Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

İskenderiye kütüphanesi ve Hermetik mistizm

info@haberdukkani.com 28 Ocak 2010 Perşembe

Büyük İskender, M.Ö. 323 yılında (hocası Aristo'nun ölümünden bir yıl önce) öldüğünde, büyük imparatorluğu komutanları arasında bölüşülmüştü:
1) Yunanistan ve Makedonya, Antigonus'a kaldı. Başkenti Atina...
2) Asya toprakları Seleucus'a kaldı. Başkenti Antakya..
3) Mısır, Batlamyus'a kaldı. Başkenti İskenderiye..

İskender'in, adını verdiği İskenderiye kentini M.Ö. II. yüzyılın başlarında inşa etmişti. Kentin yapımı onun ölümünden sonra, I. Batlamyus döneminde tamamlanabilmişti. Batlamyus, ilim, kültür ve sanat enstitüsü olan İskenderiye Müzesi'ni kurmuştu. Burada 200 bini aşkın el yazması eserin, 50 bini nadir eserlerden oluşuyordu. Ünlü İskenderiye kütüphanesinde M.III ve IV. yüzyıllarda 700 bini aşkın eser olduğu bilinmektedir.

Dönemin bilim adamları İskenderiye müzesinde sürekli ikamet ederler, çalışmalarında araştırma ve incelemeler yapabilmeleri için de bütçeden para alırlardı.

İskenderiye enstitüsünün ilk hocaları Aristo'nun öğrencileriydi. Bunlar felsefeyi bir kenara bırakıp bilimsel araştırmalara yönelmişlerdi. Bu dönemde İskenderiyeli Yahudi Philon, Tevrat'ın sembolik yorumunu yaparak Yunan felsefesiyle harmanlamış ve Yunan kültürüne Yahudi inanç ve prensiplerinin ilk tohumlarını serpiştirmişti.

Osiris, antik Mısır dünyasında insanlığın geleceğinden sorumlu, Nil Deltasının tanrısıydı. Antik Yunan'da ise Zeus en büyük tanrıydı ve oğlu Hermes, yazının kaşifiydi.

Arap dünyasında ise Hermes'in Kur'an-ı Kerim'de zikredilen İdris peygamber olduğuna inanılıyordu. İdris peygamber, yazı, sanat, astroloji, tıp gibi ilimlerin atasıydı. Bu inanışlar, "Hermetizm"in doğmasına yol açtı.

Hermes'in tanrı adına konuştuğuna inanılırdı. Söylemleri "Hikmet Üçgeni" adlı bir kitapta toplanmıştı. Bu kitapta yer alan metinlerin vahiy yoluyla geldiğine inanılıyordu.

Çağdaş bilimciler bu kitapta yer alan bilgilerin M.S. II. Ve M.S. III. yüzyıla ait olduklarını kanıtladılar.

"Hikmet Üçgeni" İskenderiye'de Yunan hocalar ile Yunanca bilen "Kipti" hocalar tarafından kaleme alınmıştı.

İskenderiye'nin ünlü kütüphanesinin yakılmasına neden teşkil eden "Hikmet Üçgeni" ve Hermetizm öğretileriydi.

Hermetizm der ki:
"İnsan nefsi bir evdir. Ona eğer Allah yerleşmezse şeytan yerleşir."

Tarikat şeyhleri der ki:
"Şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır."

Hermetik mistizme göre; "İnsanın içindeki nefis ile Allah'ın birleşmesi tamam bulur.
Bu insanın yeniden doğuşudur. Bu dönüşüm sonrası, insan gözle görülemez, dokunmakla bilinemez, ölçülmesi ve tartılması olanaksızdır. O kendisinden başka hiçbir şey için idrak edilecek bir obje değildir. İnsan, bu mertebeye ulaştığında "gerçek varlığına" kavuşur. Artık onun nefsini Allah aydınlatmaktadır.

Hermetik mistizmin en belirgin özelliği din ile bilimi birbirinden ayırmamış bir düşünce olmasıydı.

Hermetizm'e göre; "Hiçbir tabiat yoktur ki, başka bir tabiatın çekim alanında olmasın. Hiçbir tabiat yoktur ki, başka bir tabiatı etkisi altında almasın. Ve hiçbir tabiat yoktur ki, başka bir tabiatın etkisi altında bulunmasın."

Medeniyet tarih galerisinde çıplak gözle görülen bilim ile dini inanışların birbirine karışması, insanın aklını berraklaştırmamış tam tersine karışıklığa yol açmıştır.

Hz. Muhammed, "Siz, dünyevi işlerinizi daha iyi bilirsiniz" derken, insanların evreni inceleyip öğrendiklerini Allah'ın varlığını kanıtlamak için delil olarak görmesini ve insanlığın yararları için kullanmasının gerektiğini işaret etmeye çalışmıştı.

Mısır, özellikle İskenderiye İslam öncesi ve sonrası dönemlerde Arap ve İslam dünyasında yaygın "tasavvufun" ana kaynağını oluşturur. Ve nedense İslami tarikat çevreleri bu türden tarihi ve bilimsel bulgular ile bilgiler üzerinde ahkam kesme cesaret ve bilgisinden yoksundurlar.

Tarihe "Talim Meclisi" olarak geçen bir grup İskenderiye'den (Hicri III. yüzyıl ortaları) Harran'a taşınmış olması gerçeği de İslamcı tarikat cemaatleri tarafından hiç gündeme getirilmeyen tabular arasında başköşede yer alır.

Neden mi?

Çünkü,tarikatçılık, şeyhlik gibi (Atatürk'ün yasakladığı) ne varsa; işte bu oluşumların Anadolu topraklarında temellenişinin tarihsel kilometre taşlarıdır bu tabular..

Kur'an-ı Kerim'de yer alan ayetler dışında; İslamcı tarikatlarca üzerinde hep söylene gelenler, toplumlar üzerinde baskı araçları ve göz bağları olarak kullanılan, içeriği Tevrat prensipleri ve söylemlerine dayalı "hadis"lerin kökleri hep bu tarihsel kilometre taşlarıyla apaçık belirginleşip billurlaşır.

Bu netlik, İslami tarikat şeyhleri ile onların cemaatlerinin hiç işine gelmez.

Çünkü, bu noktada sis kalkıp rant denizinin tükendiği görülecektir.

Bu nedenle İslami tarikat şeyhleri ile ileri gelenlerince bu konular tartışmaya açılmaz, tarihin verileri ışığında bilimin terazisine konamaz.

Bunu yapacak olsalar, ya da yapılmasına tahammül edebilseler, kendi kendilerini yok etmiş olurlar.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük