Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Parayla değil; sırayla

info@haberdukkani.com 18 Temmuz 2011 Pazartesi

Ben, henüz küçük bir çocukken büyükler kendi aralarında konuşurlarken; "Bal tutan parmağını yalar" dediklerine, tanık olurdum. Ne demek olduğunu bilmezdim.

Biraz daha büyüdüm, insanların konuşmalarına daha çok tanık olmaya başladım: "Bu işler böyle gelmiş böyle gider birader" derlerdi, ama ne demek istendiğini anlayamazdım.

Öğrencilik yıllarım başlayınca, öğrendiklerimin yolu mutlaka "hırsızlık"tan geçer oldu. Her ne öğreniyorsam, içinde vurgunculuk yer alıyordu. Sadrazamlar, valiler, kadılar rüşvet yiyorlar bu yüzden kellelerini kaybediyorlardı ama çarkın dişlileri her dönemde böyle işliyordu.

Sözün özü, kelle cellatlara veriliyordu fakat vurgun, suiistimal, rüşvet ve yolsuzluktan vazgeçilmiyordu!

Gazetelerde yer alan haberlere göre; ülke birbaştan bir başa satılıyor, yolsuzluk, hırsızlık, talan, vurgun, fuhuş, rüşvet, irtikap almış başını gidiyordu.

Yine gazetelerde yer alan haberlere göre; insanlarımız kumar, içki ve hovardarlığa çok meraklıydı; pekçok tüccar, sanayici servetlerini bu yollarda tüketiyor, en sonunda meteliğe muhtaç hale düşüyorlardı.

Medyada yer alan haberlere göre, Türkiye çeteler cennetiydi. Kafası kızan eline silahı alıyor ortalık yerde önüne geleni "topuğundan" kurşunlayabiliyor, 21 gün sonra serbet kalıyor, bıraktığı yerden kurşunlamaya devam edebiliyordu!

Türkiye dürüstler için "cehennem" vurguncular içi adeta bir "cennet" idi. Kamu arazileri üzerinde bir gecede "gecekondu kentler" kurulabiliyordu. Bu gecekondular birkaç yıl sonra değeri milyarlarla ölçülen lüks apartmanlar oluveriyordu!

Türkiye siyasi liderler için biçilmiş kaftan gibiydi. Altı kere giden yedi kere yeniden iktidara gelebiliyordu!

Ömrüm bütün bu olup bitenlere "tanıklık" etmekle gelip geçti.

Fakat her ne olduysa oldu, hiç beklenmedik bir anda, herşey tersine dönüverdi.

Hiç kimsenin yaptığı yanına kar olarak kalmadığı bir dönemece girdi Türkiye..

Her şafakla birlikte başlayan polisiye operasyonlar vurguncuların, talancıların, rüşvetçilerin, çetelerin yakasına birer birer yapışmaya ve hesap sorulmaya başlandı.

Haramzadeler, mafiacılar, çeteler, ve de hatta Beyefendiler teker teker sanık sandalyelerine oturtulur oldular.

Bu durum hiç alışık olunan bir hal olmadığından, talancılardan, çetelerden hesap sorulacağı günü iple çekip dört gözle bekleyenler bile şaşkına döndüler.

Demek ki; böyle gelmiş böyle gideceğini sananlar yanılmışlardı. Demek ki bal tutanın parmağını yalarsa hesabını da vermek durumunda kalabiliyordu. Çalanın yanına çaldıklarının kar olamayacağı da ortaya çıkmıştı.

Yeni Şafak gazetesi'nde yer alan habere göre, namlı müteahhit Ali Ağaoğlu Vakıfbank'ı rüşvete boğmuş. Şeytanın fısıltılarına göre de Ağaoğlu yalnızca Vakıfbank'ı değil medyayı da rüşvete ve hediyelere boğmuş ama namdar gazetecilerden TIK yok! Acaba hangi gazeteciler Ağaoğlu'nda daire aldılar? Meraklanmayın yakında onun da kokusu çıkar.

Her alanda "kokuşmuşluk" var ise; her alanda operasyonlar olacak demektir.

Öğrendiğim bir şey daha vardı: "Parayla değil sırayla" oluyordu değişimler..

3 Fidan'dan 13 fidana uzayıp giden yolda özerklik barikatı hayallerinin üzerinden silindir gibi geçip gidecek olan Muhteşem Süleyman olmasa gerek.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük