Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Öyle çabuk geçer ki hayat!

info@haberdukkani.com 12 Kasım 2010 Cuma

Adına "ömür" denilen zaman dilimi öyle bir çabuk geçer ki; Adem ve Havva'dan bugüne nasıl geçtiğini anlayabilene aşk olsun!

Deb-i Dünya (evrenin en aşağısı) yalanları içinde erittilen ömür Şeytan'ın hizmetine sunulmuş konfetiler gibi saçılırken evrenin boşluğuna insan; ne olduğunu unutur.

İlahi yaradılmışların sahibini bile şaşkına çevirmeye devam eden insanoğlu, kendisine hediye edilen ömrün kıymetini bilmez. Heba edip geçer gider Deb-i Dünya'dan..geride kendisi gibi şaşkın nesiller bırakarak.

İnsanoğlu; ne canlıların değerini kavrar ne de cansız güzelliklerin kadrini bilir. Hoşgörülü olmayı, Sevmeyi bilmediği gibi Affetmeyi de beceremez. Bu nedenle kendi yaşamını zehir zemberek bir karanlığın içine gömer.

İhtiras, kıskançlık, bencillik, tahammülsüzlük, anlayışsızlık kalıpları içinde giderek katılaşan insanoğlu; herşeyin ve herkesin kendi tornasında olması dayatmasıyla yer bitirir kendisini hem de hiç farkında olmadan.

Sözde her insan kendi dünyasının mimarıdır. Bu büyük kandırmacayla şıp diye geçer gider ömür ve insan hiç beklemediğibir anda ağzı beş karış açık ruhunu teslim ediverir ilahi emre..

Gerçekte ilahi yaratıcının büyük bir lütfu olan ömür; küçük bir emanetten başka nedir ki.. İnsanoğlu, kendisine hediye edilen ömrün içine kör ihtiraslar, bencillikler, kıskançlıklar katmamış olsaydı eğer hayatlar çok daha renkli, mutlu, huzurlu ve anlamlı yaşanmış olacaktı.

Sevmeyi bilmeyen yürekler, affedemeyen zalimler yaratır. Kıskançlık ateşi en başta kişinin kendisini yakar kavurur. Bencillikler, metropolün en büyük meydanındaki kalabalıkların içindeki bir anıt kadar yalnızlaştırır insanı. Hoşgörüsüzlük, önyargılar da cabası.. İnsan, her nefeste kendisine yeni bir cehennem yaratmakta ustalaştığının farkında olmadan yaşamaya başlayalı ne kadar zaman geçti bilmiyoruz ama her bireyin kendi cehenneminde yaşadığını anlayabilmek için alim olmaya gerek yok. Sokağa çıkıp gelip geçen insanların çehrelerine bakmak gerçeği görmek için yeterli.

Masum bir yaşamı enayilik olarak görmeye başlayanlar; gürültücü, haklı, güçlü ve zengin yaşamın ufuklarına yelken açıyorlarsa da ulaşacakları liman kendi cehennemlerinden başkaca bir şey olmuyor.

Sade, masum, kanaatkar yaşamlarda temiz bir ruhla yaşamaya yeminli olanlar ise; yoksul, sahipsiz, itilip-kakılmaya programlanmış vardiye elemanları gibi görülseler de yarı aç yarı tok bir yaşama katlanmaya mahküm edilmiş olsalar da yaşamları en renkli, en huzurlu ve en anlamlı olanlar olarak öne çıkarlar tarih sahnesinde. Tarih dediysek, güçlülerin tarihinden değil; insanlık tarihini işaret ettiğimizi açıklamakta yarar var. Onların ruhları "su" gibidir, akıp gittikleri yerlere yaşam veren onlardır. Ve onlar kirlenmezler; geçip gittikleri çevrelerden ötürü kirlenseler de kendi kendilerine arınırlar. Berraklaşıp billurlaşırlar.

Ruhu su berraklığında sahip bir İstanbul Hanımefendisiydi Esma Oğuztan..

10 Kasım günü bir aile ferdimi daha kaybettim. Kalabalık bir aileden geriye kala kala iki halam kalmıştı. Şimdi bir halam ve bir de ben kaldık. Geride kalan halamın ablası Esma Oğuztan'ın ölümünden haberi yok. Olmaması gerektiği inancıyla ona yalan söylüyorum. Çünkü ablasının ölümünü göğüsleyebilecek güçten yoksun. 10 Kasım günü ruhunu ilahi yaratıcıya teslim eden halam 1927 doğumlu bir Cumhuriyet kızıydı. Çocuk yaşından başlayan uzunca meslek yaşamı boyunca dikiş iğnesinin ucundan bakmıştı yaşama ve ekmeğine.. Nice hanımefendi onun maharetli ellerinde biçimlenen göznuru kostümlerle imrenilen şıklığı taşımışlardı üzerlerinde.. Bir erkeğin kölesi olmak yerine kendi kendisinin efendisi olmayı yeğlemiş ve hiç evlenmemişti.. Giderek yalnızlaşan yaşamın kahredici günlerinde biricik yeğeni olan benimle tutunuyordu hayata.. Birer fincan kahve içerlerken söyleşirlerdi kızkardeşiyle yıllar öncesinde kalan günleri.. Perla, Şake, Eliza, Kristina ve daha başkaları onun çocukluk günlerinde arkadaşlık ettiği komşularıydı ve onların isimlerini hiç unutmadı. Eski İstanbul güzelliği yakamozlanırdı çehresinde  ve masum gözbebeklerinde.. Elinden hiç düşürmediği tesbih tanelerini sabırla çekerken iman ettiği Allah'a yakarır, yalnızca bana dua eder, güzel ve hayırlı temennilerde bulunurdu.

Halam Esma Oğuztan boylu poslu kilolu bir kadındı. Tabutuna omuz veren bir dost; "Bir kuş kadar hafifti," dedi. Hayatlarında tek bir lokma haram yememiş olanlar ne kadar kilolu olurlarsa olsunlar, tabutları hafif oluyor bilinsin isterim..

Evimizde üç kişi yaşıyorduk artık iki kişi kaldık. En büyüğümüz aramızdan ayrıldı, Deb-i Dünya'dan yukarılara, çok daha güzel, çok daha yaşanılası bir diyara gitti...

Bir gün hiç umulmadık bir anda ben de olmayacağım.

Acımı paylaşan dostlara minnettarlığı ifadeyi borç biliyorum.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük