Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Sanal Dünya gerçekleri

info@haberdukkani.com 21 Nisan 2010 Çarsamba

İnsanlık tarihinin kilometre taşları iyi bir aydınlatmayla mercek altında incelendiğinde, bugün ulaşılan yeri tanımak çok daha kolaylaşır. Ateşin tesadüf sonucu keşfiyle atılan adımlar; milyonlarca yıl sonra da olsa, insanoğlunu uzay boşluğundaki gezegenlere ulaştırdı.

İnsanlığın evrensel yolculuktaki tek kılavuzu 'akıl' oldu.

Beyinsel gelişimin izdüşümleri, bizlerin bilgisayarlarla oyun oynayabilmesine olanak sağladı. Günümüz insanı bilgisayar okyanusunda kulaç atarken 'sanal gerçekliği' yaşıyor.

Bilgisayarların yardımıyla uzay kapsülüne binmeksizin ve yerküreden kopmadan, evindeki koltuğunda bacaklarını uzatıp uzayın sonsuz derinliklerinde seyahat edebiliyor insan. Uzay boşluğuna fırlatılan bir roketin kapsülündeki astronotun yaşayabileceği her şeyi, tüm canlılığıyla evindeki rahat koltuğunda otururken yaşayabilen insanlık; gözlerinin önünde canlanan olup bitenlerin kusursuz gerçekliği karşısında küçük dilini yutuyor. İşte milyonlarca mı, yoksa milyarlarca yıl mı, tarihi henüz tam tespit edilemeyen serüvende; ateşin tesadüfen keşfiyle ilk adımlarının atıldığı yolculuğun vardığı yer.

Son istasyon neresi olacak?

Yanıtını bugünden kestirmek olanaksız...

Ancak; bugün hangi istasyona ulaştığımızın farkına varmamız gerekiyor. Çünkü; insanlığın nereye ulaştığının farkına varamaz isek; bize nelerin yaşatıldığını kavrayıp anlayabilmemiz olanaksızdır. Günümüz dünyasında geri kalmış ülkelerin insanları, yolculuğun nereye vardığını bilemediklerinden, neler yaşamaya mahküm edildiklerini kavrayabilme şanşları hiç yok.

Geri bıraktırılmış ülkemizde bizler; birilerinin programladığı sanal gerçekliğin içinde yaşıyor, yerkürede neyi nasıl yaşadığımızın farkında olmaksızın, adına 'ömür' denilen zaman dilimlerini tüketip geçip gidiyoruz. Hem de nesiller boyu...

Yepyeni bir yüzyılın il on yıllık dönemindeyiz.. Geride bıraktığımız yüzyılda neler yaşadığımızı düşünecek olursak, ortaya çıkan fotoğrafların kahramanları olmamıza karşın, o fotoğraftaki görüntüde bizim ne işimiz olduğunu kavrayabilmemiz olanaksız.

Türk insanı, tüketmekte olduğu yaşamı ne adına harcadığının bilincine erdiği gün;insanca bir yaşama 'Merhaba' diyebilme, şansını yakalayacak.

Birileri Türkiye'nin kaderini yazıp programlıyor ve bilgisayar sistemine kaydedip düğmeye basıyor.Program devreye girdiğinde hepimiz irademiz dışındakilerce önceden kalema alınmış bir senaryonun figüranları ve kahramanları olup çıkıyoruz da hiçbir şeyin ayrımına varamıyoruz!

Yaşamdaki tüm didişmelerimiz, bizlere uygun görülen rolü en iyi biçimde canlandırmaktan öte değil.

Ağlıyoruz, üzülüyoruz, seviniyoruz, gerilimler ve sıkıntılar içinde ülser, şeker, kalp ve daha pekçok illete yakalanıyoruz da, nedenlerini hiç kavrayamıyoruz.

Zekamızı kullanarak çok büyük başarılar kazandığımızı sanıyor, şişindikçe şişiniyor, böbürlendikçe böbürleniyoruz,  kendimizi pek matah bir yaratık sanıp herkeslere tepeden bakma enayiliğine kapılıyoruz. Oysa ki; başarı adına gerçekleştirebildiğimiz hiçbir şey yok!

Sanal bir dünyada kerkenezce bir yaşam sürdürdüğümüzü, hayatımızı beyhude yere aptalca tükettiğimizi anlayabilme şansımız bile yok. Bizim gibi geri bıraktırılmış ülkelerin insanlarına, aymazlıklarını görebilme şansını bile tanımayan güçlerle karşı karşıya olduğumuzu biliyor musunuz?

Hayır.. Ne acıdır ki; bilmiyoruz!

Bizler, karşımıza aldığımız çocuklarımıza; ne denli akıllı ve başarılı olduğumuzu, nasıl bir yaşam mücadelesi verdiğimizi, şişkin fakat içi boş bir gururlanmayla anlatıp duruyoruz. Oysa ki; ne dünyadan, ne ülkemizden ve ne de kendi yaşamımızdan habersiz olduğumuzun farkında bile değiliz!

Karşımıza alıp şişkin fakat, içi fos bir bir gururlanmayla konuştuğumuz çocuklarımız ile torunlarımız, bizi dinlerken içlerinden gülüyorlar. Onlar, bizleri gününü bekleyen yolcular olarak değerlendiriyor. İçinde yaşadığımız sanal gerçekliğin sahteliğini ömrümüzün son demlerinde farketmemiz halinde iç dünyamızın paramparça olacağını bildiklerinden, yorgun yüreğimizi düş kırıklığı fırtınalarıyla başbaşa bırakmak istemiyorlar. Açıkçası, bu dram karşısında acı bir tebessümle gülüyorlar.

***

Bugün ülkemizde birileri en büyük insanlık suçu olan 'eroin' ticaretini gerçekleştiriyor. Onları bizlere saygın ve değerli olarak tanıtıyor, yanıltıyorlar. Gerçekleri ortaya serenlere ise; gülüp geçmeye kalkıyor, uyanamıyoruz! Bugün ülkemizde birileri vatana ihanet ediyor. İhanet içinde olanları başımıza taç ediyoruz! Öte yandan, Kendinize gelin, gerçek çok farklı diyenlere ise; kuşku ile bakıyor, kulaklarımızı tıkıyoruz.

Bugün birileri ortalık yerde elleri kanlı dolaşıyor. Bizler o ellere uzanıp tokalaşabilme yarışı içinde birbirimizin gırtlağna çöküyoruz!

Sanıyoruz ki; o eller: 'Zirvedeki karlar gibi bembeyaz' (!..)

Gözlerimize ayna tutup gerçekleri göstermek isteyenleri hiçe sayıp sanal gerçeklere yönelmeyi yeğliyoruz.

Medya mensupları, olup biteni halka duyurmakla görevli olmakla birlikte, meslek ahlakını hiçe sayıp çıkar odaklarının oyuncağı olmayı göze alabiliyor!

Kadının birinin silikonları patladı diye, televizyonlar ana haber bültenlerinde, tüm ülkeyi ayağa kaldırıyor da, eroin tüccarlarının karşısında birden bire acze düşüp suspus oluyor!

Ülke insanı yiyecek ekmek bulamaz haldeyken, birileri gülüp oynuyor, vatandaşın haliyle 'ayar' olup, 'müstehak' görebiliyor!

En acı yanı ise; vatandaş afyon yutturulmuş bir aymazlığın serkeşliğinden silkinip kurtulamıyor! Çünkü; sanal dünya gerçekliğini yaşıyor.

Özetle hepimiz felaketimize koşuyoruz. Ve yazık ki; koştuğumuz yer, sanal bir dünya değil!

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük