Kelepirci 60
İsmail AŞÇIOĞLU
İsmail AŞÇIOĞLU

Keyif üstüne keyif yaşamak ister misiniz..

10 Mayıs 2014 Cumartesi

İngiltere'de, 1215 yılında "Magna Carta" ile kurulan siyasi düzen tarihteki ilk meşruti monarşi rejimi olarak anılır. Fransa'da 1830 Devrimi'nden sonra kurulan Anayasal Monarşi, cumhuriyet ile mutlak monarşi arasında bir "orta yol" olarak benimsenmiştir.

Osmanlı Devleti'nde anayasa "Kanuni Esasi"  ve parlamenter rejim "Meclis-i Mebusan" tartışmaları 1830'larda başlayıp 1860'larda yoğunlaşmış ve nihayet 23. Aralık. 1876'da Meşrutiyet ilân edilmiştir. 1878'de II. Abdülhamit tarafından, 93 Harbi'ne neden olduğu için Meclis kapatılmış ve Anayasa'nın bazı bölümleri askıya alınmış ise de teorik olarak Meşrutiyetin devam ettiği kabul edilmiştir.

24. Temmuz. 1908'de gerçekleşen ihtilâl ile Kanun-ı Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması, II.Meşrutiyet döneminin başlangıcı sayıldı ve akabinde Abdülhamitin tahtan indirilmesi ile sonuçlandı..

Bu ihtilâl halkın dinamiği ile değil o gün Osmanlı coğrafyasında yaşayan Rum, Ermeni, Suryani, Hıristiyan  azınlıklar ile Yahudi siyonizminin dünya plânları doğrultusunda "kışkırtılıp" ileri dönemlerde bütün halkı ve gençliği cephelere sürülecek olan olan Müslüman ahalisi için, tam bir kıyım ile sonuçlanmış ve aynı plânlar doğrultusunda 3 imparatorluk batırılmıştır.

Bütün bunlar neden yapıldı?

Özgürlük için (!)

Özgür olmayan kimlerdi?

Osmanlı himayesinde yaşayan özellikle Hıristiyan azınlıklardı bunların "Hürriyet" nidaları hiç kesilmedi. Çünkü bu milletin gerçek evlâtları Müslümanların kendilerine dinlerinin kazandırdığı kadercilik ve büyüklerine duydukları itaat duyguları hiç ihanete dönüşmemiştir.  Padişah ve devlet o nesillerin kutsal varlığıydı. Bu nedenle Anadolu topraklarında gerçek anlamda hiç bir zaman Müslüman halk ayaklanması olmamıştır..

Osmanlı'daki isyanlara dikkat edin, tamamı osmanlı'da ticaretin güçlü olduğu iller ile azınlıkların yoğun ve ekonomisini taşıdığı şehir ve bölgelerde  çıkmıştır..

Kendi halkının bile zülme uğramasına sebep olmuş Ermeni çetelerinin kışkırtmasından hiç bahsedilmemiş. Tamamen Ermeni gözüyle kaleme alınmış sözde mazlum senaryosudur "Ermeni tehçhir"i..  "Ermeniler düzgünce yerinde otururken Türkler geldi ve binlercesini katletti" biçiminde ifade edebileceğimiz bir algı oluşturulmaya uğraşılıyor dünya arenasında.. Geleneksel Diyaspora, mazlum rolünün oynandığı bir film senaryosunun çeşitli versiyonlarını sürekli ve sistematik bir biçimde dünya insanlığının vizyonuna sunmaktadır. Ama tarihin değil.. Bunu başaramıyorlar.

Tek kelimeyle sistematik mazlum rolü oynayıp zulmetme, iftirayı yöntem olarak belirleyip intikan alma girişimlerinin tümü tarihi belgelerden oluşan gerçeğin duvarlarını aşamıyor.

Dedesi, babası ve oğlu savaş cephelerinde olan halkın, Anadolu toprakları üzerinde zulüm ve katliamı gerçekleştirenler,  dul, yetim Müslüman komşularını gece baskınlarıyla katledenler Ermeniler değil miydi?..

Ermeni gönüllülerin, Sarıkamış'ta, Zeytun, Kilikya'daki kahramanlıkları, en muteber "Kahraman Armen"in kitaplarında (Boston 1918) ve Paris Konferansına Şubat 1919 da verilen Resmi Muhtıra'da anlatılmıştır. Osmanlı, sabretmiş fakat Nisan 1915'de, Van şehri alınıp 120.000 Müslüman'dan geriye yalnız 1.500 kişi kalınca ve şehir Rus Generale teslim edilince bardak taşmıştır. Çünkü Çanakkale'de "hayatta kalabilme savaşı" verilirken. Askerler,  isyan, sabotaj ve vur-kaçlarla meşgul ediliyordu.

Bugün de yine aynı sloganlarla "özgürlük"ve "hak" diye, diye, meydanlara dökülenler maalesef ve ne acıdır ki, yine  geçmişteki senaryoların ağlarına takılmaktadırlar. Hürriyet, diye, diye Osmanlı İmparatorluğu'nu yiyip bitirdikleri gibi, bugün de Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığına ve toprak bütünlüğüne göz dikmiş durumdalar. Ermeni, Rum ve Yahudi güç odakları kendilerine kutsal saydıkları bu toprakları, tıpkı Yugoslavya örneğinde yaşandığı gibi parçalayarak yeniden ele geçirebilmek için çok ciddi uğraş vermektedirler.

