Kelepirci 60
Ali HASDEMİR
Ali HASDEMİR

MateryalİSTANBUL..

alihasdemir@haberdukkani.com 30 Nisan 2011 Cumartesi

Materyalistanbul'dan, kapitalistanbul'dan kopmak ya da kopmamak..

....

William Shakespeare'den bir tirad ile sürdürüp noktalamalı yarım kalan cümleyi;

"İşte bütün mesele de bu..!"

Önce varoşların oluşmasını teşvik et, bir güzel destekle, gecekondu sektörünü yüreklendir..

Sonra..

Ardından da yıllar sonra o varoşları belediye dozerleriyle yok edip yerine ultra lüks gökdelenleri, residence'ları dikerek rant alanları haline getir..!!

Ve nihayet dikil kamuoyunun önüne,  "Materyalİstanbul'u şimdi finans merkezi haline getirmeye hazırız" de ve taksit taksit rant için pazarlamaya başla..

Hangi aklın ürünüdür?

Böylesi tarihi olan bir kültür kentini bir finans merkezine dönüştürmek!!..

Bu ilkel dürtüyle, kente ve insanlığa yapılabilecek en büyük kötülüktü kuşkusuz..

Normal durumdayken İstanbul, öyle kendi halindeyken,  rant kaynağı ve beton azmanı  bir tür Materyalİstanbul'a dönüşmesi, bu tuhaf ve sancılı mutasyon süreci kolay olmadı..

Şu karşınızda duran metamorfoz resim, o kadar acılı, çetrefeli, uzun bir zamana yayılı, hazin bir geçiş taksimi oldu ki aslında..

Dile kolay, tarihi ve kişiliği olan ve güzelliğiyle dillere destan, eşsiz bir diyârı materyal olarak kullanılır hale getirmek..

Bizim 68'li kuşağın mensuplarına, eski kültür kentini sorun ve ardından göz bebeklerine bir  bakın, hemen anlarsınız acı gerçeği aslında..

 Bu tuhaf, duygusuz, betonlaşmış, ucûbe ne kelime, bir kazulet kent dönüşümüne neden olan onca etkeni, hemen öyle bir çırpıda sayabilmek kolaycılığına kaçmamak gerek..

Örneğin size herşeyin lahmacunun soğan kokusunun bu kente nufuz etmeye başlaması bir milâttı demeyeceğim.. Çünkü daha da köklü nedenlere dayanır bu mutasyon..

 Değişimi süreç içinde tam anlamıyla, tüm boyutları itibarıyla anlatabilmek ise hem mümkün, hem de zor..

Zira sözcüklere sığmayan, yazıyla anlatılamayacak kadar köklü değişimlerdir bunlar..

BİR TARİHİ HAZİNEYE, AÇIK HAVA MÜZESİ BİR KENTE BU KADAR MI HOYRATÇA DAVRANILIR_?

Tarihi dokusu, o kendine özgü kültürü böylesine mi gaddarca yokedilir..??

Mâsum, konuşurken ya da gülerken hafif utanarak yüzü kızaran kumral bir genç kızın, süreç içerisinde, globalleşen ahlaki yapısı, liberalleşen piyasa ekonomisi sayesinde, olumsuz tüm çevresel koşullara paralel, ruhen ve fizikman çökmüş, hayli geçkince, kara gözlü, kara kaşlı, kaşarlaşmış çakma sarışına dönüşmesi katı gerçeğine şaşmamak gerek esasen..

Sihir tamamen bozulmuştur anlayacağınız..

Bunca berbat katma değersizliği ve kötüye kullanımı düşününce bundan daha doğal ne olabilir..

Siyah-beyaz Türk filmlerinin ada sahili şarkılı İstanbul'undan günümüz materyalistanbul'una geçişi, en az yeni yetişen genç kuşakları etkiliyor olmalı kanımca, çünkü eskiyi, eski halini, ona dair tutkuyu, gelenek ve göreneklerini bilmiyorlar nasıl olsa.. 

Üstad Yaşar Kemal de "Deniz Küstü" romanında, ana tema olarak İstanbul'un çürüyen doğasını seçer. Deniz insanının kentteki yaşam serüveninden hareketle bir kentin çöküşünü, yozlaşmasını, yabancılaşmasını ve deniz doğasının yok oluşunu anlatır..

Bu romanda, büyük kentin tüm karmaşası, girift sorunları, yanı sıra güzelliği de anlatılır. İstanbul'un çürümüşlüğü gözler önüne seriliyor. Yaşar Kemal'e göre küsme, aslında hayattan bir kopuş değildir. Yaşama sevincinin bir parçasıdır..

Romanın kötü kişisi Zeynel'in, o sembolik kişiliği üzerinden ise İstanbul'un da giderek bozulmasına, hızla yozlaşaşak çirkinleşmesine değinilir..

Üstad Yaşar Kemal, deniz insanının kentteki yaşam serüveninden hareketle, bir büyük kentin büyük çöküşü, yozlaşarak yabancılaşmasını ve deniz doğasının da tüm canlılarıyla birlikte hızla yok oluşunu anlatır..
Merhum yaşam mimarı, güzel insan Çelik Gülersoy'la, rahatsızlığı nedeniyle tedavi sürecindeyken ziyaret etmiş, daha sonra da  (ölümünden az önce) bir tv söyleşisi için Büyükada'ya tekrar kendisine gitmiştim..  Ne hazindir ki, bu son söyleşiydi..  İstanbul'u, değişim sorunlarını da ve diğer konuları da konuşmuştuk.. İstanbul aşığı Gülersoy, bir ara adanın 50 yıllık balıkçısına uğrayıp uğramadığımı sordu.. Bana haber konusu armağan etmişti.. Hemen 2 saat sonra görüştüğüm ihtiyar balıkçı Büyükada çevresinde 50 yıl önce 100'ün üzerinde balık türü olduğunu, isimlerini tek tek sayabileceğini ve günümüzde bu sayının sadece 12'ye düştüğü gerçeğini açıklamıştı o röportajda.. Nicesinin türleri  yokedilmişti!!.. Kalan türler konusunda da çok kaygılıydı..

Bu olgu günümüzde, daha da ağır hissedilmekte ve giderek bu kenti bambaşka bir hüviyet içerisine itmektedir..  Büyük karmaşası,  tedirgin eden güvenliksizliği, her yanı sarılmış olması nedeniyle o devasa kirliliği, sinir tellerini harap eden gürültüsü,  etrafındaki potansiyel patlayıcı çöp dağları, insanı tüketen  trafik yoğunluğuyla yaşamı değil, çürüyerek ve zehirlenerek yavaş ya da hızlı bir sonu = ölümü davet eden bir megakenttir artık Materyalİstanbul..!! 

En iyi köşelerinde, bahçe ve mâlikanelerine yüksek duvarlar çeken çok büyük servet sahibi olanların hüküm sürdüğü, parası ve dolayısıyla sosyal güvenliği olmayanların ise kıyı köşede 40 metrekare, iki göz odada, ayakta durabilmekte bile zorlandığı bir çelişkiler yumağı kent: Materyalİstanbul..

**
..... 

Yazının devamına ilişkin henüz tam olgunlaşmadığı kanısını taşırken, hâlâ konu hakkında düşünmeye ve çala kalem, daha doğrusu dolmakalemle karalamayı sürdürüyorum şimdilik..

Çünkü, nostaljik ve kaçınılmaz bir alışkanlıktır dolmakalem..  O kokusunu, kağıt üzerinde çıkardığı sesi ve kelimelerle vals yapışını yakın hissetmek, yeri doldurulamaz bir keyif.. :)

Esen kalınız..

  • DİĞER YAZILARI
LAPİS