Kelepirci 60
Ali HASDEMİR
Ali HASDEMİR

Kendisini tüketen Türkiye

alihasdemir@haberdukkani.com 11 Mayıs 2011 Çarsamba

O denli gerilere  gitmeyin,  çok değil 20 - 25 yıl öncesine kadar "kendi kendine yeten" bir ülkeydi Türkiye, içte ve dışta böyle tanımlanırdı..

Şimdilerde ise "kendi kendini kerten_kele.."

Mahir yaban ellerde eğilip büküldü, ehh o mod'a getirildi..

Türkiye'de, son dönemde gerçekleşen aşırı tüketime (üretmeden tüketme tarzına) yankee'nin  'New York Times' Gazetesi bile sonunda dikkat çekti..

Hani "yok böyle bir ülke örneği.."  bâbında, yazıyor da yazıyor hazret..

Kategori dışı bir ülke konumumuzu bir kez daha tescillenmiş kılıyor. böylece.

Eee ne yapalım?  Sizin vahşi kapitalizmin taklidi de bu kadar olabiliyor işte..

NYT Gazetesi muharriri, bu tabloya bankaların da desteğini ve bu tüketimi bizzat finanse ettiğini unutmadı ve vurguladı yazısında..

Sorunun kökeninde ise güçlü gözüken şişik bilançoların ve düşük faizin körüklediği yüksek iç talep olduğuna da parmak basmaktaydı gazete..

Tüketimi ve daha çok tüketimi teşvik eden bankaların yüzde kaçı yerli ve devlet malıdır bu önemli ayrıntıyı ise bir güzel "ess" geçerek veriyor, belki de otosansürlüyor bu haber yorumu yalnız..

Bu da bir başka ilginç noktadır.!!

Türkiye'de, bir süredir tüketici kredilerinin artarak büyümesi ve iç talepte süren canlılıktı gazetenin ilgisini çeken şey..

"Türkiye yine serbestçe harcıyor"  şeklinde bir üslup kullanıyordu.

Eee, elin oğlunun, eli öpülesi atalarımızın,  güzelim Türkçe'mizle "bol keseden harcamak" deyimini bilmemesi kadar doğal bir şey olabilir miydi?

Hoş, bilseydi, yazının başlığını da öyle atardı zaten..

Serbestçe harcanan, savrulan paralar nedeniyle bazı ekonomi analistlerinin kaygılı olduğunu da eklemeyi ihmal etmiyor eleman yazısında..

Yazının anal ekseni ise önemli bir noktada, uyarı özelliği mi taşıyordu ne?

"Zenginlerin lüks tüketimi dolu dizgin.."  tanımlaması neye işaret eder acep?

Çünkü yazıyı kaleme alan elemana göre;  'BMW' ve 'Audi' gibi lüks otomobilleri için taleplerin yoğun olduğunu ve imalatçı şirketlerin vergi sonrası fiyatlarının iki katı olan 150 bin dolar fiyat için 4 ay beklemeye razı olduklarını da ifade etti..

Haklı değil mi şimdi adamcağız, savurganlığa bu denli meraklı, böyle söğüşlenmeye hazır durumda bekleyen bir başka ulusun tüketicisi mevcut mudur, var mı böyle bir şey?

Bu lüks otomobiller için sıra bekleyenlerin, vakti zamanında Koççç gibi yerli ağaların ürettiği, tenekeden 4 teker üstünde seyahat ettiklerinden adım kadar eminim üstelik..

Arazilere de anormal düzeyde fiyatlar biçildiğini, (eleman, taşı toprağı altın deyimini de duymamış anlaşılan)  bu nedenle bankacıların verdikleri tüketici kredilerindeki patlamanın GSYH'nın (gayri safi yurtiçi hasıla)  yüzde 8'ine ulaşacağını ve bunun câri açıkta kaygı verici bir genişlemeyi körüklediğini belirtti.

Vahşi kapitalizmin merkezindeki, göbeğinde yaşayan birileri açısından, işte durum böyleyken böyle..

Yazamadıklarına değinecek, asıl konunun gerçek bam teline dokunmaya çalışacak olursak;

Bre gazeteci elemancık, bu bizzat sizin tüm dünyaya uzun yıllardır pompaladığınız kahrolası vahşi sistemin ta kendisi değil midir?

Bunun için değil midir şu bitmez tükenmez kavganız tüm dünyaya karşı?

*

Şu kültür emperyalizmi pek yaman şey..

Bizden önceki kuşaklarımıza, dev sinema endüstrisi Hollywood aracılığıyla enjekte edilen Amerika kıtasının gerçek sahipleri ve evrenin en büyük çevre dostları Kızılderililerin ilkel ve vahşi kabileler olduğu konusu işlenerek, kafa derisi yüzmekten zevk aldığı palavralarına inandırarak katliamlarınıza kılıf uydurduğunuz yetmediği gibi, biz ve bizden sonraki kuşaklara da lüks yaşam ve tüketimi, yine filmlerinizle enjekte ettiniz, be  yankee..

Köklü değer yargılarımızı değiştirmek adına aklınıza her geleni uyguladınız bu topluma..
Unutmayın ki, şu anda bile bunu yapıyorsunuz..

Sizin uzunca bir süredir yaymaya çalıştığınız yeni dininizin adı "alış-veriş" değil mi?

Ve yine abartılmış, cilâlanmış markalarınızla tüm dünyaya yaydığınız o yeni tapınaklarınız AVM'ler değil midir ki?

Hani, eni konu sayıları milyonları bulan ve her semtte 2'şer, 3'er dikilen o dev  mâbetler, hep sizin daha müreffeh yaşamanız, lüks ve ihtişam içinde yüzebilmeniz için değil midir?

Sanırım, sen bizi hepten alık yerine koymakta ve acayip keklemektesin, soluk benizli  birader..!!

Ve bizim gibi  gelişmesi engellenmiş ülkelerin az gelişmişlik arzeden işadamlarının sendikasız, sosyal güvencesiz, ucuz işçiliğe, bayağı bir tartışma konusu olan kalite sorunlu üretime de sırtını dayayarak çok kâr etmesi değil midir sanırsın? Zahmetsiz ve neredeyse vergisiz bol kazançlar elde etmesidir asıl, o kökende yatan dediğiniz şey..

Siz dikensiz gül bahçesi görmediniz ise gelin de burada, bizden görün..

Hiç de boşuna değildi, İstanbul'da görev yapan bir İngiliz meslektaş,  bir lüks otelin lobisinde yeni bir anlaşmayı kutlamak üzere verilen davetteki yemekleri âdeta kapışan sonra da doldurduğu dev tabağın 3'te 2'sini kenara çöp niyetine itip koyan sermaye temsilcilerini süzerek gösterip de  "Ali, siz zenginlerinizin cebini falan değil, öncelikli olarak gözünü doyurun" demesi.. 
(eminim ki, sonradan pişman da olmuştur hazret, bir boşluğuna geldi de bu yalın analiz cümlesini kaçırıverdi ağzından..)

En ziyade şunu iyi anlamıştım, o geceki davetin ardından yabancı;

Bizi, bizden daha iyi tanıdığınızı..

Esen kalınız..

  • DİĞER YAZILARI