Yurtta sulh, cihanda barış presibimize karşın ne yazık ki, "Kurtuluş Savaşı" bitmiş değil, Biz bitirdik ama onlar bitirmiyorlar. Türk milletine karşı 100 yıldır sürdürülmekte olan "soğuk savaş"oldukça sinsi ve kurnazca her türlü hilye ile derinden devam ediyor. Bu gizli ve derin savaşın son hedefi makro model Anadolu'ya hapsedilmiş bir Türk devleti haritasını geçekleştirebilmektir.

Şimdi lütfen bir kez daha düşünelim: Sizin evrensel anlamda arzuladığınız son derece masum ve haklı bir talep olan "özgürlük,"modern bir dünyada insanca bir yaşam dileğiniz, üzerinde var olabildiğiniz ülkenin parçalanması olamaz. Hiçbir vatandaşımızın böyle bir dileği olamaz. Ancak, haklı özlemlerden yola çıkılarak dile getirilen talepler ve toplumsal tepkiler, "soğuk savaş"ın argümanları olarak kullanılıyorsa.. Buna izin verecek misiniz, göz yumacak mısınız?

1876'da "Hürriyet" bugün ise "Özgürlük" sloganıyla ile hep meydanlarda olmadık mı?
Bizi meydanlara döken faktör yalnızca özgürlük mü, yoksa sinsi istismar mı???

Tarih sayfalarında yer aldığı gibi, masum taleplerle yola çıkanlar, milyonlarca insanımızın ölmesine, 3 koca imparatorluğun batmasına ve Osmanlı'nın da mevcut Türkiye sınırları ile ufaltılmış bir modelde yaşam savaşı veriyor olmasının sorumluları olup milletin vebalini de yüklendiler.

Şimdi bu ülkenin bir eli yağda, bir el balda, yaşamış sermayesini, sanatını, ticaretini yönetmiş, nimetlerini yemiş, zengin burjuvasını oluşturmuş, hainleri ile aynı misyonu yüklenmiş torunlarına bir fıkram var bunu iyice dinlemelerini önenirim..

Adamın biri bir seyahat esnasında bir otele yerleşir. Gece kapısı çalınır, kalkıp kapıyı açar, karsısındaki adam bir isteği olup olmadığını sorar ve akabinde keyif yapmak ister misiniz? der.. Bizimki konuyu anla, "Olur" der, kapıya gelen adam gider. Biraz sonra kapı yeniden çalınır. Kapıyı açınca son derece güzel, alımlı, şuh bir bayanla karşılaşır. Bayan, keyif için geldiğini söyleyerek içeri girer. Güzel bir gece sonunda adam çok mutlu olur..

Ertesi akşam aynı adam tekrar kapıda peydah olur. Adam bu sefer, "Efendim acaba bu gece keyif üstüne keyif yapmak ister misiniz?" diye, sorar. Bizimki bir an duraklar, içinden: "Dün gece çok güzel bir keyif yaşadım, herhalde keyif üstüne keyif çok daha güzeldir" diye, düşünür ve adamın önerisini kabul eder. Çok geçmeden kapısı çalınır, güzel bir kadın içeriye girer. Kadınla halvet olup kendisinden geçtiğinde odanın kapısı usulca aralanır, loş odaya boylu, poslu, iri yapılı bir adam süzülüp bizimkini kucaklar, neye uğradığını şaşıran adam, "Sen de kimsin, ne işin var senin burada?" diye, sorar. İri yapılı adam gayet sakin, "Efendim size keyif üstüne keyif yaşatmaya geldim" diye, yanıtlar.

Şimdi farkında olmalısınız ki, bu millet uyanıyor; Boğaziçi'ndeki yalıların sahipleri Anadolu insanları olmaya Artık bu milletin evlatları sanayici oldular. İşadamı olarak bilinenlerin günümüzde en iyi yaptıkları şey yasal ve gayri yasal tefecilik. Zaten yüz yıllardır en iyi yaptıkları iş budur. İslâm faizi haram kılar, tefeciliği yasaklar. Eğer İslam dini bunu yasaklamamış olsaydı, Müslümanlar tefecilik yapabilseydiler bu beceriksiz zevat aç kalır, sürünürdü.



Sadece Şişli ilçesi yasal ve gayrı yasal 350 tefeciyi barındırıyor. İstanbul'un Şişli ilçesinde bulunan factoring firmalarının sahipleri Ermeni ve Yahudi.. Osmanlı İmparatorluk döneminde de Galata bankerleri çok ünlüydüler ve Osmanlı'yı borç bataklığına gömmüşlerdi.

Mesele şu ki, 500 yıl İstanbul Boğazı ile Prens Adalarında zenginlik ve ihtişam içinde keyif sürdürdüler, Anadolu'nun has evlatlarını kendilerine hizmetçi yaptılar.

Bence bu millet iyice uyanıp kendine gelmeden keyif yapmaya devam edin, eğer uyanırlarsa -ki, bu yönde ciddi emareler var- bundan sora Anadolu toprakları üzerinde keyif üstüne keyif yaşarsınız, kusura bakmayın ama benden söylemesi..

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük