Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

İslâm nedir?

info@haberdukkani.com 29 Mayıs 2010 Cumartesi

- DAVET -

"Silim" ve "Selâm" köklerinden türeyen ve "Barış" anlamını içeren sözcüğün son şekli olan "İslâm" ise; barışın yerleştirilmesi anlamına gelir.

İslâm'ın kelime olarak taşıdığı anlamdan öte de bir din olarak taşıdığı "Haniflik" sıfatı vardır.

İnsanlık tarihinde yalnızca Allah'a iman eden, ondan başka İlâh tanımayan, O'nun yolunda dosdoğru devam edem kişilerin tabi oldukları din ve milletlerin "Hanif" olarat nitelendiğini görüyoruz.

"Ben, yüzümü dosdoğru olarak yeri ve gökleri yoktan var eden Allah'a yönelttim. Ben, -Allah'a- eş koşanlardan da değilim" (Ali İmran 67)

"İbrahim, ne bir Yahudi ne de bir Hıristiyan idi. O, bir Hanif ve Müslüman'dı -Allah'a- eş koşanlardan da değildi" (En'am 79)

"Yüzünü Allah'a teslim edip -çeviren- Din'de en doğrusunu yapmıştır ve O iyilikçidir. Hanif olarak -dosdoğru bir şekilde- İbrahim'in milletine tabi olmuştur. Allah'da İbrahim'i bir Halil -bir yandaş- olarak almıştır."

Allah yoldaşı İbrahim'in yolunda ancak dosdoğru yürümekle ve İslâm'ın kelime anlamına özdeş hareket etmekle Müslüman olma erdemine erebilen kişilerin tüm bunlardan önce insani özellikleri taşımaları da şarttır.

"Enis", "ins" köklerinden türeyen "İnsan" uysal, Allah'ın insanları yaratırken bedene üflediği ruhun safiyetini taşıyan, Allah'ın yerdeki gölgesi temsilcisi ve halifesi özelliğine uyum sağlayan anlamlarındadır.

"Rabb'in meleklere; Ben yeryüzünde bir Halife -temsilci- yaratıyorum dedi.

Melekler:

"Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan akıtacak birisini mi yaratıyorsun oysa biz sana tesbih ediyor - adını anıyor- seni kutsuyoruz," dediler.

Allah: "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim," dedi. (Bakara 30)

"Ey Adem, biz yeryüzünde seni Halife kıldık. İnsanlar arasında doğrulukla hükmet ve hevese uyma, uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırır, Allah'ın yolundan sapanlar için ise; hesap gününü unutanlardan dolayı şiddetli bir azap vardır" (Sad 26)

Ve dolayısıyla İslâm'ın temel ve birinci kaynağı olan Kur'an-ı Kerim'de de genel ve özel hitapların ezici çoğunluğunun "Ey insanlar" diye başladığını görürüz. İnsan sözcüğünün içeriğini ve özelliklerini tam olarak taşımak, Kar'an'da İslam'ın mesajına muhatap olmanın ilk ve en önemli koşuludur. Çünkü inanabilmek, ancak insan olabildikten sonra mümkün olabilmektedir. Bu yüzdendir ki, "Ey inananlar" hitabının Kur'an'da çok özel durumlarda kullanıldığı dikkat çeker.

Kendi yüceliğini yarattığı kainatta gösteren Allah, bu kainatı insanlara ibret alsınlar diye örnek olarak göstermekten de çekinmez. "Göklerin yerin yaratılmasında, gece ve gündüzün farklılaşmasında, insanlara yarar sağlamak için denizde gezen gemilerde -cisimlerde-, Allah'ın gökten suyu indirerek yeri öldükten sonra tekrar dirilterek onda -yerde- her türlü canlıyı yaymasında, .... akleden topluluklar için ayetler -ibretler- vardır" (Bakara 164)

Allah'ın özenerek yarattığı kainat kadar değer verdiği bir diğer varlık da insandır. Bir insan hayatına kıymak O'nun nazarında bütün insanları yok etmek kadar büyük suçtur. İnsan katletmekten çekinmeyen İsrail oğullarını uyararak onlara, "Bu yüzden İsrail oğullarına yazık ki, -dikte ettik ki- bir nefis karşılığında veya yeryüzünde bozgunculuk olmaksızın bir nefsi öldürmek bütün insanları öldürmek gibidir" (Maide 32)

Allah'ın insan katlindeki ihtarı yalnızca İsrail oğulları ile sınırlı değildir. Aynı ihtarın daha şiddetlisi İslâm'a inananlar için de geçerlidir. "Herkim ki, kasıtlı olarak bir mü'mini öldürürse cezası, içinde sonsuz kalacağı bir cehennemdir. Allah ona gazaplanmış, onu lanetlemiş ve onun için büyük bir azap hazırlamıştır" (Nisa 93)

Sırada Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için, zaruri ihtiyaçlar dışındaki herşeyi harcamaya kadar varacak bir yolculuğa çıkmak vardır.

"Sevdiklerinizi - size sevimli gelenlerden- harcamadıkça iyilik yapmış olmazsınız. Bir şey harcadığınızda da Allah onu bilir" (Ali İmran 92)

"Sana ne harcadıkları hakkında soruyorlar. De ki; ihtiyaçtan artık kalanları -harcasınlar-" (....) "O kişiler ki, iyi ve kötü günde harcama yaparlar, öfkelerini yutturabilirler, insanları hoşgörürler -onlar iyilikte bulunmuşlardır- Allah da iyilik yapanları sever" (Ali İmran 134)

Savaşın karşısında olan İslâm, barışa karşılık verilmesini emreder kuvvet kullanılmaktan çekinilmesini ister.

"Barışa kanat gerdikleri zaman sen de kanat ger ve Allah'a yaslan. O, iyi işiten ve iyi bilendir" (Enfal 61)

Tüm bunlar yapılırken yapılan tüm işler aklın ve izanın ekseninde yürümelidir, insan fıtratı dışına taşmamalıdır. Kur'an'daki hitapların çoğunda, yapılan yanlışlıkların temelinde hep akledememe etkeni aranır ve insanlara sık sık 'Hiç mi akledemezsiniz!', 'Hiç mi düşünemezsiniz!' gibi sitemlerde bulunulur.

"Kur'an'ı hiç mi akledemezler yoksa kalpleri üzerinde kilitler mi vardır" (Muhammed 24)

"Kitabı okuduğunuz halde insanlara iyiliği emrediyor ve kendinizi unutuyorsunuz. Hiç mi akledemezsiniz" (Bakara 44)

"Böylece Allah sizlere ayetlerini apaçık gösteriyor. Umulur ki, akledesiniz" (Bakara 242)

Akledip ve düşünenin çıkış noktası bilgi ve bilginin doğru olarak kullanılmasıdır. Halis bir imanla inandıktan sonra yapılan işlerde iyiliği temel almak ve bilgi doğrultusunda aklederek ve düşünerek hareket etmek şartı Kur'an ayetlerinin olmazsa olmaz şartlarından biridir. Bu açıdan bakıldığında da İslâm inancının İman, iyi Amel ve Bilgi üzerine oturtulduğunu görmek mümkündür.

"İman edip iyi amel işleyenleri müjdele onlar için altından nehirler akan cennetler vardır" (Bakara 25)

"İman edip iyi amel işleyenlere sonu olmayan karşılıklar vardır" (Fussilet 8)

Sacın üçüncü ayağı olarak sayabileceğimiz bilgi ise, zaten İslâm'ın ilk emridir . Peygamber'e gelen ilk mesajda kendi karakterini tamamlamış arınmak için Hira Mağarası'na kapanmış olan Hz. Muhammed'e Allah Taalâ okumasını emretmiştir.

"Yaratan Rabb'in adıyla oku. -O ki- insanı bir pıhtıdan yarattı. Oku, Rabb'in ihsan etti. Kalem ile öğretti. İnsana bilmediğini öğretti" (Alak 1-2-4-5)

Durum da böyle olunca tabi ki, bilen kişiler bilmeyenlerden aynı kefede tutulmayacaklardır:

"Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?"

"Hiç görmeyenle gören bir olur mu?" (En'am 50)

İnsan her konuda sadece Allah'a karşı sorumlu olduğunun bilincinde, bütün nimetlerin kendisine Allah tarafından ihsan edildiğinin farkındadır. Çünkü dünyayı yaratmış dünyadaki sütün nimetleri inanlara karşılıksız olarak sunmuştur. Ondan başka sahip -Rabb- ondan başka İlah yoktur, onun dışında bir nesne veya kişiye kulluk etmek ona eş koşmak anlamındadır.

"Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize soktu. Yıldızlar da onun emriyle hareket halindedirler. Bunda düşünen kavimler için ibret vardır" (Nahl 12)

"Bu sizin ümmetiniz tek bir ümmettir. Ve ben sizin Rabb'inizim. Bana ibadet edin" (Enbiya 92)

"Allah'dan başkasına ibadet etmeyesiniz. Ben sizin için acı günün azabından korkuyorum" (Hud 26)

"Allah kendisine eş koşulmasını affetmez. Bunun dışında istediğini affeder.

Her kim ki Allah'a eş koşarsa büyük bir gühan işlemiştir" (Nisa 48)

Dünya hayatında Allah'ın dışında sahipler edinip onları büyük gören, onların peşinden koşanların ahiret hayatında nasıl bir sonla karşılaşacaklarına dair bir örneğin Kur'an'da anlatılması, bu konunun ne denli önemli ve hassas olduğunu göstermeye yeter.

"Zalimlerin Rabb'lerinin önünde durduklarını görürsün. Bazısı bazısına laf yetiştirir. Ezilmişler büyüklenmişlere: 'Siz olmasaydınız biz iman etmiş olurduk' derler" (Sebe 31)

Allah'dan başkasına kulluğun olmadığı İslâm toplumunda kararlar da toplumun kendi hür iradesiyle alınır. Toplum kendi yöneticilerini kendisi güvendiği ve göreve layık gördüğü kişiler arasından seçer.

Allah, emanetleri ehline vermenizi emreder. (Nisa 58)

İnsanların birbirlerine iyiliğini emreder, kötülükten sakındırır.

"Sizden bir ümmet olsun ki, hayıra çağırsınlar, iyiliği emretsinler, kötülükten sakınsınlar. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir" (Ali İmran 104)

Toplumu iyi yönde yönetebildiği sürece yöneticiler yönetebilme hakkına sahiptirler. Bu ölçüdeki yöneticilere itaat Allah'a ve Onun Peygamberlerine itaat derecesinde önemlidir.

"Ey iman edenler Allah'a, Elçisine ve Emir Sahiplerine, yöneticilere itaat ediniz" (Nisa 59 )

Toplumun görüşü ve onayı alınmadan kamuyu ilgilendiren konularda yöneticilerin münferit davranmaları mümkün değildir.

"Onların kendi aralarında işleri istişareyledir" (Şura 38)

"Ey Peygamber işlerde onları istişare et" (Ali İmran 159.)

Toplum içinde alınacak kararlarda ölçü; kararların doğru ve adil olup olmamasıyla ölçülür.

"İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmediniz" (Nisa 58)

Temel ölçüler Allah tarafından kaba hatlarıyla belirtilmiştir. Aile hukuku ve miras gibi hayatta değişmez olan konular dışında hükümlerde fazla bir detaya rastlanmaz. Detay hükümler toplumun danışması eşliğinde, Kur'an'ın ve fıtratın temel esprileri dahilinde koyulur.

Bu detaylar değiştirilebilir, yeniden düzenlenebilir; değişik zaman ve mekânları bağlayıcı değildir. Çoğunluk yanılabilir. Çoğunluk toplumun kaderini belirlemede söz sahibi değildir. Çoğunluk kararlarında da temel çerçevenin dışına çıkmama gibi bir kayıt ve şart vardır.

İslâm budur.

Bunun dışına çıkmış ve çıkan anlayış ve değerler; İslâm tarihinde yaşanmış olayların ve fikir ayrılıklarının etkisinde gelişmiş İslâm'ın kendisini değil, İslâm'ın kültürünü bağlayan düşüncelerdir.

İnsanları bağlayan sorumluluklar Allah'ın Kur'an'ında zikredilen emirlere karşı gelmekten doğan sorumluluklardır. İnsanları bağlayıcı hükümler koyup onu Allah'a isnat etmek Allah'a yalan yere iftira etmek anlamına gelir.

"Bak, Allah'a nasıl yalan yere iftira ediyorlar. Bu -onlar için- büyük günah olarak yeter" (Nisa 50)

Din kültürünü dinin önüne çıkartmak, şahsi çıkarları toplumun çıkarlarının üstünde tutmak, dini bir inanç şekli değil, bir tarz haline getirmek, insanları etki altında tutmak; dini ucuza satmak, metalaştırmaktır.

"Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra bu Allah'ın yanındandır diyerek onu ucuza satın almaya kalkışanlara yazıklar olsun" (Bakara 79)

"Yüzünü Hanif olarak -dosdoğru olarak- dine yönelt. O fıtrat ki, insanları Allah o fıtratta fıtratlandırdı. Allah''n yaratışında değişiklik olmaz. Bu din metin dinidir. Fakat insanların çoğu bilmezler" (Rum 30)

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük