Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Okurun çarpık beklentileri ve medya

info@haberdukkani.com 26 Şubat 2012 Pazar

Ülkemizde kimi değerlerin 80'li yıllarda yok olmaya başladığını ileri sürenlere -bir ölçüde- katılmak gerekiyorsa da; 80 öncesi her şeyin yerli yerinde olduğunu söylemek yanlış !

Arşivden 80 öncesi tarihli bir gazete çekelim:
Sarı Nehir'in taşması sonucu, on binlerce Çinli bir anda sulara kapılıp ölmüş...
Bu haber üçüncü sayfada, tek sütun, yedi santim...
Birinci sayfada ne olduğunu merak ediyor musunuz ?
Prenses Stephanie'nin son aşkı...
Sayfanın dörtte birini kaplayan renkli resimlerle...

Aynı sayfada, damdan itfaiye tarafından indirilen bir deliye verilen yer de, on binlerce çinliye verilenin on beş katı...

Medyadaki "çarpık"lığın ve okurun (TV izleyicisinin) çarpık beklentilerinin son yıllara özgü olmadığını vurguladıktan sonra; aynı "çarpık"lığın "ülkemize özgü" olmadığını da vurgulamalıyız. Yalnızca toplumumuzun değil, tüm dünya toplumlarının (dolayısıyla "medya"sının) ilgi alanında bir çarpıklık, bir "yoz"luk var.

En ciddimiz bile, ciddilikten uzak olanla daha bir ilgiliyiz.

Fransızların, dünyaca tanınmış Larousse'unda, -örneğin- Meksika halk kahramanlarından Emiliano Zapata'ya ya da Pancho Villa'ya rastlayamazsınız ama; Alexandre Dumas'nın "Üç Silahşörler"indeki "hayali kahraman" d'Artagnan'ı (Dartanyan), elinizle koymuş gibi bulursunuz. Hem de, elinde kılıç, özenle çizilmiş bir resmiyle birlikte...

Her dolaptan bir sevgilinin çıktığı tiyatro güldürüleri, yalnızca cinselliğin "tabu" olduğu az gelişmiş ülkelerde değil; cinselliği "sorun" olmaktan çıktığı ülkelerde de iyi iş yapar nedense !.. Paris'te, Broadway'de bu tür hafiflikler "kapalı gişe" sürüp gider...


Uygarca bir "ilgilenme pozu takınma" dışında, kişilerin en yakınlarıyla bile gereğince ilgilenmediği günümüzde, aynı "kişi"ler bu ilkelliklere büyük paralar ödeyip "ilgiyle" izleyebiliyorsa; "toplumun ilgi alanındaki hatırı sayılır çarpıklık"tan söz edilebilir rahatça.

Ve medya...
Toplumun ilgi alanındaki bu çarpıklığı körükleyen, okurun-izleyicinin bu zaafından yararlanarak para kazanmayı amaçlayan, bunu yaparken tüm değer yargılarını ve çoğu kez -kendi deyimiyle- "etik", -bizim deyimimizle- "törel" değerleri de ayaklar altına alan "atsan atılmaz-satsan satılmaz" medya !


Kişilerin "eğlendirici olana, daha hafif olana" yönelmesi, İkinci Dünya Savaşı'nın bunalımlı yıllarından sonra daha bir hız kazanmıştır... Bunun "neden"lerini sosyologlar ve ruhbilimciler gereğince açıklıyor. En dengeli, en yetkin ve en sağlıklımız bile, medyaya "teslim" olma eğiliminde. Kişilerin "eğlendirici olan"a karşı bu "teslimiyet"i; medyanın, yüksekte durup toplumu kendine çekme "zor"luğunu göze almaktansa, topluma inme "kolay"lığını yeğlemesine yol açıyor:
"Bize büyük para gerekli; hemen gerekli ! Zaman yitiremeyiz ! Ayrıca, biz 'öğretmen' de değiliz !"


Çocukluğumuzda-gençliğimizde Hayat adlı bir dergi vardı... "Hafif"liği yadsınamayacak bir "magazin"di. Adnan Menderes'in, Prenses Süreyya'nın aşkları; Elizabeth Taylor-Richard Burton ikilisinin "tefrika aşk"ı; "Ay'a yolculuk", "İtalya'da Şeytana İnananlar Köyü", "Ölümden sonra hayat var mı ?.." türünde yazılar; Avrupa'nın bilmem hangi kentindeki bir müzayedede bilmem kaç milyon'a satılan tablolar vb... vb...


Şimdilerde o Hayat Dergisi bile, "ciddi ve saygın" bir dergi olarak anılıyor. "Gelen gideni aratırmış" özdeyişi, bu gibi durumlar için kullanılıyor olmalı !..

***

"GAZETECİLER DÖRDE AYRILIR..."

Kılıçdaroğlu kurultay salonundaki gazetecilere bakarak sıraladı:
1- Hapisteki gazeteciler,
2- hapse girecek gazeteciler,
3-İşine son verilen gazeteciler
4- yürekli yazı yazarsa işine son verilecek gazeteciler.

***

İyi de biz bu gerçekleri ve çok daha fazlasını zaten 40 yıldır biliyor ve yaşıyoruz. Kılıçdaroğlu yeni mi farkına varabildi?

1990'lı yıllarda yayınlanan romanlarımın engizisyon ateşinde yakılarak imha edilmesine karar veren, mesleğimi özgürce icra edebilmeme engel olan günümüz iktidarı mıydı?

Marko Paşa Gazetesi'nin her sayısını toplatan, Sabahattin Ali ve diğerlerini faili meçhul cinayetlerde yok eden iktidar, bugünün iktidarı mıydı?

Türkiye'nin "can yakan" ve "kahreden" gerçekleri dün de böyle idi bugün de...

Bir NATO üyesi olan Türkiye'nin gerçekleri, uluslararası anlaşmalar labirenti içinde kaldıkça, siyasi liderlerin söylemleri komedi tiyatrosu sahnesinde uçuşan repliklerden başka bir şey değildir.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük