Kelepirci 60
Ümit OĞUZTAN
Ümit Oğuztan

Yine iş başa düştü!

info@haberdukkani.com 25 Eylül 2014 Perşembe

Kimse "objektif"  bir bakış açısıyla bakmıyor Türkiye fotoğrafına..

Taraf tutma alışkanlığı, ön yargılar, tabular, kör inanç ve çıkar hesaplarından kurtulamayanlar, insanların kafasını karıştırmaya devam ediyorlar. Herkes, ben biliyorum, çok akıllıyım, bilim adamıyım der ama kimse bir şey bilmez.. İnsanlar düşünüp duruyorlar ama doğru sonuca ulaşmaları olanaksız. Bu da Tanrı'ın fani kullarına bir şakası olsa gerek.

Dünya değişiyor, kaçınılmaz olarak Türkiye de gelişiyor ve değişiyor.

Sürekli gelişen bilim ve teknoloji değildir yalnızca; nesiller de değişiyor. Bu şu demektir: Kültürler de değişiyor. Buna bağlı olarak siyasi anlayışlar da..

Hızlı bir seyahatten henüz döndüm İstanbul'a.. Yıllarca Tüm Türkiye'yi gezdim, görmediğim yer yoktur. Ancak son on yıldır İstanbul'a çakılıp kaldım. Artık İstanbul'da olumsuz ve olumlu yanlarıyla birlikte 10 yıl önceki gibi değil; Türkiye'nin en yaşanılmaz kenti oldu.

Türkiye'nin hiçbir yöresi, kenti, ilçesi ve köyü 10 yıl önceki gibi değil. Nereye giderseniz gidin otobanlar, havalimanları, hastaneler, oteller, sosyal yaşam alanları, modern konutlarla yenilenmiş durumda.. İşte bu gerçektir Ak Parti'yi iktidarda tutan.

Bu kadar somut, çarpıcı, elle tutulur, gözle görülür gerçeği yazmak çok zor olmasa gerek ama hiç kimse yazmıyor. Çünkü, Ak Parti'yi sevmiyor. Hiç kimse Ak Parti'yi sevmek zorunda değil. Benim de Ak Parti sempatizanı olduğumu hiç kimse iddia edemez. Fakat, kör değilim.

Gerçekleri görebilmek için AK Partili olmak gerekmiyor.

Sigortalı bir işte çalışan herhangi bir vatandaş bankadan içeriye girdiğinde rüyasında göremeyeceği, babasından bile alamayacağı "para"yı bankadan kredi diye alıp çıkıyor. Kimsenin kimseye "müdanası" yok artık.

Dileyen dilediği Özel Hastane'ye gidip sağlık sorununa deva bulabiliyor.

Bilmem haberiniz var mı, gençler banka kredisiyle evleniyor, otomobil alıyor ve hatta başlarını sokabilecekleri bir ev bile satın alabiliyorlar. Böyle bir şey, benim gençliğimde rüyadan başka bir şey değildi.

Yaşamın "ritmi" yükseldi, hayatlar "kreşendolar" ile bir anda değişiyor. Caddeler, sokaklar, otoparklar, otobanlar lüks otomobillerle dolup taşıyor. Evlerde internet, bilgisayar ve herkesin cebinde cep telefonu var. Sıradan vatandaşların düşünceleri sosyal medyada göz kırpması hızında yayılıyor, müthiş bir etkileşim sarmaladı toplumu..

Az kalsın unutuyordum, çifçilerin traktörleri, jet-set'in 4x4 jiplerinden çok daha konforlu, çok daha fiyakalı en önemlisi çok daha işlevsel.



Köylerde "kara kaçan" sahibi olanı köylüler kendi aralarında alaya alıp muziplik olsu diye "adını" çıkartıyolar bilesiniz. Bu yüzden köylerde eşekler başıboş geziniyorlar, olabildiğince özgürler ama, bir sorun var; bakımsızlıktan bir deri bir kemik kalmış zavallı çilekeşler. Sizin anlayacağınız eşekler dünyasında obezite sorunu yok.

Bütün bunlar o kadar kısa sürede gelişti ki; gençlik bile bunalıma sürüklendi. Kimileri bonzai belasına, kimileri de seks partilerine sardırdı. Yetişkinlerin mızmızlanmaları ve değişen dünyanın hızıyla başlarının dönüyor olması çok mu tuhaf?

Bu satırları okudukça, Alev Çukurkavaklı'nın ifadesiyle "şallak mallak" olmayın. Ben, iflah olmaz bir muhalifim. Ne var ki; gözlük kullanıyorsam da şükürler olsun, tümden kör de değilim.


AYNALAR VE FANİLER
Adamın biri, ilk defa gittiği şehrin tarihi çarşısına uğradığında, bir dükkana girerek, "Hatıra eşya almak istiyorum", demiş. "Ne tavsiye edersiniz?"

Dükkan sahibi yaşlı zat, adamı tepeden tırnağa süzüp, "Buranın en meşhur malı, aynalardır evladım, " demiş. "Ama onları almaya güç ister."

Adam, hiç düşünmeden, "Ben, yaşadığım şehrin en zengin insanıyım, " diye atılmış. "Benim için para önemli değil."

İhtiyar, dudak büküp, "İnşallah gücün yeter, " demiş. "Çünkü padişahlar bile alamadı onları."

Adam, ses tonunu iyice yükselterek, "Benim elde edemeyeceğim şey yoktur, " diye direnmiş. "Fiyatları ne kadar?"

İhtiyar adam, "Seçeceğin aynaya bağlı, " diye gülümsemiş. "Günümüze ait aynaları normal fiyata alabilirsin. Fakat eski aynalar pahalıdır. Hele, hele antikalara gücün yetmez. Ama geleceğin aynası bedavadır, fakat onu görsen pek beğenmezsin."

Adam, bu sözleri pek anlamamış. Ama merakından çatlayacak gibiymiş. Aynaları bir an önce görmek istediğinden, yaşlı adamın koluna girip, dükkanın arka bölümüne geçmiş.

Yaşlı adam, elindeki baston ile işaret ederek, "Sana ilk önce günümüze ait aynayı göstereyim, " demiş. "Çerçevesi gümüştendir. Fiyatıysa sadece üç altındır."

Adam, duvarda asılı duran kristal aynayı kısa bir süre incelemiş. Ve ona bakarak saçlarını düzelttikten sonra, "Bunun bir özelliğini görmedim, " demiş. "Evimde de bundan üç dört tane var."

Yaşlı adam, seke, seke ilerleyerek, "O halde bu aynaya bak!" demiş. "Çeyrek asır öncesine aittir. Çerçevesi bakırdandır. Fiyatı ise yüz kese altındır."

Adam, "Herhalde şaka yapıyorsunuz, " diye gülümsemiş, "Böyle basit bir ayna, on altın bile etmez."

İhtiyar adam, "Ben sana söylemiştim!" diye, kızmış. "İsterseniz vazgeçin."

Adam, iş olsun diye aynaya baktığında, bağırmamak için kendini zor zapt etmiş. Gözlerini ovuşturarak baktığı aynadaki görüntü, onun yirmi beş yıl önceki haline aitmiş. Ne başının büyük bölümünü saran beyaz saçlar varmış bu görüntüde, ne de yüzünü kırış, kırış eden derin çizgiler.

Adamın aynaya takılan gözleri, biraz sonra fal taşı gibi açılmış. Çünkü aynadaki gençlik görüntüsünün hemen arkasından, sevdikleri geçiyormuş birer, birer.

Büyük bir dehşet içinde, "Aman Allah'ım!" diye bağırmış, "Bu geçen, kız kardeşim değil miydi? Hem de henüz kanser olmadan önce."

Daha sonra, en sevdiği teyzesi ve dayısı da geçmişler, adamın görüntüsü ardından. Her ikisi de çeyrek asır önceki halleriyle.

Adam, dayanamayıp başını çevirmiş aynadan. İhtiyar, ona sokulup, "Bu işten vazgeç!" demiş, "Zaten bir çok insan da öyle yaptı."

"Hayır!" diye, itiraz etmiş adam. "Kardeşimi özlemiştim, dayımla teyzemi de."

"Peki!" demiş, ihtiyar. "Şu gördüğün bir antika aynadır. Çerçevesi ahşaptır. Değeriyse bin kese altın eder."

Adam, oraya doğru ilerlerken, korkusundan vazgeçmiş. Ama merakını yenemeyip aynaya baktığında, küçük bir çocuk gibi çığlık atmış. Yedi sekiz yaşlarında bir çocuk duruyormuş karşısında. Soluk yüzlü, incecik, dişleri dökük ve saçları dağınık bir çocuk.

"Aman Allahım!" diye bağırmış, "Bu benim çocukluğum. Cebimdeki sapan bile duruyor."

Adam, biraz sonra sendeleyerek duvara tutunmak zorunda kalmış. Bu sefer, 30-35 yaşlarındaki halleriyle annesi ve babası geçiyormuş geriden. Daha sonra da nur yüzlü dedesi. Annesi, her gün defalarca yaptığı gibi, öpüvermiş onu yanağından. Babası ise her zamanki şakacılığıyla, ensesine bir şaplak atmış yavrusunun.

Adam, kaçarcasına uzaklaşmış oradan. İhtiyarın yanına yığılmış ağlayarak.

Yaşlı adam, "Gerçek aynalar böyledir evladım, " demiş. Bu yüzden de ulaşılmaz onlara."

Adam, biraz olsun kendine geldiğinde, dükkandan atmak istemiş kendini. Fakat tam çıkacakken, "Bedava aynalardan söz etmiştiniz, " demiş. Onu da merak ettim.

İhtiyar adam, "Ona hiç bakma evlat, " diye atılmış. "Bugün çok fazla yoruldun, kalbin dayanmaz."

"Mutlaka bakmalıyım!" diye, ısrar etmiş adam. "Gördüğüm şeylere artık alıştım."

Yaşlı adam, çaresiz kabul etmiş ve duvarlara asılanlardan farklı olarak, dükkanın döşemesi üzerine indirilen bir aynayı gösterip, "İşte bu da geleceğin aynası!" demiş.

"Çerçevesi altından olup bedavadır. Ama onu hiç kimse almadı.

Adam, "Geleceğin aynası ha!" demiş, "Üstelik de altından ve bedava..."

İhtiyar, hiç sesini çıkarmamış. Adam ise emin adımlarla aynaya doğru ilerlemiş ve bakmak için yere eğildiğinde oracığa yığılıp kalıvermiş.

Yaşlı adam, "Geleceğin aynasında ne göreceğini tahmin etmen ve ona göre hazırlıklı olman gerekirdi evladım, " demiş. "Senin de gücün yetmedi demek ki... "

İhtiyar adam, müşterisinin cansız vücudunu kucaklarken, onun aynadaki görüntüsüne bakmış. Kuru bir iskelet görünüyormuş.

Ümit Oğuztan

TÜM YAZILARI

Haber Dükkanı büyük