Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

İki keman, bir kontrbas

info@haberdukkani.com 07 Aralık 2013 Cumartesi

Gaddar hayat pahalılığı ile merhamet nedir bilmeyen enflasyondan beli kırık insan seli, İstabul metrosunun labirentlerinde yorgun, küskün, umutsuz bir halde kaderlerinin istikametine doğru koşuşturuyorlar.

Üç gencin parmak uçlarında canlanan enstrümanlardan yükselen ölümsüz notalar, kırık belli insan selinin ayak ve öksürük seslerini bastırarak, anılarda gizlenen gönül ateşlerine tatlı bir şerbet ferahlığı serpiştiriyor.

Her akşam metro labirentinde müzik icra eden gençlerden birisi kız, ikisi erkek.

Bir kontrbas, iki keman müthiş bir uyumla ve hiç durmadan hafıza ve gönüllerde yer etmiş melodileri seslendirirken, kırık belli insanların kırık dökük anılarını tazeliyor.

Bölük pörçük anılar, kırık dökük yaşamlar..

Birbirlerini hiç tanımayan, birbirleriyle hiçbir konuda uyuşması mümkün olmayan, birbirlerinden habersiz insan yığınlarının aynı amaç doğrultusunda buluşup ayrıldıkları İstanbul metrosunun labirenti andıran koridorları, yürüyüş bantları ile yüyüyen merdivenleri aynı zaman skalasında kitlelerin randevusuz buluşmalarını sağlayan gizemli bir geçit.

Uzay zamanda da böyle gizemli geçit labirentleri var mıdır?

Biraraya gelirler mi oralarda ölüler ya da öldükten sonra dirilenler?

Acaba İstanbul metrosunun "Araf" denilen yerle benzerliği var mıdır?

Yer altı metrosunda bir yerden bir başka yere gitmeye çabalayan onca insan yığınını yeryüzündekiler hiç görmüyorlar!

Kentlerin yeraltı metroları yerkürenin "Araf"ı olsa gerek.

İyiler ile kötüler metronun koridorlarında, vagonlarında, yürüyen merdivenlerinde ve aynı zaman skalasında birlikte seyahat ediyorlar. Oysa başka bir zamanda ve başka bir mekanda hiç biraraya gelmemiş olan, birbirlerini hiç tanımayan bu insanları biraraya getiren tek faktör zaman..

Üç genç, ikisi erkek birisi kız, metro koridorunda müzik icra ediyorlar.

İki keman bir kontrbas..

Birbirlerini hiç tanımayan insan yığınları müziğin notalarıya hüzünlenip artık çok gerilerde kalmış anılarına kavuşuyorlar.

Müzik ve zaman iki gizemli bulmaca ki; daha çözebileni çıkmamış.

Daracık kalçalı, kürdan bacaklı, saçları balyajlı bir kız seker adımlarla yürürken, dört istasyon ötede kendisini bekleyen flörtüne cep telefonun tuşlarına dokunarak mesaj yazıyor: "Az sonra yanındayım," diye..

Orta yaşın bütün yorgunluğu yüzüne oturmuş, neredeyse kalbi tekleyecek halde bir adam, bu ayki kredi kartı asgari ödemesini nasıl tedarik edeceğini düşünmekten uykusuz kalıp şişmiş gözleriyle biraz da şaşkın bakıyor yanından gelip geçenlere ve bir tek o duymuyor metronun koridorlarında yankılanan sokak müzisyenlerinin icra ettiği müziği. Onun kulaklarında yankılanıp duran evdeki karısının bitip tükenmek bilmeyen istekleri..

Zıpkın gibi bir delikanlı, bir denizaltı periskobunu andıran gözlerle tararken çevreyi birden adımlarını değiştirip müziğin ritmiyle yürümeye başlıyor, hiç acelesi yokmuş gibi görünüyor.

Suriye'deki iç savaştan kaçıp kapağı İstanbul'a attıkları her hallerinden belli olan bir aile, ürkek adımlarla yürürlerken, çocuklardan birisi burnundan akan sümüklerini kolunun yeline siliveriyor..

Tıkış tıkış kalabalığa tepeden bakan dev gibi afro bir delikanlı, dünyaya boş vermiş haliyle doğruca iki keman ile bir kontrbas'ın bulunduğu koridora yöneliyor. Bir genç kız ile iki delikanlıyı dikkatle dinlerken, ritm tutarak onlara içtenlikle eşlik ediyor. Bir işi, ya da gideceyi bir yer olduğunu sanki unutmuş, müziğin büyülü tılsımına kapılmış, bilinmezlere dalıp gitmiş gibi..

Yorgun, huzurlu, güleç yüzlü bir avukat, müziğin sesini duyunca, hükmedemediği zamandan kendisine özel olabilecek bir kaç saniye çalıp, üç gencin müziğini dinleyip ruhunu dinlendirmeye çalışıyor. Yaşadıklarını anımsarken aynı zaman skalasında, yaşayamadıklarını da yeniden gözden geçiriyor; akıp giden ömrün acısını yüreğine gizleyerek ama hiç bir pişmanlık duymayarak...

Müzik ve zaman iki gizemli bulmaca ki; daha çözebileni çıkmamış.

İstanbul'un yeraltı metrosu ile kainatın "Araf"ı sanki birbirlerine benziyorlar, yukarıdaki siyasetçiler aşağıdaki vatandaşın halini hiç görmüyorlar ama müzik ile kozmik akış, aynı zaman skalasında buluşturuyor birbirleriyle ilgisi olmayan, hiç tanışmamış beli kırık yolcuları; hem de iki keman, bir kontrbas eşliğinde.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük