Mevlid Kandili
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Yerküre ve yaşam

info@haberdukkani.com 27 Nisan 2010 Salı

İşte geldik, işte gidiyoruz..

Ömür denilen kısacık zaman yolculuğunda yolumuz, adına Dünya denilen yerküreye düştü. Düşmez olaydı!

Hepimiz neler, neler yaşamak zorunda kalıyoruz da bir türlü özlemlerimize kavuşup vuslata eremiyoruz. İnsanca bir yaşam sürdüremeden geçip gidiyoruz..

Köylü kızının düşleri bilgisayar ekranının içinden geçmez ama, samanlıkta doyuma ulaşmak ister. Fakat; samanlıkta basılmayı hiç istemez.

Köylü kızın çapsız dünyasında aşk ve ihtiras vardır. Ne var ki; medeni dünyanın teknolojik yansımaları yoktur.

Doğal gelişim süreci içinde buluğa eren bir köylü kızın adet görmeye başlamasıyla birlikte köyün buluğa ermiş yağız delikanlılarını gördüğünde yüreğinin hop etmesi kaçınılmaz bir realitedir.

Köylü kızın heyecandan yanakları pembeleşip avuçlarının içi terlerken bacaklarının arasında tatlı bir nemlenmeyi duyumsaması kadar doğal ne olabilir ki?

Gece klübünden çıkış sonrasında varılan yatak odasında hafif çakır keyif halindeyken dudakların birbirine dokunuşu ile akşam iş çıkışı yorgun ve bitik bir halde varılan yatak odasındaki yatağa pestil gibi uzanmak arasındaki farkı bizim, demir çelik fabrikasındaki Rüstem hiç yaşamadı.

Evi geçindirebilmek için gündelikçilik yapmaya mahküm Yeter'in yorgun bedeni kocası Rıza'nın aşk dokunuşlarıyla piyano gibi sesler çıkartabilir mi?

İnşaat amelisi Rıza, evdeki karısının yorgun bedenine dokunduğunda Nataşa'nın vücuduna dokunduğunda ortaya çıkan farkı algılayınca acaba nasıl bir ruh haline bürünür?

Bir daha gündeliğe giden, uğruna saçını süpürge ettiği Yeter'i ihtirasla kucaklayabilir mi?

Bunlar elbette ki hiçbir sosyolog, psikolog ve toplum mühendisinin mercek altına alıp inceleme zahmetine girişmediği konulardır.

Ne var ki; işte bu toplum da bu noksanlıklardan ötürü böyledir.

Kabzımal Cafer ile karısı ve memleketlisi hatta amca kızı Fitnat hiç dans etmişler midir orkestra eşliğinde?

Dansın insan ruhunu nasıl zenginleştirdiğini hiç bilmeyen kabzımal Cafer'i' sürekli altına kaçırıyor oluşu ile doğru orantılı bu gelişme toplumsal projeksiyona yansıdığında; kabzımal Cafer'in oğlu onca zenginliğe karşın Divan Oteli'nin önünde travesti olup çıkmıştır!

Şu bizim kabzımal Cafer, parayı basıp Romen dilberleri ile Rus Nataşa'ların iman tahtasına yüklenirken, birileri de onun travesti oğluna yüklene dursun ne gam!

Kuaför Necmi'nin karısı eve eskiciyi alıp fanfirifon ederken; bizim kuaför Necmi, falanca ünlü sinema sanatçısıyla pedikür, manikür ve ağda kültürünü geliştire dursun, kızı Nergis, Kumkapılı bıçkın şoför Muhittin ile diskodan sonra garsoniyerde esrar çekmeye koşsa ne olur ki; yani bunda ne gibi bir mahsur vardır?

Hem sonra kimi ne ilgilendirir ki, sonuçta özel hayat değil midir?

Kimi ne ilgilendirir?

Hortumcular malı götürmüş, ülkeyi bir baştan bir başa satıp atlarına atladıkları gibi Üsküdar'a geçmiş. Kimin umurunda, hem bunlara kafa yormanın ne lüzumu var!

Kuzum bu işlere kafa yoranların başına neler gelir, sonları ne olur, hala bilmeyen mi kaldı?

Başbakan'ın hastalığı yalnızca Hanımefendi'yi ilgilendiren bir konuyken, bunca yaygaraya ne gerek var? Anlamış değilim!

Bizim alt komşumuz geçen gün kocasının gönlünü hoş edip kendisine bend edebilmek için, üniversite yıllarından kanka oldukları arkadaşı Müjde'yi kendi elleriyle kocasına sunmuş ve üçlü bir seks fantezisi yaşamışlar ise; bundan kime ne? Müjde'nin kocasını hiç ilgilendirmeyen bu konu en sonunda avukatların koltuk altında bir boşanma dosyasına dönüşüvermesin mi? Ay, aman ne kaçıklık ve ne aptalca!

Toplum ahlakı, toplumsal değerler, ilkeler, prensipler, normlar vs. vs. kimin umurunda kardeşim, aç gözünü artık 21. Yüzyılda yaşıyorsun.

Zam üstüne zam geliyor ve sen hala namustan söz ediyorsun. Namuslu olanın kimse yüzüne bakmaz ki.. Marifet falan zannetme adama aptal derler sonra..

Bir de Rahşan Ecevit meselesi var ki; akıllara seza... Yahu kadın için, Musevi asıllı bile diyorlar! Kocası ve bizlerin eski Başbakanı merhum Bülent ile Bülent Ersoy arasında kıyaslama yapmaya cüret edecek kadar zavallılaşan yazarlar bile çıkmadı değil hani.. Rahşan Ecevit'in asaleti malumdur da şu yazı yazanların ne halt oldukları hiç belli değildir. Bunların cedleri bile kuşkulu.

Vatan haini yazarlar durmadan halkın kafasını karıştırıp parti liderlerine dil uzatarak geçimlerini sağlamanın kolay yolunu bulmuşlar. Hapishaneler, nezarethaneler ve de işkencehanelerde gül gibi geçinip gidiyorlar. Namuzsuz vatan haini yazarlar gene de nankörlük edip siyasilere verip veriştiriyorlar. Bunları asmak bile azdır. Ve de hatta bunları toplayıp birer entari giydirip çadır tiyatrolarında köçeklik etmeye mahküm ederek devlete ve millete gelir temin etme yoluna gidilmelidir.

Milliyetçi ve vatansever siyasi liderler canla başla memleketi kalkındırıp namusu sokağa düşen 13 yaşındaki çocuk fahişeleri kurtarabilmek için, çaba harcarken; Türkiye'yi ziyarete gelen Dünya Bankası ve İMF yetkililerine portakal suyu ikram etmekle yetinmeyip vatandaşın suyu ile koktely ikram ederek onları iyice bir hoşnut edip ağırlamaktan helak olup evlerine bile gecenin ilerleyen saatlerinde varabilen bu fedakar insanlarımızı başımızın üzerinde taç olarak taşımaz isek; Avrupa Birliği'ne giremeyiz ki! Adamlar bizi tabi ki AB'ye almazlar. "Siz gidin de siyasilerin popolarını yalayın anam" derler, eh ! derlerse de; adamlar haklıdır.

Geçen gün bizim akrabalardan, (uzaktan akraba) yeğenlerden birisi, üniversitede okuyor, mühendis falan çıkacak sanırım, adamın birisine abayı yakmış. Alıp karşıma biraz nasihatta bulundum. Kızım, aklını başına al. Akıllı ol. Derhal kendine bir otomobil ve kat aldır, aşk karın doyurmaz. Sonra adamı şutla söğüşlenecek bir başka enayi bul, parayı kap, küpünü doldurmaya bak. Bırak şu mühendislik ayaklarını salak olma, dedim. Kızın aklı havada enayi bir şey anlamadı tabii.. Ama gençlik çabuk geçecek ve kafasını taştan taşa vuracak. Emekli kuyruğunda üç aylık maaş kuyruğunda inim inim inleyecek. O zaman aklı başına gelir bizim enayinin.

Ulan aferin şu bizim barmen Necati'ye.. Barda kapmış bir fabrikatörün karısını parasını yiyor, keyif çatıyor. Onun bi'kardeşi var, hani şu geçenlerde ödül mü ne almıştı ya Prof. Salak hala başını sokacak bir ev sahibi bile olamadı da kiralarda sürüm sürüm sürünüyor. İşte o, enayi... Neyse şimdi işim var saat ilerlemiş.

Bizim gümrükçü Fehiman ile İthalatçı Mustafa beni yemeğe bekliyorlar. Hayali ihracat yapacaklar, bakarsınız komşuda pişer bana da düşer! Yemeğe geç kalacağım.

Sonrasını sonra anlatırım.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük