Kelepirci 60
M.Sedat DEVİR
M.Sedat DEVİR

Koş da gel Mersin diye diye…

27 Kasım 2014 Perşembe

Başlıktan anlaşılacağı gibi (tabii bu parçayı eskiler bilirler.) Merhaba Mersin Merhaba diye bir şarkı vardı. 1-7 Haziran 1975 yılında Mersin'de düzenlenen '1. Akdeniz Tekstil ve Moda Festivali' için yapılan plak kaydı o zamanlara ait 'Amcalar / Yengeler' adlı grup tarafından seslendirilmişti. Dönemin ünlü isimleri Ali Kocatepe, Ertan Anapa, Hümeyra, İskender Doğan, Kamuran Akkor, Melike Demirağ, Zafer, Banu ve Hülya'dan oluşan grup bu parçasıyla o zamanlar Mersin üzerine dikkatleri çekmişti.

MERHABA MERSİN, MERHABA

Merhaba Mersin merhaba,
Sıcakkanlı insanlara,
Sokaktaki yabancıya,
Merhaba, merhaba.
 
Merhaba Mersin merhaba,
Portakal, limon yurduna,
Beyaz altın diyarına,
Merhaba, merhaba.
 
Akdeniz'in kalbi atar,
Kıbrıs'a Mersin'den yol var,
Silifke'den Toroslar'dan
Yaylalardan dört bir yandan,
Koş da gel Mersin diye diye...

Şarkı fazla uzun ömürlü olmadı fakat Mersin, son hızla gelişimine devam ediyor. Geçmişe dönecek olursak, 19. yüzyılın ortalarında henüz bir köy olan şehre, bir Türkmen aşiretinin yerleştiğini ve adını da bu aşiretten almış olduğunu görüyoruz. Daha sonra Kapadokya'dan bölgeye gelen Rumlar, kent nüfusunda çoğunluğu oluşturmuş, 1850 yılında 5.250 Ortodoks Rum yaşarken, sadece 1.600 Müslüman yaşamıştır. Amerika İç Savaşı sırasında dünyadaki pamuk kıtlığı yüzünden Çukurova'da yetiştirilen pamuk üretimi ve 1866 yılında demiryolu ağına bağlanması bölgenin kaderini değiştirmiş, bu dönemde Mersin hızla Çukurova'da üretilen tarım ürünlerinin ihraç edildiği bir liman ve ticaret merkezi haline gelmiştir.

Levantenlerin şehrin gelişmesine çok önemli katkısı olmuştur. Mersin'de halen Latin-İtalyan Katedrali ve Arap-Ortodoks Katedrali olmak üzere Levantenlere ait iki adet katedral bulunmaktadır.

Günümüzde, Türkiye'nin en büyük limanına sahip olan Mersin, bir çok markanın araştırması altında. Ankara ve İstanbul'dan marka yöneticilerinin ziyaret ettiği şehir, gelişime açık ve hazır görünüyor.

Genç nüfusun ağırlıkta olduğu ve tüketime özendirilebilecek yapıda olması markaların iştahını kabartıyor. Coğrafi konumu ve ikliminin ideal olması da yatırım planlarını Mersin'e odaklıyor.

Güneyin sıcakkanlı insanları bu değişime ayak uydurabilecek yapıda görünüyor. Akdeniz insanını doğru analiz edebilen, marka çalışmalarını bu yönde yapan yatırımcılar avantajlı olacak. Bu yüzden marka danışmanları, Mersin halkını çözebilmek için şehirde zaman geçiriyor ve bir Mersinli gibi yaşayabilmek, Mersinliler'in duygularını hissedebilmek için uğraş veriyor.

Türkiye genelini düşünecek olursak, Sadece Antalya, Alanya, Bodrum, Marmaris ve Fethiye'de sıkışıp kalan yaz turizmi listesine eklenmeyi hak eden Mersin, diğer bölgelerin keşmekeşinden nasibini almamış durumda yatırımcıları bekliyor. Mersin bulunduğu bölge itibariyle sezonu çok uzun olan ve Akdeniz'in cömert güneşiyle yılın 9-10 ayı içinizi ısıtan pırıl pırıl doğası ve sıcakkanlı insanlarıyla bence geleceğin turizm merkezi olmaya aday.

Farklı kültürlerin, farklı ırkların, farklı din mensubu insanların bir arada yaşamayı başardığı örnek bir şehirdir Mersin. Diğer büyük şehirlerin aksine kuşkuyla değil, insanların birbirine dostça yaklaştığı, birlikte iş yaptığı, birlikte zaman geçirdiği, bir arada yaşayabilmenin hazzını kavrayabilen insanların yaşadığı bir şehirdir Mersin. Herhangi bir toplu taşıma aracına bindiğinizde bunu çok iyi anlayacaksınız. Herkesin birbirine yardımcı olduğu, yaşlılara, hamile ve çocuklulara özen gösterdiği, çarşaflı bir kadının yanında gencecik mini etekli bir kızın oturduğu ve hiç kimsenin yiyecek gibi bakmadığı, birbirlerini yadırgamadan yol boyunca sohbet edebildiği, kulaklıkla rock müzik dinleyen bir gencin yanında türkü dinleyenin de olduğu bu ebruli karışımın rahatsız etmediği insanların yaşadığı yerdir Mersin.

Genç nüfusun oldukça aktif olduğu ve farklı iş girişimlerinde bulunduğu şehir, artık basamak atlamaya hazır görünüyor. Turizm alt yapısının oluşturulması gereken şehre gelebilecek olan turistler için gerekli çalışmalar yapılmalı, otel, motel, camping ve pansiyonculuk yapan yatırımcıların bölgede araştırma yapıp, turistik tesisleri oluşturmaları gerekiyor.

Tabii ki elimizde son kalan turistik bölgeyi çok iyi planlamak ve diğerlerinde yapılan şehir planlama hatalarını tekrarlamamak gerekiyor. Çok iyi kazanç elde edilebilecek olan bölgede yatırım yapanlar kazanmaya aday.

Rant bölgesi haline gelip yanlış insanların konumlanmadığı sıcacık bir Akdeniz şehri olmasını sağlamak hiç de zor değil. Yeter ki şimdiden doğru adımlarla şehir planlansın ve hatalı yapılaşmaya izin verilmesin. Tabii ki bu durumda kentin yönetiminden sorumlu olanlara çok iş ve omuzlarına da büyük sorumluluk yükleniyor. Umarım yeterli çabayı gösterirler ve bir turizm faciası daha yaşamayız.

Bu güzel insan karışımını ve doğayı bozmadan, Akdeniz'in gülümseyen güneşini küstürmeden gerçekleştirilecek bir değişimin olması dileğiyle... Hoşçakalın...

  • DİĞER YAZILARI