Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Yalnızlık, Robinson ve bilgi

info@haberdukkani.com 14 Ağustos 2010 Cumartesi

Yalnızlık, kaprisli bir sevgili gibi...

Özlendiğimizde kollarının arasına atılmak, usandığımızda ise; ondan kurtulabilmek için çırpınır dururuz!

Fakat, yaşamımızın önemli bir parçası olarak içimizdeki varlığını hep korur.

Ne yapsak, ne etsek ondan bir türlü kurtulamayız. Tam kurtulacak gibi olsak, özlemden yanıp tutuşur, yine onun kolları arasına atılabilmeye can atarız.

Zaman zaman hangimiz Robinson olmayı istemez ve düşlemeyiz ki..

Geniş kumsallar, tropik bitkiler, palmiyeler, şırıl şırıl akan dereleriyle kimseyle paylaşmak zorunda kalmayacağınız bir okyanus adasında, insan eli değmemiş bakir bir doğada yaşamayı hangimiz arzulamayız?

Böyle bir yalnızlığın yüksek çekimine kapılmamak mümkün mü?...

Böyle bir yalnızlık adasında 15-20 gün yaşamak, güzel bir tatil olur.

Peki ya bir yıl!.. Kuşkusuz ki, işkencedir.

Robinson, tam 28 yıl yaşar bu yalnızlığı..

Bütün bir ömrü yalnız geçiren insanlar olduğunu bilir misiniz?..

Onlar yalnızlık adasından anca ölünce kurtulabilirler. Siz, dayanabilir misiniz böyle bir yalnızlığa?

İnsanoğlunu içten içe kemirip kahrederek öldüren üç unsur: parasızlık, itibarsızlık ve yalnızlıktır.

En sonuncusu olan yalnızlık, en kötüsüdür.

Daniel Defoe, İngiltere'nin karışık döneminde yaşamış bir yazardı. Uzun yıllar ticaretle uğraşmış, 16 kez iflas etmiş, Avam Kamarası'nın 15 toprak sahibinin hukuksuz bir şekilde tutuklamasına karşı çıkınca; boynuna vurulmuş bir boyundurukla Londra sokaklarında teşhir edilerek hapse atılmış, kurtulabilmek için parti değiştirmek zorunda kalmış, diğer İngiliz yazarları gibi hükümet için bilgi toplayıp casusluk yapmıştı.

Her kitapla yazarı arasında gizli bir ilişki vardır.

Defoe, 59 yaşında ıssız bir adada yaşamak zorunda kalan gemiciyi anlatan bir roman yazamaya koyulduğunda yalnızlığın tadını çıkartmak istemişti.

Defoe'un Robinson adlı romanını milyarlarca insan zevkle okudu. Çünkü, toplum karmaşasından bıkıp yalnızlığa kaçıp sığınmak istiyorlardı.

Yalnızlık özlemi duyanlar Robinson'un ıssız bir adada yaşadıklarını okurken, özlemlerine kavuşuyorlardı.

Engels, Robinson ile kölesi Cuma'nın ilişkilerini araştırmış ve sormuştu:
"Aynı adaya düşmüş iki adamdan birisi niye diğerinin kölesi oldu?"

Akla gelen ilk yanıt,
"Çünkü Robinson'un tüfeği vardı" oldu.

Ama, "Hayır" diyordu Engels.
"Cuma istemiş olsa tüfeği binlerce kez çalar Robinson'a karşı kullanabilirdi."

Doğru yanıt:
"Robinson tüfeği olduğu için değil, bilgisi olduğu için efendiydi.

Tüfeği kullanabiliyor, alet yapabiliyor, doğanın olanaklarını Cuma'dan daha iyi değerlendiriyordu"

Çoğunlukla bilgi ile yalnızlık birbirlerine ikiz kardeş kadar yakındır.

Bilgi yalnız insanları sarmalar, onları güçlü kılıp kahredici yaşamları çiçek bahçesine dönüştürür.

Bütün bir ömrü yalnızlık adasında tüketenler bilgi ile kucaklaşmayı başarabildiklerinde içlerini kemiren ruhlarını hıçkırıklara boğan yalnızlıktan kurtulmayı başarmışlardır.

Toplum çöküntüye uğrayıp üzerimize abandıkça yalnızlığa özlem duyarız, mutlak yalnızlık düşleri giderek güç kazanır.

Yoksa siz hala Robinson olmak istemiyor musunuz?

O halde duyarlı ve akıllı olmadığınız gibi, tükenmiş toplumun tükenmiş bireylerinden birisi de sizsiniz.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük