Kelepirci 60
Ali HASDEMİR
Ali HASDEMİR

Hapı yutmadan prospektüsü okumadınız mı?

alihasdemir@haberdukkani.com 10 Nisan 2010 Cumartesi

Yasama, yargı ve yürütme..

Demokrasilerde üç ayrı güç.

Hiçbiri, aralarında biri diğerinin üzerinde, daha baskın değil ama.. Simgesi gibi adaletin, dengede..

Birbirine müdahale etmeyen, "kuvvetler ayrılığı" prensibine dayalı bir sistemler bütünlüğü düşünülmüş..

Bu güvence, net olarak teminat altına alınmak istenmiş, bu çok açık..

Hattâ, birbirinin üstünde olmasının engel olunması düşünülen bu sistemde, bu sistematiğin ve mevcut güvencenin değiştirilmesinin teklif edilmesi bile önlenmiş..

Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren böylesi bir düzenlenmenin elbette ki, mantıklı da açıklaması var:

Yasa yapıcılar, elbette ki, tüm gelişkin demokrasilerin Anayasalarını inceledikten sonra bu kararı almışlar.

Günümüzde şu yapılmak istenen şey nedir?

Yargıtay emekli Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun ifadesiyle; "Şimdi kuvvetler ayrılığı ilkesi çiğnenmeye, yok edilmeye çalışılıyor. Bu çiğneme çabası, bir sakınca görülmeyen sistem haline getirilmeye çalışılıyor."

Kanadoğlu, yapılanların tek merkezli, sistematik ve belli bir ideolojinin ürünü olduğu savını her zaman, her yerde dile getiriken, net olarak ortaya çıkan gerçeğin "yargının reformu" adı altında, aslında ard niyetli, "yargının kuşatılmışlığı"nın o ardında yatan tuzağı işaret ediyor bizlere..

Varsayalım ki, hazırlandığı ve istenildiği haliyle geçirildi..

Peki, ya bir adım sonrası, ya daha sonrası?

Yanıtı tarihte yatıyor bu sorunun: TEOKRASİ, çok değil, iki adım sonrası..

Bu hassas konu, "deneme-yanılma" yöntemiyle çözülebilecek basit bir konu mudur ki?

"Bekle ve gör politikası" güdülebilir mi bu denli kritik bir meselede?

Evet doğrudur özde, Anayasa değişikliğine mutlak gereksinim vardır.

Hem de 12 Eylül 1981'den bu yana..

Fakat, şu an buna zemin müsait midir? Şu sırada koşullar, yer ve zamanlama acaba uygun, doğru mudur?

Sırf AB istiyor diye, sırf Sam amcaları istedi diye, sıraya konulmuştu, eh şimdi yeri gelmiştir denilerek, niçin bunca acelecilik?

Bu işin özümsenmeden, iktidar + muhalefet kanallarının konsensusus oluşmadan, konunun gerçek uzmanların görüşleri bile tam anlamıyla, doğru düzgün alınmadan bu "oldubittici" hava neden?

Anlayamadıkları, ya da anlatamadığmğz şudur; tek yönlü teşhis ve tedavi olanak dışı..

Konsültasyon gerek!!

Anladığımız kadarıyla Türk milletine yabancı patentli bir ilacın drajeleri verilmek istenmektedir.

Bir hap yutturulmaya çalışılıyor görüntüsü hâkim bugün.

O hapın organizma üzerinde oluşturabileceği olası komplikasyonlar ise tamamen belirsiz..

*

Ünlü yönetmen Milos Forman'ın 1975 yılında çektiği, "Guguk Kuşu" adlı sinema yapıtında, başrolünü Jack Nicholson'ın oynadığı Randle P.McMurphy karakteri hiç gitmez gözümün önünden..

Kanımca, milletimiz de sessiz sağduyusu sayesinde o komplikasyonları şimdiden farkedebilmektedir.

O hapı yutmayacak ve büyük olasılıkla yere tükürüp atacaktır. Dileğimiz budur!

Tıpkı deli gömleği giydirilmiş ve kendisine dayatılan sistemi reddettikçe sürekli acımasız şekilde elektroşoklanan zeki, sıradışı Randle P.McMurphy karakteri gibi..

Esen kalınız..

Ali B. HASDEMİR

*Dip NOT:

Bu arada, "Nereden de aklına geldi şimdi, niçin Guguk Kuşu" diye düşünebilirsiniz?

Hukuk'u, "guguk" sananaların, üstelik de uygulamaya kalkışanların kulağına küpe ola..

Ayrıca, eğer söz konusu filmi izlemediyseler, arşivlerden bir an önce edinip mutlaka izlemeliler deriz.. Özellikle pencerelerin demirini kırarak özgürlüğe adım atış olan muhteşem final sahnesini defalarca izlesinler!! Herkese mutlu, umutlu ve güneşli günlerdir dileğim..

  • DİĞER YAZILARI
LAPİS