Kelepirci 60
İlhan KARAÇAY
İlhan KARAÇAY

Neden kavgacı bir toplum olduk?

30 Nisan 2016 Cumartesi

Sevgili, değerli ve de anlayışlı okurlarım / dostlarım,
Belki, sayısı çok az da olsa, içinizden bazıları, benim bu sesleniş tarzıma itiraz edecektir.
Hollanda'ya ilk geldiğim 1967 yılında Türkler'in sayısı 20 bin kadardı.
Gazeteci etiketim ile dolaştığım Hollanda'da hemen hemen tüm yurttaşlarımı tanıma fırsatım oldu. Yurttaşlarımın sosyal, kültürel ve sportif dernekleşmelerinin tamamına şahit oldum, yardım ettim, yazdım ve yayınladım.
Birbirimizi ne kadar çok seviyorduk bilseniz...
Sonra ne mi oldu?
Hiiiç !
Sayımız 100 bini geçti, derneklerimiz çoğaldı ve hatta federasyonlarımız kurulmaya başlandı.
Çok kötü siyasi çekişmelerin yaşandığı 1970-1980 dönemini yaşamamıza rağmen, sağcısı, solcusu, futbolcusu ile birbirimizi seven ve saygı duyan bireyler olmaktan vazgeçmedik.
Sayımız 400 bine geldiği zaman da önemli bir değişiklik olmadı.
Ama ne var ki, sayımız, ikamet izni olmayanlar  ve ilticacılar ile birlikte 500 bini geçince, Hollanda'daki yurttaşlarımız arasında bir sürtüşme başladı.
Naçizane şahsım, sağcısı, solcusu, futbolcusu, dincisi ve dinsizi ile hep diyalog içinde oldum.
Hiç kimseye düşmanlık beslemedim ve bana düşmanca tavır alanlar ile konuşurken ve yazışırken hep 'Kardeşim, dostum' sıfatını başta söylemeye çalıştım.
Şimdilerde ise birbirimize saygı duymaz bir hale geldik. Özellikle Türkiye'deki siyaset uğruna buralarda kavgalar başladı. Tabii ki 'post kapma' sevdası  bu gelişmenin baş faktörü oldu. Bir baktınız, sosyal demokrat görüşlü bir adam sağ görüşlü partiye bel bağladı, bir de baktınız ki bunun tam tersi oldu.
Görüş ayrılığı ve hatta çekişme aynı parti içinde faaliyet gösterenler arasında da yaşanmaya başlandı. İnsanlar birbirlerini suçlamaya başladı.
Sivil Toplum Kuruluşları STK'lar arasında menfaat rekabeti başladı.
Aynı durum medya içinde de boy gösterdi.
Kaldı ki, 1967 ve sonrasında şahsım (Hürriyet), Şadi Tatlı (Tercüman) ve Kamuran Sümercan (Milliyet) rakip olmamıza rağmen hep birlikte hareket ettik. Türk toplumu için yararlı yayınları paylaştık. Hürriyet (Liberal), Tercüman (sağcı) ve Milliyet (Sosyal Demokrat) politikasıyla yayın yapıyordu ama, biz 3 meslektaş asgari müştereklerde hep haber paylaşıyorduk.
Ne yazık ki şimdilerde o meslek dayanışmasını göremiyoruz.
Bunun nedenlerinden biri, sosyal medyanın doğuşudur.
Önünde tuş bulan yazar ve çizer oldu. Yazar ve çizer olmayı bırakın, yıllarca gazetecilik yapan bizleri de beğenmez yazılar yayınlamaya başladılar.
Ben şahsen, yazar çizer takımının çoğalmasından mutluluk duyarım. Ama sonradan olma yazar ve çizerlerden de, mesleğimize saygı beklerim.
Daha önce de yazmıştım: Her yazılı ve sözlü tartışmaya 'Kardeş veya dost' sıfatı ile başlarım. Bana yazanları 'okur' olarak kabul ettiğim için, onların görüşlerine saygı duyarım. Asma ne zamanki bu okur denen kişi saygı kurallarının dışına çıkar ve kudurursa, ona da 'Kardeş' ile başlayan cevap yazarım ve yanlışını belirtirim.
Çoğu, savunmalarımdan memnun kalır. 'Sizi yanlış anladım, pardon' der. Ama art niyetli olanlar saygısızlıklarını sürdürür.
Hollanda'daki son tartışma savaşı 'Üst Kurul' diyebileceğimiz bir 'Akil Adamlar Komisyonu'nun kurulmak istenmesi aşamasında yaşandı. Bu konuda dostlarıma gereken bilgi ve nasihatları verdiğim halde, savaş durulmadı. Bu gidişle de duracağa benzemiyor. Tartışmalar düşmanlığa kadar uzandı.
Ben şimdi Mersin'deyim. 50 yıllık gazetecilik yorgunluğumu gideriyorum.
Ama yine de yazmadan olmuyor.
Bundan sonra ne yapacağım biliyor musunuz?
Hollanda'ya döndüğüm zaman, sözü edilen 'Üst Kurul' veya 'Akil Adamlar Komisyonu'nu ben kuracağım. Tabii ki yanıma, siyasi, sosyal, kültürel ve sportif yönde çok ılımlı dostları alacağım. Ben kesinlikle görev almayacağım. Her zaman yaptığım gibi, sadece bir deneyimli gazeteci sifatıyla inisiyatifi ele alacağım ve  arzulanan oluşumu gerçekleştireceğim.
Bunu yaparken, tabii ki Ankara'daki tüm siyasi partilerin desteğini de arkama alacağım.
Bekle beni Hollanda !!!

  • DİĞER YAZILARI