Mevlid Kandili
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Milet'li Tales

info@haberdukkani.com 30 Nisan 2011 Cumartesi

Muhtemel Fenike asıllı bir ana babadan M.Ö. 624 tarihinde  gerçek bir Miletli olarak Dünya'ya geldiği varsayılan Tales/Thales; devlet adamı, matematikçi, astronom, tilki kadar kurnaz bir işadamı ve Yunan geleneğindeki "yedi bilge"den biri olarak karşımıza çıkar.

Tales, gerçekçi olmamakla, para kazanmak yerine felsefeye çok zaman ayırmakla suçlanınca, bir yıl sonra zeytin rekoltesinin bol olacağını öngörerek, Milet ve Sakız Adası çevresindeki tüm zeytin sıkma preslerini oldukça düşük fiyata kiralar. Hasat mevsimi gelince, preslerin hepsine aynı zamanda ihtiyaç duyulur. Tales, presleri dilediği fiyattan ihtiyaç sahiplerine kiralayarak servet kazanır.

Böylece kendisini "aptal" yerine koyanlara, filozofların da eğer isterlerse zengin olabileceklerini ama tutkularının başka yönde olduğunu kanıtlamış olur.


***

Tales, gökyüzündeki yıldızları keşfetmek için uğraşırken kuyuya düşer. Burnunun dibinde neler olduğunu görmekten "aciz" olduğu halde gökteki yıldızları keşfetmeye çalıştığından Trakyalı güzel bir kız tarafından alaya alınır.

Tarih galerisinde yer alan öyküler birbirine zıt portreler çizer. Birisi gerçekçi diğeri gerçeklerden uzak iki ayrı Tales çıkar karşımıza.. İlk hikayede yer alan Tales'i bize anlatan Aristo'dur ikincisinde ise halk söylencesi..

Tales, geometriyi icad etmiş değildi ama geometrinin pratiğini Mısır'dan edindiği bilgiler ışığında değerlendirmişti. Kainata olağanüstü değil, doğaya göre açıklamalar getirmiş, gözlem ve deneyimlere başvurarak, bunların temelinde teorileri ortaya koymaya çalışmıştı.

Çağdaşları onu anlamayı başaramadılar, halk arasında alay konusu bile oldu ama ölümünden yüz yıl sonra, M. Ö. 547'de pratik zeka sembolü olarak yüceltildi. Tales, yerküreyi terk edip sonsuz yaşam yolculuğa çıkmasının ardından, onun adı ve çalışmaları insanlığa ışık oldu.

***

İnsanlık çağdaşları arasında yer alan sanat ve bilim emekçilerinin aydınlığını göremez, gözleri kamaşır ve körleşirler. Çok uzun yıllar sonra bu parlak, aydınlatıcı ışığa alışan gözler, faltaşı gibi açılır ve o ışımanın aydınlığında ufukların ötesi ile burunlarının dibini görebilmeye başlarlar. Sevinirler çocukça ellerini çırpar, havalara sıçrar, birbirlerini alkışlar ve ne kadar gelişip medeni olduklarını ileri sürerek gururlanırlar!

Sanat ve bilim insanları, çıktıkları sonsuz yaşam yolculuğunda, Ademoğlunun bu "insanlık halleri" ile çok eğleniyor olmalılar.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük