Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Kalbiniz, duygularınız ve ruhunuz

info@haberdukkani.com 04 Eylül 2010 Cumartesi

Adına ömür denilen ve bir nefes kadar kısacık olan zaman dilimi hızla akıp giderken;

çocuksu yüzünüzde beliren hatlar kırışıklığa dönüşürken,

mevsim kışa girerken,

ruhunuz garip bir ürpertinin ardından üşümeye başladığında,

ne yazık ki; önünüzde aralanan kapı cennetin değil, cehennemin kapısıdır.

Yıllarca oluşturabilmeyi düşleyip oluşumunu kurguladığınız aileniz, yakınlarınız, dostlarınız, canınızdan bile daha çok sevdikleriniz yavaş yavaş önemini yitirmeye başlamıştır... Çünkü; artık bilincine erdiğiniz gerçekler dimdik karşınızda duruyorlardır.

Gerçekler:

Akıp giden zamanla birlikte heba ettiğiniz üç mevsim boyunca, sevdikleriniz uğruna olağanüstü özverili çabalarınızın size elektrik, yol, su, hastane, okul olarak geri dönmeyeceği artık kafanıza dank etmeye başlamıştır..

Bundan başkaca;

ömrünüzün en güzel yıllarını mutsuzluk içinde mutluluk oyunu oynamanın ruhunuzu nasıl paramparça ettiğinin sessiz tanığı yalnızca öz benliğiniz olmuştur..

Mutlu bir yaşam sürdürmek yerine mutsuzluk krampları içinde sürdürülen zoraki bir hayatın insanın kendi ruhuna ihanet etmesi olduğunu anlayacak olgunluğa erişebilmek için;

mutlaka mevsimin sonbaharın ardından kışa dönmesi gerekir!

Mevsim bir kez kışa girmesin,

duygular üşüyüp büzüşüp kaskatı kesilirken

yaşam fincandaki tükenmiş kahvenin telve tadına bürünür,

üç mevsim sımsıcak duygu ve heyecanlara iyice alışmış olan insan ruhu birden bire ayazda kalmanın şokuna girer..

Geriye bakıldığında anlamsızlıkla yüklü bir yaşam vardır; ileriye bakıldığında ise geriye bırakılacak güzel bir öykünün bile olmayışı insan ruhuna kahredici son darbeyi vurur.

Tüm bir yaşamı heba etmiş olanlar bile, son dakika golünü atmayı başarıp kendilerinden geriye kalanlara fırtınalı bir öykü armağan edebilmenin kıvancı ile son dem sarhoşluğunun tadını çıkartabilmişlerdir...

Bugün mevsim kış, herkes üşüyor, koşuşturarak sıcak olduğuna inandıkları bir yerlere ulaşmaya çalışıyorlar! Elbette ki; üşüyen bedenlerini ısıtabilmeleri mümkün. Peki ya ruhları! Pek çoğunun ruhları sımsıcak bir ateşin karşısında, gün boyu soğuktan donmuş bedenlerini ısıtmış ve biraz da rehavete ulaşabilmişken, iç dünyalarında ruhları gizli bir titremeyle can çekişmeyi sürdürmektedir.

Ben, kendimi bildim bileli kışın çok üşüdüğümden zorunlu kalmadıkça sokağa çıkmak istememiş, ateşin yanına sokulmayı yeğlemişimdir. Soğuk kış gecelerinde şöyle güldür güldür yanan, biraz da kora kesmiş bir sobanın yanında patlamış mısır veya kızartılmış kestane yemeyi kim istemez ki.. Böyle anlar insanların yaşamla biraz olsun "ayar" olabildikleri kısacık zaman dilimleri değil midir?.. Eğer yaşamınızı kerkenezce tüketmediyseniz, ruhunuz gizli bir titreme nöbeti ile tirtir titremez böyle zamanlarda... Benim ruhum ise; Ağustos sıcağında da dondurucu kış ayazlarında da hep gizli bir titreme ile üşümüştür. Elden ne gelir!..

Peki ya siz, sizin de ruhunuz ateşin karşısında gizli bir titreme ile üşür mü?

Yoksa siz, aynaya bakacak cesaretten yoksun olanlardan mısınız?..

Doktorlar bugüne değin insan ruhuna neşter atıp içindekileri dışa döktürmeyi başarabildilerse de insan ruhunu tedavi etmeyi başarabilmiş değiller. Engizisyonun ünlü papazları bile onca işkenceler ve diri diri yakmalara karşın; insan ruhunu kurtarmayı başaramadılar..

İnsanoğlu öyle bir canlı varlıktır ki; ruhunu yaratmaya muktedir değilse de özlemleri karşılığında şeytana satmakta özgürdür...

Özlemler ve düşler adına ruhlarını şeytana satışa sunanlar ile ruhunu özgür iradesine teslim edenler arasındaki tek fark huzurdan ibarettir. Ruhunu şeytana satışa sunanlar "mutlu" olsalar bile bu bitimsiz olmadığı gibi, hiçbir zaman "huzur"un iç ferahlatan ılık meltemlerini duyumsayamazlar.. Şeytana teslim ettikleri ruhları hep fırtınaları yaşar...

Ilık meltem rüzgarlarına özellikle soğuk kış mevsimlerinde özlem duyulmasının bir nedeni olsa gerek..

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük