CUMHUİYET 97 YAŞINDA
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Kırık dökük dostluklar ve çatlak duvarlar...

info@haberdukkani.com 30 Mayıs 2010 Pazar

Dünyaya geldiğimi algıladığımda, çevremde benim dışımda başkalarının da olduğunun farkına vardım. Ve onları öylesine çok sevdim ki.. Hepsine öylesine alıştım ki.. İçlerinde ilk tanıdığım annem oldu.. Benim gibi bir varlık, benim gibi bir canlıydı. Beni doğuran annemi öylesine çok sevdim ve ona öylesine bağlandım ki.. Bağlanışımın nedeni, yalnızca karnında dokuz ay taşıması, süt vermiş olması değildi hiç kuşkusuz ki.. Onu çok seviyordum çünkü; O tıpkı benim gibi bir varlıktı, yani insandı.

Annemi sevip bağlandığım gibi akrabalarımı da sevip bağlanmıştım. Arkadaşlarımı da öylesine sevmiş ve bağlanmıştım ki... Onlar olmadan ben, bir hiç olup çıkıyordum. Sonraları başkalarının da bu dünyada yaşamakta olduklarını ve onların da tıpkı benim gibi birer insan olduklarını anlayıp onları da; tıpkı annemi sevdiğim kadar sevip, hepsine bağlandım.

Ne zaman yalnız kalacak olsam içim kararır, yaşamın tadı kaçar ve kendimi dar atardım sokaklara.. İnsanların arasına karışır, hiç tanımadığım o insan selleri arasında kendimi yalnızlığımdan kurtarıp birden bire mutlu oluverirdim. İnsan olduğumu duyumsar, çevremde akıp giden, yüzlerini bir daha görebilme şansımın hiç olmadığı insanlarla birlikte olabilmenin tadını çıkartırdım. Ne yalnızlık sıkıntısı kalırdı yüreğimde, ne de bir gam... İçimde güneş çiçekleri açar, yaşama sevinciyle dolup taşardım. Bildiğim; benden başkalarının da  varlığıydı. Benim onların arasında oluşumdu. Ve bir de; hepsinin tıpkı benim gibi insan olduklarını bilirdim.

Çok sonraları, benim gibi olduklarını sandığım insanların aslında bana hiç de benzemediklerini, her birinin bambaşka varlıklar olduklarını anlamaya başladım. Bu gerçek; iç dünyamda fırtınalar kopmasına neden oldu. O fırtınalarla üşüdüm, içim titredi ve kendimi çok korumasız, çok yalnız hissettim. Onca fırtınaya ve soğuk esintiye dayanmak çok güçtü. İnsan sandığım varlıkların fırtınaları öylesine sert rüzgarlardı ki; karşı koyamıyor, direnemiyor, onların soğuk, sert esintileri önünde kuru bir yaprak misali oradan oraya savruluyordum. Her insan sandığımın bir başka rüzgarı vardı! Ve hepsinin rüzgarı da; ayrı bir stratejik esintiyle üzerime üzerime gelip, dondurucu soğuklarıyla ruhumu üşütüp hastalanmama neden oluyor, daha da beteri kanımı donduruyordu! Ne yapacağımı şaşırmış kalmıştım, ne zaman ve ne yönden esecekleri hiç belli olmuyordu! Beni ne yana sürükleyeceklerini kestirme olasılığı bile yoktu. Ve işin kötüsü kimin esintisi, rüzgarı, fırtınası daha güçlü olur hiç bilinmiyor, stratejisini kestirmek ise; insan zekasını çatır çatır çatlatıyordu.. Oysa ki; kendim gibi varlıkların arasında olmaktan ne de çok mutlu olurdum.. Ne de çok sevmiştim hepsini.. tıpkı annemi sevdiğim kadar...

Bu dünyada benimle birlikte yaşam sürdüren insanların benim gibi olmadıklarını anladığımda, yaşama sevincim yüreğimden kanatlanıp uçuverdi.. onunla bir daha hiç karşılaşamadım! Ne görebildim, ne izini bulabildim... Hiç kimsenin benim gibi olmadığını, benim gibi düşünmediğini kavradığımda ve bunun yaşamın 'realitesi' olduğu kafama dank edip anladığımda, yüzümde çizgiler oluşmaya başlamış, saçlarım seyrekleşmiş, duygularım körelmiş, umutlarım tükenmiş, yüreğim yorgun düşmüş, göz bebeklerimin derinliklerine bezginlik yerleşmişti.. Beni düş kırıklıklarına sürükleyen, annemi sevdiğim kadar sevip, anneme bağlandığım kadar bağlandığım insanların içimi üşütüp, kanımı donduran fırtınaları, beni devirmeye yetmemişti ama; yüreğimdeki sevgi ateşini söndürmeyi başarmıştı.

Bugün çiçekleri, hayvanları seviyorum.. Ama, insanları!... O tıpkı benim gibi olduklarını sanıp aldandığım  insanları, annemi sevip  bağlandığım kadar sevemiyorum... Artık bu dünyada yaşam sürdüren salt benim sanki.. Sanki, benden başkaca bir varlık yok... Eğer çok canım sıkılacak olursa, oturup duvarlarla konuşabiliyorum. Duvarın birisi iktidar partisinin lideri, tam karşısına geleni muhalefet partisinin lideri, sağımdaki duvar askeri otorite, solumdaki duvar sivil otorite ve tam ortalarında yapayalnız ben varım.. Cami, kışla, siyaset, iktidar ve muhalefet topuna birden statüko dense yanlış olmaz. Duvarlarla konuşuyorum ve canım sıkılıp kafamın tası attıkça onlara sorular yöneltiyorum.. Bir de papağanım var, zaman zaman benim yaptığımı o da yapıyor, -benden öğrenmiş olmalı- duvarlara sorular yöneltiyor kendince ve kendi sesinin yankılarıyla yetiniyor. Bugün duvarlarla konuşuyorum ve çok iyi biliyorum ki; onlar benim gibi canlı varlıklar değiller. Bana yanıt veremiyorlar.. Fırtına estirmek şöyle dursun, fırtınalardan korunmamı sağlıyorlar.

Çevremi saran duvarları çok seviyorum. Tıpkı annemi sevdiğim gibi..Ve tıpkı anneme bağlandığım gibi candan bağlıyım duvarlara... Ama; çok iyi biliyorum ki, onlar benim gibi değiller. Onlar, fırtınalı stratejik rüzgarlarıyla beni diledikleri yöne savuramazlar. Bu yüzden annem kadar seviyorum duvarları. Tıpkı annemin şefkatli kolları gibi sarmalayıp şefkatle koruyorlar, aniden patlak veren fırtınaların stratejik rüzgarlarından... Duvarların koruması altında, onlarla konuşarak zamanı tüketmek; kırık dökük dostluklar ve kırık dökük insanlarla birlikte olmaktan çok daha iyidir.

İnanır mısınız, bilmem ama kollarının arasına sığındığım duvarlar, zaman zaman ses bile veriyorlar. Ve onların sesleri yüreğimi hiç kanatmıyor.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük