Kelepirci 60
Ülkü ERAKALIN
Ülkü ERAKALIN

İnsan anılarla yaşar, gerisi yalan...

25 Haziran 2010 Cuma

Bu benim geçmiş yıllarda önce sözlerini yazıp,sonra da bestelediğim bir HİCAZ şarkım... Bu şarkım gibi en az elli bestem daha var,anılarımı gizlediğim, sır sandıkçığımda saklı... Pek çok şarkıma ilham kaynağı olan güftelerin hemen hemen yarısından fazlası,sevgili dostum ölümsüz AYSEL GÜREL'e ait...

Gerçek sevgi dünyasına göç etmeden önce; bana yazdığı mektuplarla bana armağan ettiği kalbimde mühürlü olan şarkılarımı müziklediğim zaman, piyanomun başına oturup ilk kez ona seslendirirdim... Sonra da müzik dosyama atardım,gönlümden akan sevgi dolu,billur tanesi notacıklarımı...

Ve Aysel ile zaman zaman bir araya geldiğimiz sohbetlerimizde,sorardı bana hep :

''- Nereye koydun o sevgi dolu aşk şarkılarını'' diye... Ben de :

''-Kalbime gömdüm'' derdim, gülüşürdük karşılıklı...Bazen de,şaka ile karışık kızardı bana :

''-Aman aman açma sakın müzik dolu sandığını kimselere'' derdi...

''-Açma da, hepsi zamanla naftalin koksunlar...''


 

ŞİMDİ HAK VERİYORUM AYSEL'E....

Şarkılarımı neden yıllar boyu naftalinli sandıklarda sakladım acaba?... Okumaları için; neden piyanomun başına oturup, dostlarıma dinletmedim acaba ?...

Sonra düşünüyorum...

En çok sevilen şarkımı  1992 yılında ZEKİ MÜREN okumuş, (Ayrıldık İşte) adlı son kasetinde... Ve ben O'nun sesiyle bu şarkımı; Zeki Müren'in ölüme giden dokuz günlük hikayesinde (Çığlık Çığlığa Bir Sevda) filmimde kullanmışım...

Bundan daha büyük bir mutluluk olabilir mi?... Şu halkaları birleşmiş zincire bakar mısınız ?.

Sözler : AYSEL GÜREL
Beste : ÜLKÜ ERAKALIN
Seslendiren  : ZEKİ MÜREN

Biraz şımarayım...

Şarkılarımı başka solistlerin okuması; bana değil, günümüzde şanlarını ve şöhretlerini kolay sürdürdükleri AZ solistlere kazandırır...

NEREDEN NEREYE ?...

İnsanların kalplerinde işlediği duygularını beyinlerle öpüştüren rengerenk kalemler, siz değerli okurların gönüllerine  çok ilginç konular akıtabilirler..

Bu haftaki yazım da aynen böyle oldu... Okuduğunuz bu yazımla daldan dala atlayıp,gönüllerden gönüllere  konmak istedim...Aslında nostalji yapmak istedim bu yazımla... Sizlerle İstanbul'un yüz yıl öncesinde bir yolculuk yapmak istedim...

BAKIN SİZE NEDENİNİ ANLATAYIM...
Geçen hafta okuduğum gazetelerin birinde, gözüme bir ölüm ilanı çarptı...

''İSTRATİ SABUNCAKİS'in vefatını, akraba ve dostlara teessürle bildiririz'' cümlesi ile başlıyordu bu ilan...Kimileri ilgilenmedi; kimi görmedi, kimileri de sayfasını çevirip abuk sabuk haberleri okumaya başladı..

Aslında bu ilan SABUNCAKİS'in değil; bu sene Avrupa Başkenti olarak kutladığımız  İstanbul'umuzun, geçmiş yüzyıllardan geriye kalmış son İstanbullulardan bir beyefendinin ölümüydü...

Çiçekçiydi Sabuncakis... İstanbul'da çiçek devrimini başlatan; o yüzyıllarda kalmış hanımefendilere, beyefendilere, mösyölere, madamlara ve matmazellere zerafet dersleri veren İstnbullu bir rum delikanlısıydı...

Ve neleri hatırlattı bana Sabuncakis...

Markizleri, Zahariyadisleri, foto Sabah'ları, foto  Stil'leri, Baylan'ı, Rus Lokantalarını, Ses ve Yıldız Dergilerinin kapak fotoğraflarını çeken ünlü Foto Baysal'ı, İpek, Melek, Yıldız, Şık, Taksim ve Emek Sinemalarımızı...Ses Operetimizi, Muammer Karaca Tiyatrosu'nu ve Maksim'i...


 

EVET, NEREDEN NEREYE ?...

Tüm bu saydıklarımın gerisinde; sadece isimleri yadigar, unutulmaya yüz tutmuş bir yığın harabe ve  EFSANE isimler kaldı..

Sabuncakis gibi... Safiye Ayla gibi...
Aysel Gürel gibi... Zeki Müren gibi...

Yooooo, ben kendimi sizlere kolay kolay yadigar bırakmaya niyetli değilim...

Zeki ve Aysel, beni yadigar bıraktılar sizlere...

Çünkü... Çünkü daha sizler için yapacak çok işim ve de yazacak çok yazım var...

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük