Kelepirci 60
Ali HASDEMİR
Ali HASDEMİR

Kendi kendini kerten-kele, kendi kendisini tüketirken Türkiye

alihasdemir@haberdukkani.com 25 Haziran 2011 Cumartesi

O denli gerilere  gitmeyin,  çok değil 20 - 25 yıl öncesine kadar "kendi kendine yeten" bir ülkeydi Türkiye, içte ve dışta böyle tanımlanırdı..

Şimdilerde ise "kendi kendini kerten_kele.."

Mahir yaban ellerde eğilip büküldü, ehh o mod'a getirildi..

Türkiye'de, son dönemde gerçekleşen aşırı tüketime (üretmeden tüketme tarzına) yankee'nin New York Times Gazetesi bile sonunda dikkat çekti..

Hani "yok böyle bir ülke örneği.."  bâbında yazıyor da yazıyor hazret..

Kategori dışı bir ülke konumumuzu bir kez daha tescillenmiş kılıyor..

NYT Gazetesi, bankaların da desteğini ve bu tüketimi bizzat finanse ettiğini unutmadı ve vurguladı yazısında..

Sonunun kökeninde ise güçlü gözüken şişik bilançoların ve düşük faizin körüklediği yüksek iç talep olduğuna da parmak bastı gazete..

Vee..  Tüketimi ve daha çok tüketimi teşvik eden bankaların yüzde kaçı yerli ve devlet malıdır bu önemli ayrıntıyı ise bir güzel "ess" geçerek veriyor, belki de otosansürlüyor bu haber yorumu yalnız..  Bu da bir başka ilginç noktadır.!!

Türkiye'de, bir süredir tüketici kredilerinin artarak büyümesi ve iç talepte süren canlılıktı gazetenin ilgisini çeken şey..

"Türkiye yine serbestçe harcıyor"  şeklinde bir üslup kullanıyor..

Elin oğlunun, o eli öpülesi atalarımızın, o güzelim Türkçe'mizle "bol keseden harcamak" deyimini blmemesi kadar doğal bir şey olabilir mi?  Bilse, yazının başlığıni da öyle atardı..

Serbestçe harcanan, savrulan paralar nedeniyle bazı ekonomi analistlerinin kaygılı olduğunu da eklemeyi ihmal etmedi yazısına..

Yazının anal ekseni ise bir uyarı özelliği mi taşıyordu ne?

"Zenginlerin lüks tüketimi dolu dizgin.." tanımlaması neye işaret eder acep?

Çünkü yazıyı kaleme alan elemana göre BMW ve Audi gibi lüks otomobilleri için taleplerin yoğun olduğunu ve imalatçı şirketlerin vergi sonrası fiyatlarının iki katı olan 150 bin dolar fiyat için 4 ay beklemeye razı olduklarını da ifade etti..

Haklı değil mi adam, savurganlığa bu denli meraklı, böyle söğüşe hazır durumda bekleyen başka ulus tüketicisi var mı?

Arazilere de anormal düzeyde fiyatlar biçildiğini, (eleman, taşı toprağı altın deyimini de duymamış anlaşılan)  bu nedenle bankacıların verdikleri tüketici kredilerindeki patlamanın GSYH'nın (gayri safi yurtiçi hasıla)  yüzde 8'ine ulaşacağını ve bunun câri açıkta kaygı verici bir genişlemeyi körüklediğini belirtti.

Kapalizmin göbeğinde yaşayan birileri açısından, işte durum böyleyken böyle..

Yazamadıklarına, konunun gerçek bam teline dokunmaya çalışacak olursak;

Be gazeteci elemancık, bu bizzat sizin tüm dünyaya uzun yıllardır pompaladığınız kahrolası vahşi sistem değil mi?  Bunun için değil midir bitmez tükenmez kavganız şu tüm dünyaya karşı?

Kültür emperyalizmi pek yaman şey.. Bizden önceki kuşaklarımıza, dev sinema endüstrisi Hollywood aracılığıyla enjekte edilen Amerika kıtasının gerçek sahipleri ve evrenin en büyük çevre dostları Kızılderililerin ilkel ve vahşi kabileler olduğu konusu işlenerek, kafa derisi yüzmekten zevk aldığı palavralarına inandırarak katliamlarınıza kılıf uydurduğunuz yetmediği gibi, biz ve bizden sonraki kuşaklara da lüks yaşam ve tüketimi, yine filmlerinizle enjekte ettiniz yankee..  Köklü değer yargılarımızı değiştirmek adına aklınıza her geleni uyguladınız bu topluma..

Unutmayın ki, şu anda bile bunu yapıyorsunuz..

Sizin uzunca bir süredir yaymaya çalıştığınız yeni dinizin adı "alış-veriş" değil midir?

Ve yine abartılmış, cilâlanmış markalarınızla tüm dünyaya yaydığınız o yeni tapınaklarınız AVM'ler değil midir? Hani sayıları milyonları bulan, her semte 2'şer 3'er dikilen o dev  mâbetler, hep sizin daha müreffeh yaşamanız, lüks ve ihtişam içinde yüzebilmeniz için değil midir?

Sanırım, sen bizi hepten alık yerine koymakta ve keklemektesin, soluk benizli  birader..!!

Ve bizim gibi az gelişmiş ülkelerin az gelişmişlik arzeden işadamlarının sendikasız, sosyal güvencesiz, ucuz işçiliğe, kalitesi tartışma konusu üretime de sırtını dayayarak çok kâr etmesidir, zahmetsiz ve neredeyse vergisiz bol kazançlar elde etmesidir asıl, o kökende yatan dediğiniz şey..

Siz dikensiz gül bahçesi görmediniz ise burada, bizden görün..

Hiç de boşuna değildi, İstanbul'da görev yapan bir İngiliz meslektaşın,  bir lüks otelin lobisinde yeni bir anlaşmayı kutlayan ve davetteki yemekleri kapışan sonra da doldurduğu dev tabağın 3'te 2'sini kenara çöp niyetine koyan sermaye temsilcilerini gösterip de "siz öncelikle zenginlerinizin cebini değil, gözünü doyurun" demesi..  (eminim ki, sonradan pişman da olmuştur, boşluğuna geldi de bu yalın analiz cümlesini kaçırıverdi ağzından)

En ziyade şunu iyi anlamıştım o geceki davetin ardından;

Bizi, bizden daha iyi tanıdığınızı..

Esen kalınız..

  • DİĞER YAZILARI
LAPİS