Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Şu goygoycu dedikleri..

info@haberdukkani.com 09 Mart 2011 Çarsamba

Her yarde sıkça rastlanan, üretmeyen, hiçbir iş yapmayan, çalışmayan ama ağzı iş yapan, kıraldan fazla kıralcı, şakşakçı, yalaka yani "goygoycu" tiplemesini hepimiz tanır biliriz.

Biliriz de genelde kulaktan dolma bilgilerle yaşam sürdürdüğümüz için "goygoy" sözcüğünün nereden türediğini pek azımız biliriz.

Bilenler bildikleriyle yetine dursunlar, bilmeyenler için şu günlerde giderek daha sıkça kullanır olduğumuz "goygoy" sözcüğünün kaynağına inmekte yarar var.

Bir zamanlar İstanbul'un  Şehzadebaşı Camii imareti karşısındaki Tabhane adıyla anılan, vakıf binada Anadolu'dan gelmiş görme özürlüler yaşarlar imiş. Her biri gündüzleri değişik semtlere dağılır, gün boyu dilenir, akşam olduğunda aynı çatı altında geçinip giderlermiş. Muharrem ayı geldiğinde İstanbul'u semt semt paylaşırlar, gözleri görmediğinden yanlarına topal ya da çolak bir yedekçi alırlar, altışarlı gruplar halinde kapı kapı dolaşarak, yardım toplarlarmış.

İçlerinden sesi güzel olan biri: "Gökte melek, yerde her can ağladı" gibi içli dizelerle Kerbela Mersiyesi okurken; diğerleri de her mısranın sonunda: "Hoy goygoy canım!" diye, eşlik ettikleri için bu isimle anılır olmuşlar.

Tarihçilerin aktardıklarına göre, "Hey kaygulu canım!" nakaratından bozma olduğu ifade edilmektedir.

Muharrem ayında altışarlı gruplar halinde İstanbul'un çeşitli semtlerine dağılıp yardım toplanmasına da "goygoya çıkmak" denirmiş.

Goygoy esnasında birbirlerinin birer adım gerisinde, öndekinin omuzundan tutunarak yürüyen bu kader kurbanları, bir örnek bez cübbeleri ve ince yemeni serpüşleri ile İstanbul sokaklarında solistler grubu gibi dolaşırlar, halkın ilgisini çekerlermiş. Ellerinde uzun asalar, bellerinde iki taraflı ve iki ağızlı torbalar, omuzlarında çift gözlü heybeler bulundururlarmış.

Altı kişide oniki göz torba bulundurulmasından maksat oniki imama göndermedir.

Goygoycular kapılarını çaldıkları evlerin önünde halka olup mersiye yahut ilahiye başladıklarında hane halkı, bir süre dışarıya çıkmaz, söylenen ilahiyi dinler, sonuna yaklaşıldığında kapıyı açıp para yahut bir kaseye doldurulan aşure malzemesi olacak hububattı getirip yedekçiye teslim ederlermiş. Yedekçi kendisine verilen her ne ise alır, torbasına boşaltıp geri iade edermiş kaseyi.. Goygoycular bu yolla topladıkları malzemeyi Tabhane'de pişirip hem kendileri yer hem de İstanbul halkından isteyenlere "şifa niyetine" dağıtırlarmış.

Bugün İstanbul, o güzel günlerin İstanbul'u değil ne yazık ki..

Günümüz goygoycularının da o goygoycularla uzaktan yakından hiçbir benzerlikleri yok.

Günümüz goygoycularından cümle kullarını Tanrı korusun.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük