Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Sümerler, Flamenko, Mayonez ve Barbaros

info@haberdukkani.com 30 Mayıs 2011 Pazartesi

Ünlü şair Yahya Kemal'in dizelerinde "Zil, şal ve gül" sözcükleriyle ifade ettiği İspanya, Akdeniz kültür denizinin çok önemli bir merkezidir.

Güney Avrupa ile Kuzey Afrika'nın birbirleriyle kucaklaşmak istercesine yakınlaştıkları Boğaz'ı komutan Cebeli Tarık komutasında geçip İspanya'ya ayak basan Arap orduları, İslam kültürünü İspanya'ya taşıdılar ve 500 yıl hükmederek "Endülüs" kültürünü Avrupa Kıt'asına kazımayı da başardılar. O günden bugüne  de Afrika'dan İspanya'ya geçilen boğazın adı Arap ordularını taçlandıran Türk komutan Cebeli Tarık'ın adıyla anılmaktadır.


Katalan İspanyası; Vizgotlar, Romalılar, Kartacalılar ve Araplar tarafından sahiplenilmiştir. Bu nedenle çeşitli kültürlerin derin izlerini taşır ve çeşitli efsanelerle anılır.

Bir başka ünlü şairimiz Ahmet Haşim, "Ağır ağır çıkacaksın bu merdivenlerden / Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak" der ve "Bir müddet ağlayarak bakıyorum semaya" diye devam eder. Kültür ve bilgi basamaklarını ağır ağır çıkmak gerekir. Aksi halde cehalet simsarından hiçbir farkı kalmaz kişinin. Günümüzde cehalet simsarlarına televizyon ekranlarında ve seçim meydanlarında sıkça rastlıyoruz..

Vizigotlar'ın güçlü bir bora gibi esip talan ettikleri İspanya, Kartacalılar'a kucak açınca Roma, tarihinin ilk ve en önemli yenilgisini yaşadı bu topraklarda. Arap İslam'ın 500 yıl hükmettiği, İspanya adını ENDÜLÜS'e dönüştürdüğü bu topraklarda RAKS, "Endülüs'te Raks" adıyla hala anlımaya devam eder.

Şair Yahya Kemal, her ne kadar "Zil, şal ve gül" diye tanımlamışsa da İspanya; 'zil, şal ve gül'den ibaret değildir hiç kuşkusuz.

İnsanlık tarihinin en acımasız, en kanlı işkenceleri ile vahşi ve büyük katliamları, "soykırımları" bu topraklarda yaşanmıştır. 'Hıristiyan Engizisyon'u Yahudiler ile Müslümanları sapıklık ve büyücülükle suçlayarak harlı ateşlerde diri diri yakmış ve türlü işkencelerden geçirdiği Çingeneler / Kıptiler de bu katliamlardan paylarına düşeni almışlardır.

Katolik Hıristiyan Engizisyonu, Endülüs adını tarihten kazıyabilmek için, bütün cami ve havraları yıktırarak yerlerine anıtsal katedraller yaptırmıştır.

Hz. İsa çarmıha gerilip çivilendiği KUDÜS'te son nefesini verirken: "Tanrım beni neden terk ettin?" demişti. Engizisyon mahkemelerinin zulüm ve katliam dönemini yaşayan İspanya, 500 yüz yıl süren İslam Endülüs döneminde kastanyet, zil, şal ve gül huzurunu yaşamıştı ama ardından gelen Engizisyon günlerinde Tanrı, bu toprakları terk etmiş olmalıydı. Kıptiler, Yahudiler ve Müslümanlar; kiliselerin işkence odalarında en akıl almaz işkence tezgahlarından geçirilmelerinin ardından eğer hala ölmemişlerse veya can çekişir haldeyken, meydanlarda harlı ateşlere atılarak yakılıyorlardı. Kitlesel bir soykırım yaşanıyordu İspanya'da.. Roma'daki VATİKAN bu durumu kutsuyordu.

13. yüzyıl, Endülüs kültür ve inancının bütün izlerinin tarihten silinmeye çalışıldığı bu katliam ve zulüm dönemidir; başta İspanya olmak üzere tüm Avrupa'da.. İspanya ve Mayorka adalarını içine alan bu topraklardan canını kurtarmaya çalışan Yahudiler, Osmanlı topraklarına sığınıyorlardı ve yeryüzünde sığınabilecekleri bir başka toprak parçası da bulunamamıştı.

Aragon Kralı, Engizisyon papazları ve Katalanlar; Kıpti, Yahudi ve Müslüman katliamlarını sürdürürlerken, kaçabilecek kadar şansı olanlar, Kuzey Afrika'da "Kartaca" olarak anılan bölgelere sığınacaklar ve oranın GIRNATA ismiyle anılmasına yol açacaklardı.

Ziller susmuş, Raks durmuş, Güller solmuştu!

Aynı dönemde Barbaros Hayrettin ve kardeşleri: Turgut, Hızır, İlyas ve arkadaşları Pir-i Reis ile Leventler'i Akdeniz'i Türk denizi haline getiriyorlar, Engizisyon katliamlarının öcünü alıyorlardı. Bu ünlü Türk korsanları, Fas, Tunus, Cezayir gibi Kuzey Afrika kıyılarını fetihederek namlanıyorlar ve Osmanlı İmparatorluk Kaptan-ı Deryalığına getirilerek "dokunulmazlık sancağı"nı gemilerinde dalgalandırıyorlardı.


İspanya ve İspanya'ya bağlı Mayorka Adaları'na sayısız baskın düzenleyen Barbaros Hayrettin ve Turgut Reisler, tüm Akdeniz kıyılarını "vergi"lendirmeyi başarmışlardı. Bu ardışık baskınlarda gemilerine doldurdukları esirleri pazarlarda satan Turgut Reis, bir defasında Mayorka adalarından topladığı üç bin esiri gemilerinin ambarlarına doldurup yelken basıyordu.


Avrupalılar'ın  Dragut dedikleri Turgut Reis'in kaptan gemisinden atılan bir top güllesi "Mahonnaise" adasındaki bir evin mutfağına isabet edince, mutfaktaki yumurtaların kırılmasına ve zeytinyağı şişesinden akan zeytinyağı ile yumurtaların karışmasına yol açıyordu. Bu karışımı baskın sonrasında yemek zorunda kalanlar, ortaya çıkan lezzetten çok hoşnut kalıyor ve mutfak kültürüne "Mayonez" adıyla yeni bir lezzet ekleniyordu. 1540'lı yılarda Mahonnaise adasında yaşanan Turgut Reis baskını Mayonez adını alan bir tada dönüşüyor ve günümüze ulaşıyordu.

Dragut'tan dünya mutfağına küçük bir hediyedir, günümüz sofralarının vazgeçilmezleri arasında ye alan Mayonez!

Barbaros, İlyas, Hızır ve Turgut reislerin gemileri ile Leventler'i İspanya Akdeniz şeridini öylesine korkutmuştu ki, kadınlar üzerlerine katkat etekler giyerek hamile olduklarına inanılmasını sağlayarak, esir alınıp götürülmekten kurtulmaya çalışıyorlardı. İşte o günlerde kadınların giydikleri bol, fırfırlı, kabarık ve içiçe etekler, Flamenko müziği eşliğinde ve kastanyetlerin ritminde yapılan dansın vazgeçilmez giysileri olarak klasikleşiyordu.


Flamenko gitar ezgileri ve kastanyetlerin ritmine uyan topuk sesleri eşliğinde ve fırfırlı bol eteklerin savrularak yapıldığı 'İspanyol-Endülüs Raks'ı kostüm folklörü Barbaros Hayrettin efsanesini yaşatır bu gerçeği bilenlere...

Türkler Flamenko müziği ve Flamenko Raksı pek severler, bu sevgi bağının DNA'larını Barbaros ve Leventler'ine borçlu olduklarını ise; hiç bilmezler. Mayonezi yerlerse de bu tadı Turgut Reis'e borçlu olduklarından habersizdirler..


1500'lü yıllarda Akdeniz'in tek hakimi olan Barbaros Hayrettin, Turgut, Hızır ve İlyas kardeşler ile Pir-i Reis ile Leventler'i Engizisyon işkenceleri, cinayetleri, katliamları ve soykırımların öcünü almakla görevlendirilmişlercesine ardışık baskınlar düzenleyip "vergi"lendiriyorlardı İspanya kıyıları ile adalarını..

Endülüs kültürünün Avrupa'ya taşıdığı yeldeğirmenlerini dev zannedip saldıran Don Kişot'un öykülerini hepimiz biliriz. Fakat bu yeldeğirmenlerinin yüksek SÜMER teknolojisi olduğunu ve Avrupa'ya Endülüs günlerinde Araplarca taşındığını bilenimiz pek azdır.

İspanya kan çiçeklerinin açtığı topraklar oldu her dönemde.. Falanjistlere karşı birleşen anarşistler, komünistler, sosyalistler ve sendika liderleri, General Franko faşizmine karşı büyük mücadeleler vermek zorunda kaldılar. Adolf Hitler ile Duçe Mussolini, İspanya faşizminden epeyce ilham alarak beslendiler.


Önasya Anadolu'da yerleşik kent kültürü tarihin her dönemine ait kalıntılara sahipken Avrupa'da "şato" kültürünün izleri vardır. Anadolu'dan en seçkin kent kültürü örneklerini alarak; (Aksaray'daki Güvercinkaya ile Aşıklı Höyük'ü anabiliriz. 7 bin yıllık bir medeniyeti günümüze taşımaktadırlar.) İspanya'da, şato, katedral ve Endülüs'ün silinemeyen kültürüyle harmanlanmıştır.

Flamenko, mayonez, yeldeğirmenleri ve Barbaros Hayrettin kardeşler ile Leventler'inin unutulmaz efsanelerini barındırır İspanya.. Mayonez yerken lütfen Turgut Reis'i, Flamenko dansı izlerken Barbaros Hayrettin'i, Yeldeğirmenlerini görünce atalarımız Sümerler'i anımsayınız; bizler onların yerkürdeki temsilcileriyiz. Seçim meydanlarındaki nutukları boşverin siz kendinizi tanıyın size o yeter...

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük