır mutlaka aklımın yetmediği.. İstihbaratçılar böyle mi çalışıyorlar acaba; böyle mi kuruluyor komplo örgüleri, bilemem ki...


Hanefi Avcı yukarıdaki fotoğraf karesinde yer alan gazetecilerin  arasında Tuncay Güney'in yer aldığını, AKŞAM Gazetesin'de çalıştıklarını ve  Susurluk Skandalı'nın ünlü  aile fotoğrafının o günlerde Akşam Gazetesi'nin arşivinde yer aldığının kamuoyunun malumu haline geldiğinden Hanefi Avcı, habersiz olabilir mi?.. O tarihlerde bu fakirin Tuncay Güney'i henüz tanımadığının kesin kanıtı olan bu fotoğrafa yer vermekte yarar görüyorum.


Burada açıklanan hususlar ve çok daha fazlası İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yaptığım savunmamda da yer almıştır. Ve Strateji dergisinin tüm sayıları mahkeme heyetine tarafımdan takdim edilmiştir. Hanefi Avcı, bundan da habersiz olamaz.

Şimdi gelelim zurnanın "zırt" dediği yere;

Strateji Dergisi'nde Hanefi Avcı için yer alan haberin başlığı şöyle:

"Hanefi Avcı Terörle Mücadele Şubesi'nde terörist muamelesi gördü"

"HANEFİ AVCI, "AV" OLDU!..."

"Kimselerin bilmediği bir ormanda ava çıkmıştı, hiç beklemediği bir anda birden bire "av" oldu!... Neydi Avcı'nın avlamak için peşine düştüğü ve nasıl olmuştu da birden bire av" oluvermişti?"

Evet, Strateji Dergisi'nin 26 Şubat 1998 tarihli 6. sayısında yer alan haberin başlığı aynen böyle..

Peki haberde ne yazıyor?

"Eski Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı Hanefi Avcı, DGM Ankara Başsavcılığı'nın talimatı üzerine, 20 Şubat 1998 gecesi evinden alınarak Terörle Mücadele Şubesi'ne götürülüyor."

"O dönemde JİTEM ajanı olarak ortaya çıkan Murat Demir ve Murat İpek'in (Dikkat: Tuncay Güney'in kod adı Tuncay İpek!)araştırmalar sonucu, askeri istihbaratla uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmadığı ortaya çıktı. "(...) Bu kişilerin gerçekte Hanefi Avcı tarafından yönlendirildiği ortaya çıktı."

"(...) Genelkurmay'ın dava açmasından bir süre önce Hanefi Avcı, gazetecilere Genelkurmay'dan çok üst düzeyde bir yetkilinin PKK lideri Apo ile Kanada üzerinden cep telefonu ile konuştuğunu da tespit ettiğini söylemişti. Kendisine yakın gazetecilere bu kişinin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir olduğunu söyleyen Hanefi Avcı, bu konuşmaların kendisinde dinleme kasetleri olduğunu da belirtti. Ancak yapılan tüm soruşturmalar gösterdi ki; Avcı'nın tüm savları bir "yalan".. Hanefi Avcı, sanal bir dünyayı neden Türkiye'nin önüne sürmüştü.. amaç ne idi?"

"(....) Köstebek Skandalı olarak bilinen olayda Kadir Sarmusak'ı Deniz Kuvvetleri'nden belge sızdırmaya azmettirdiği gerekçesiyle hakkında soruşturma açılan Avcı'nın dosyasını inceleyen Yüksek Disiplin Kurulu 16 ay kıdem durdurma cezası verdi. Ayrıca Kurul, Avcı'nın izinsiz 32. Gün programına yaptığı açıklamalar nedeniyle 10 ay kıdem durdurma cezasına çarptırdı.

Evet haberdeki önemli satırlar bunlar..

Hanefi Avcı'nın Strateji Dergisi'nin Genel Yayın Yönetmeni Ümit Oğuztan'a bir kuyruk acısı mı var, yoksa başka bir hesabı mı var bilemem ama gerçeğin ayak izleri bunlar.

Bana göre hiç tanışmadığım Hanefi Avcı, vicdanının sesini dinleyip ilk önce Simonlar'a nasıl kıydığını oturup kaleme almalı ve özeleştiri yapmalı. Vicdanı rahatlar ve huzura erer. Sonra da faili meçhul cinayetlerin en yoğun olduğu tarihlerde görev yaptığı bölgelerde gerçekleşen cinayetleri neden önleyemediğinin yanıtını vermeli..

Bir devlet memuru kendi kurumu dışındaki kurumlardaki görevlilerle acaba neden çok yakın ilişkiler içine yuvarlanır? Merak bu ya kafamı çok kurcalıyor..

Ve aklımda kaldığı kadarıyla işkence görenlerin Hanife Avcı'nın adını verdikleri de ayrı bir roman konusu olabilecek hacimdedir.

Cem Ersever, Bülent Orakoğlu, Mehmet Eymür, Mehmet Ağar gibi bilinen isimlerle bunca içli-dışlı mesailerin ardından, günah çukurundan ortaya çıka çıka soyut değil de "somut" olayları gözler önüne seren, gerçeklerin içine yalanların montajlanmadığı çok daha sağlam bir kitap çıkabilirdi bence..

Her neyse..

Görülüyor ki; Hanefi Avcı, bazen rüzgara göre yelken açıyor bazen de sadece kendisinin bildiği rotaya göre.. Ama işin içinde hep YALAN ve ENTRİKA oluyor nedense..

Hanefi Avcı bir kitap yazdı ama çarşı henüz karışmadı.

Ben ise, sadece gazetecilik yaptım yani, ayna tuttum hem okura hem de Avcı'ya.. Strateji dergisinde Hanefi Avcı'nın günahlarına 
gerçeklerin projektörü altında yer vermiş olmanın da bir bedeli olacaktır elbette..

İyi Bayramlar olsun, neşeniz hiç bozulmasın..

Nasıl olsa referandumdan beklenen cin değil, demokrasi çıkacak hiç meraklanmayın.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük